“Koşulsuz sevgi gerçekten her birimizde var. Derindeki iç varlığımızın bir parçası. Varoluş hali kadar aktif bir duygu değildir. Şu ya da bu nedenle “Seni seviyorum” değil, “Beni seviyorsan seni seviyorum” değil. Sebepsiz sevgi, nesne olmadan sevgi. Sadece sevginin içinde oturmak, üstünde oturduğunuz sandalyeyi ve içinde olduğunuz odayı birleştiren ve etraftaki her şeye nüfuz eden bir aşk. Aşk, düşünen zihnin ateşini söndürür.”
Annenin sevgisidir. Onun dışında böyle bir sevgi yoktur. Diğer her sevgi bencildir. Bu illaki çıkar ya da sevgi karşılığı olarak algılanmamalı. Manevi boyutta kendisine fayda sağladığından sever insanlar. Kesinlikle "kendim için bir şey istiyorsam nağmerdim, her şey onun için" diyen yalan söyler. Tarotta kupa ası koşulsuz sevgiyi akla getirir. Çünkü kupa asında, sevginin sahiplenilmemiş halini görürüz. Eğer paylaşılması ve paylaştırılması gereken kocaman bir hazine varsa bizde, onu herkese ayrım yapmadan koşullar öne sürmeden pay etmek en doğrusu olurdu. Ya da bir insan söz konusuysa onu parçalarına, iyiliklerine kötülüklerine ayırmadan olduğu gibi sevebilmek, kabul edebilmekten söz edebiliyor olurduk ki bu herhalde varılacak son noktadır, bu yüzden ütopik olması da kaçınılmaz görünür pek çoğumuza. Özellikle de kırılan bir kupadan bize düşen ganimetin ilahi bir seçimle bizim elimize geldiği yanılsamasına kapılmışsak. Kendi kendimize koşullar ve dar yollar yaratıp hem kendimizi hem de başkalarımızı onların içine tıkmışsak.
Sevginin enkazına giden süreçte küçük çatlaklardır koşullar. Bu çatlakların hem oluşumunda hem de yıkıma gidecek ortamın oluşunda sorumlu olanlar hayallerdir. Hayallerimiz var, kendi halinde durduklarında gayet masum olan ancak bir başkasıyla birleşen dünyamızda beklentilere dönüşüp acımasızca saldıran.
Hayallerimizde kurduğumuz dünyanın parçalarını severiz, onları sahipleniriz. Dünyamızı bir başkasıyla birleştirmek için taşıdığımızda onlar da gelir. Sevdiğimiz kişiyi bize anlatan yansımaları görmek yerine genellikle zihnimizdeki sevdiğimiz parçalara yönelir gözlerimiz. Hayallerimizden gelen sevdiğimiz parçalar ilk önce sinsidirler, birer koşula dönüşmeden önce bir illüzyonun altında sevilenin üzerinde görünürler. Zaman geçtikçe bu bu parçalar katılaşır. Sevilen ile aramızda bir ayna olurlar. Biz sevilene baktığımızda hayallerimizin parçalarından oluşan aynayı görürüz. Zaman geçtikçe bu illüzyon tamamen ortadan kalkar. Gerçeğin keskin ışığı sevdiğimizden gelenleri taşır ve aynamızın üzerine saplar. Çatlaklar oluşur aynamızda. Bunu kabullenemeyiz. Bundan sonra koşullar öne süreriz; o başından beri tutunduğumuz, benimsediğimiz parçaları korumak adına, onların müdafaasının savaşını veririz. Sevgimizin ölçütü artık bu olmuştur. Ve belki bir gün ayna kırılır. Ortada içimizde doğup büyüyen sevginin enkazı durur, karşımızda sevilenin çıplak gerçekliği. Bunu bir anda kabullenmek zordur. İşte bu yüzden sevgiler kırılgan ve çabuk biter görünür. Koşulsuz sevmek bu yüzden çok zordur. Sevilen kişiden gelen gerçekliği görecek göz ve gerçeği kucaklayacak kocaman bir kalp gerektirir.
