Duygusal olgunluk kısaca, bir insanın hangi ortamda ve durumda olursa olsun hislerini idare edebilmeyi ve kontrol altında tutabilmeyi bilmesi olarak tanımlanır. Kendisinin zayıf ve güçlü yönlerini bilmektir.
Peki ya duygusal olarak olgunlaşmamız birini nasıl anlarsınız? Belki hayatınızdaki insan ya da etrafınızdaki kişiler bu kategoride ve farkında değilsiniz.
Duygusal olgunluğa erişmemiş kişiler, hissettikleri hakkında konuşmakta zorlanırlar, gelecek planları yapmazlar ve orta yol bulmayı kesinlikle reddederler. Başka neler ekleyebiliriz bu listeye?
Duygusal olarak olgunlaşmamış birinin özellikleri nelerdir?
Olgunlaşmış insan sorun değil çözüm odaklıdır. Sorunun değil çözümün parçasıdır. Sunulan seçeneklerden fazlasını bulan kişidir. Olaylara çok farklı açılardan bakabilen, söylenenin içinden söylenmeyeni, gösterilenin içinden gösterilmeyeni süzen kişidir. Kimseyi kırmamak için azami çaba sarf eder, kırıcı olan kişiye bile seviyeyi düşürmeden, küfür ve hakarete girmeden ağzının payını veren insandır.
Sorunun muhteşemliğini alkışlıyorum. Alıntı bir yanıt vermek istedim. okuyanlar içinde not olarak bulunsun.
"-‘Tek başıma vakit geçirmek konusunda iyi değilim.’
Olgun insanları diğerlerinden ayıran en önemli şeylerden biri, kendilerini oyalayacak bir şeye ihtiyaç duymadan kendi başlarına kalabilmeleri, kim oldukları ve deneyimleri üzerine düşünebilmeleridir. Olgun insanlar ne kadar zor ve rahatsız edici olsa da duygularını inceleme ve gerçekten hissetme fırsatını kendilerine tanırlar. Kendi öfkeleriyle, kıskançlıkları ya da utançlarıyla yüzleşebilirler. Olgunluğa erişememiş insanların ise kendilerini yapmaktan alıkoyamadıkları bir şey vardır: kendi zihinlerini anlama ihtimalinden kaçınmak için kendilerini oyalayacak birisi ya da bir şey bulmak.
‘Çocukluğumu pek hatırlamıyorum.’
Zorlukların yaşanmadığı bir çocukluk yok gibidir. Kimse istemese ve ebeveynler en iyi niyetlerle hareket etseler de çocukların gelişimi mutlaka yaralar ve aksaklılarla doludur. Bu yüzden asıl mühim olan birinin mutlu bir çocukluk geçirip geçirmediğinden çok (ki dünya üzerinde neredeyse kimse tümüyle mutlu bir çocukluk geçirmemiştir), çocukluğuna dair hem iyi hem kötü yönleriyle serinkanlı ve sağduyulu bir perspektif geliştirip geliştirmediğidir. Geçmişe dair çok az şey hatırlamak geçmişin cennet gibi olduğunu ya da ‘mazide kaldığını’ değil, henüz üzerine çok fazla düşünülmediğini gösterir.
‘Bunu daha önce hiç düşünmemiştim…’
Duygusal olgunluğa erişmemiş insanlar tutkuları, acıları, planları ve geçmişlerine dayalı sorularla karşılaştıkları sohbetleri sürdürmekte zorlanırlar. Örneğin, bir şeyler içmek için birlikte oturduğunuzda eski sevgililerinden neden ayrıldığını, anlamlı bir işin onun için ne anlama geldiğini, çocukluğuna yönelik pişmanlıklarının ne olduğunu sorduğunuzda (oldukça naif bir biçimde) bu konuların onun için çok yeni olduğunu ve ‘bunu daha önce hiç düşünmediğini’ görürsünüz. Bu ketumluktan değil muhtemelen sürdürdüğü hayata dair düşünmenin yoğunluğunu ve acısını göze almamış olmasından kaynaklanır.
‘Her şey çok iyi gidiyor. Sıkıntı yok…’
Tabi ki iyi hissetmeyi kimseye çok görmüyoruz. Ne var ki duygusal olgunluğa sahip olmayan insanlar genellikle iyi hissederler ve kötü duygulara kendilerini bırakamazlar. Her şeyin iyi gittiğini söylerler (aileleri, işleri, aşkları, cinsel hayatları, tutkuları) çünkü öfke ve kayıp duygularını, kafa karışıklığını ya da başına buyruk arzuları tetikleyebilecek daha karmaşık ve daha gerçek bir şeyle başa çıkabilecek içsel kaynakları yoktur. Böyle biriyle yapacağımız sohbetten her insanın böylesi tek boyutlu, neşeli bir hayat süreceği fikriyle kafamız karışmış ve yalnız hissederek ayrılmamız mümkündür.
‘Bunlar hep psikologların saçmalamaları…’
Bir sohbet duygusal bütünlüklerini sarstığı anda, duygusal olgunluğa erişmemiş insanlar bunların kafa karıştırıcı saçmalıklar olduğunu söyleyerek konuyu kapatmaya çalışır. Tüm sorunlarımızın çok fazla düşünmekten ileri geldiği gibi basit bir düşünceye yaslanmaya ihtiyaçları vardır. Bu tür bir tutum, kaygılı insanlara “kendilerini toplamalarını” ya da ruhsal sıkıntıların çoğunun yeterince dışarı çıkmamaktan kaynaklandığını söylemelerine neden olur. Elbette hiçbiri özgüvenli olmalarından kaynaklanmaz: Bu dehşet içinde kulaklarını tıkayıp, can yakabilecek gerçeklere ‘Hayır’ demelerinin bir yoludur yalnızca.
Duygusal olgunluğa erişmemiş insanlar son derece çekici ve zaman zaman eğlenceli olabilirler. Yine de genel bir kural olarak onlara uzak bir tarihe randevu vermemiz, belki bir on ya da yirmi yıl sonra tekrar geri dönmemiz daha iyi olur. Sonuçta hayat, duygusal bir olgunluğa erişmek için çabalamayan insanlara vakit ayırmak için çok kısa, çok ilginç ve çok yalnızdır.
Çocuk ruhuyla yaşayanlar genelde olgunlaşmakta zorlanırlar, ki ben öyleydim. Sorumlulukların her türlüsü beni zorlardı. Tabi olgun olduğum taraflarım da vardı ama olgunlaşmamış daha çoktu. Çalışıyorum.
Böyle birini tanidim daha önce tanimadigim denk gelmedigim biriydi olgunlugun yasla olmadığını anlamış oldum
Dengesiz ruh halleri olur, konusmalari bir birini tutmaz çekici yanlari da vardır çünkü onlar bize hayal gibi gelir herseyi redetmelerinden dolayi öyleymis gibi davrandiklarindandir bu
Başkalarını suclar, sorumluluklarindan olabildigince kacar, bencildirler dunyada sadece o vardır sanki, yaptiklaronin bir sonucu olacaginj dusunmezler