Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Es-selamu Aleyküm.

Uzun bir bekleyişten sonra, gayretlerimiz meyvesini verdi görünüyor. Bu nimetleri bize ulaştıran ve paylaşmamızda lütfunu esirgemeyen Rabbimize hamdolsun. Dilerim birçok insan bu yazılardan nasiplenir ve diğer arkadaşlarını da bunula hissedar eder. İki parça halinde topladığım bu yazının devamında da sizleri beklemekten şeref duyarım.

Sizinle bu konuda insanı içten yiyip bitiren ve çekilmez biri haline getiren, insan ilişkilerini bozan 'kibir' mevzusunu ele alacağız. İnşaAllah bizimle beraber bir yolculuğa çıkmak ister misiniz? Yazımız uzun da olsa keyifli bir okuma olacağını düşünüyorum.

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Okuma süresi: (Toplam 4528 Kelime) 37 dakika 44 saniye.

Konu Başlıkları;

  • Kibir Nedir?
  • Azamet Yalnızca Allah'ındır
  • Kibir Haktan Nasipsiz Bırakır
  • Hadislerle Kibir
  • Kibrin Belirtileri, Tedavisi ve Kazanımı
  • Kibrin Kişisel Zararları
  • Hadislerle Hilm (Yumuşak Huyluluk) Nedir?
  • Hilm Gayretle Elde Edilir
  • Kibir Hastalığı Tavsiyeler

Kibir Nedir?

Sözlükte “büyüklük” anlamına gelen kibir (kibr), tevazuun karşıtı olarak “kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması” demektir; ancak kelimenin daha çok birinci anlamda kullanıldığı, büyüklenme ve böbürlenme şeklindeki davranışların ise bu huyların dışa yansımasından ibaret olduğu belirtilir.

Aynı kökten gelen tekebbür ve istikbâr kibre yakın anlamlara gelmekle birlikte "kibri" büyüklük duygusu, "tekebbürü" ise bu duygunun eyleme dönüşmesi şeklinde yorumlayanlar da vardır (meselâ bk. Gazzâlî, III, 343-344; Ferîd Vecdî, VIII, 43).

Kaynaklarda, tekebbürün en ileri derecesinin gerçeği kabule yanaşmayarak Allah’a karşı büyüklenmek ve O’na boyun eğip kulluk etmeyi kendine yedirememek olduğu ifade edilir. İstikbârın (Ar. kiber “büyük olmak, şerefli olmak”tan istikbâr) iyi ve kötü olanı vardır.

  • İyi tarafından bakılırsa insan şerefli bir varlık olduğunu bilirse büyük ve değerli bir kişi olmayı ister, bunun için gerektiği şekilde çabalar ve kendini geliştirir.
  • Kötü yönü de kişinin sahip olmadığı meziyetlerle övünerek kendini olduğundan farklı göstermeye çalışmasıdır.

Tekebbürün de benzer şekilde iki farklı anlama geldiği görülür. A‘râf sûresinin 146. âyetinde kibir taslayanlar eleştirilirken “haksız olarak” kaydının konması dikkate alınarak bir kimsenin sahip olduğu gerçek meziyet ve erdemleri ölçüsünde kendi değerinin farkına varmasında bir sakıncanın bulunmadığı belirtilmiştir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “kbr” md.; Lisânü’l-ʿArab, “kbr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “kbr” md.).

[Eklemek isterim ki, iş başvurusunda bulunurken veya insanlara meşru dairede kabiliyetlerinizden bahsederken kibirlilik taslamış olmazsınız. Aksine karşınızdakine ne verebileceğinizi açık bir dille ifade ederseniz muhatabınız sizinle çalışıp çalışılmayacağını öğrenmiş olur.]