marx tan bir alıntı ile başlayabilirim sanırım bu soruya. karl der ki ; kişi yalnız bir tek kişiyi seviyor, başka her şeye ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil genişletilmiş bencilliktir. Bu çok derin bir analiz aslında. Bunun ile beraber insanları ve benliklerini tanımlamak gerekir. İnsanın esas olarak her eylemi bir kazanım amaçlar. Sevmek de bir kazanım amacına tabi dir. Sevdiğinin yanında olmasını istemenin kişiye verdiği haz için ona bağımlı olmak gibi. Bu bağlamda bakılırsa sevgi karşılıksız olmaz olamaz. çünkü bu karşılık ortadan kalkarsa sevgi niteliğini kaybeder. gerekliliğini de kaybeder. hiçlik alır yerini. Bunu tam olarak kavrayıp sevginin kaynağı olan bu gerekliliği yükseltip ego ve bencillik haline sokmadan bakarsak. Kişi doğasında daha var oluşuyla oluşan nevrotik davranışlarından sıyrıla bilirse mümkündür. Buda insanın kendisini bilincini ve bilinc altını tanıyıp birbiri ile çarpıştırması ile mümkündür ancak.
Koşulsuz sevgi vardır. Anneler mesela. Onlar koşulsuz sever sadece. Çıkarları olmadan. Geri kalanı hep çıkar ilişkisi üzerine buna da sevgi demem zaten ben
Önce tanım; seni seviyorum ile başlayıp, "çünkü" ile devam etmeyen, seni seviyorum ile başlayıp, "için" ile araya sıkışmayan, kanıtlanabilirliği ancak: seni seviyorum ile başlayıp, "rağmen" ile bitendir. Var mı? El cevap; insan kendini seveni, mutlu edeni seviyor. Ben koşulsuz seviyorum, o beni sevmese de, üzse de seviyorum diyen bulmak imkansıza yakındır.
Kişilik & Karakter konusunda 19,5b cevap paylaştı.
Koşulsuz sevgi kavramına inanmıyorum. Öyle bir sevgi var olsaydı ödül ceza sistemi olmaması gerekirdi. Seven, sevdiğini mutlu ederken aynı zamanda mutlu olmak istiyor. "O mutlu olsun bensiz de olsa olur" düşüncesinde bile onun mutluluğundan kendimize ayırdığımız pay vardır.
Annenin evladına duyduğu sevgidir koşulsuz sevgi, bu zamanda pek fazla karşılıksız seven kişi yok, dünyanın getirdiği modern çağın içinde bunlarda var.
Koşulsuz sevgi; üstünde çok durulup, çok konuşulup uygulamaya geçirilemeyen sevgi türüdür. Örneğini verecek olursak, annenin evladına olan sevgisi ya da platonik aşkı verebiliriz..
Vardır ama herkeste olmasının mümkünatı yok. Bazı annelerin bile evladına kıydığı bir çağda yaşadığımızı gördüğüm zaman koşulsuz sevgiyi dünya gözüyle görebileceğime dair inancım kalmıyor.
Ben kendi yorumumu yapıyorum Bunun dışında öyle bir sevgi yok.. Ölene kadar kimse kimseyi sevmez Annemiz babamız hariç. O da gerçek anne ve baba. İlla pes edilir.
Annenin evladına sevgisi koşulsuzdur.. ve herşeye rağmen birini sevebilmektir bazan platonik onun başkasını sevdiğini bildiğin halde sevmeye devam etmekde koşulsuzdur
Anne babalar evlatlarının koşulsuz sever , daha doğmadan başlar sevgisi, evlat ne yaparsa yapsın anne baba affeder. Anne baba sevgisinden şüphe etmeyin istisnalar hariç.
Çok masum çok güzel. Sayarsan binlerce sebep sayarsın. Sonra sil baştan yaparsın. Her gün ama hergün yeniden sevmeye onlarca sebep bulursun. Bazende hiçlikte sever sevgide kaybolursun. Rabbim böylesi bir duyguyla sonsuz bağlılık versin.