[Bir başka örnek de evlenmek maksadında bulunan gençlerin görüşmelerinde kendilerinden bahsederken kibre ve gurura kapılmaları, kendinde olmayan meziyetlerden bahsederek güya mücahid(e), takvalı, zahid(e) ve dindar olduklarını gösterip dile getirmeleridir. Bu konuda ölçü elden kaçırılırsa beklentilerin karşılanmadığı evlilikler bir örümcek ağı gibi yıkılmaya / bozulmaya hazırdır.]

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Ucb (kendini beğenme), ihtiyâl ve huyelâ (büyüklenme), fahr, tefâhur (övünme), tahkir (başkasını aşağılama), tecebbür (zorbalık), tuğyan (taşkınlık) gibi kibre yakın anlamlarda kullanılan başka kavramlar da bulunmakla birlikte bunlardan yalnız ucb kelimesi kibir gibi literatüre ahlâk terimi olarak girmiştir.

Kaynaklarda genellikle ucbun kibirden farklı olduğu belirtilir. Buna göre kişinin kendini büyük, başkalarını küçük görmesine kibir, başkasını küçük görmeden kendini ve yaptıklarını beğenerek böbürlenmesine de ucb denilir. “Kişinin geçici değerlere aldanıp onlarla avunması” anlamına gelen gurur da Türkçe’de “kendini beğenme, böbürlenme” mânasında kullanılmaktadır.

Kur’an’da kibir kelimesi terim anlamıyla bir âyette geçmektedir (el-Mü’min 40/56); aynı anlamda sekiz yerde değişik isim ve fiil kalıplarında tekebbür (el-A‘râf 7/13, 146; en-Nahl 16/29; el-Mü’min 40/27), kırk dokuz yerde de istikbâr kavramları yer almıştır. Ayrıca izzet, muhtâl, fahûr, fehhâr ve tefâhür, cebbâr, âlî ve ulüv, tâgī ve tuğyan gibi kavramlar da kibir ve ucbun farklı tezahürleri olarak kullanılmıştır.

Kur’an’da bu tür kavramların genelde Câhiliye dönemi anlayışıyla benzer topluluklara özgü olup sefeh, hamiyet, asabiyet gibi terimlerle ifade edilen; soyluluk, zenginlik, siyasî-içtimaî statü üstünlüğü gibi motiflerle beslenen zorbalık ve barbarlık ruhunun yansımaları olarak ortaya konulduğu görülür.

Azamet Yalnızca Allah'ındır

Bunlara karşın bir âyette (el-Haşr 59/23) mütekebbir kelimesi Allah’ın isimleri arasında, bir âyette de (el-Câsiye 45/37) kibriyâ Allah’ın sıfatı olarak geçmektedir. Son âyette mutlak anlamda büyüklüğün Allah’a mahsus olduğu bildirilir.

"Azamet gömleğim, kibriyâ ise kaftanımdır." (bk. Müslim, Birr: 136; Ebû Dâvud, Libâs: 25; İbn-i Mâce, Zühd: 16; Müsned: 2:248, 376, 414, 427, 442, 4:416; İbn-i Hibban, Sahih, 1:272, 7:473; Alâuddin el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl: 3:534.)

"Kibriya benim ridâm (belden yukarı giyilen elbise, bir anlamda gömlek), azamet ise benim ızârımdır (belden aşağı giyilen elbise). Bunlardan biri konusunda bana ters düşen kimseye azab ederim." (bk. Müslim, Sahih, el-Bir babı, c. III, s. 2023, H. No 2620; Ebû Dâvud, Libas babı, c. IV, s. 350, H. No 4090; İbn Mâce, Ez-Zühd, c. II, s. 1397 H. No 4174; Ahmed, El-Müsned, c. II, s. 376, 414, 427-442.)

Hadiste "azamet" izara, "kibriya" ise ridaya benzetilmiştir. Buradaki gömlek ve kaftan misali vücudun her tarafını kaplamak anlamına geliyor ki, kibriya ve azamet Allah'ın bütün Zat-ı Akdes (her türlü kusur ve noksandan yüce) sıfatlarını kuşatan genel bir kavramdır.

Yani onun Zatı da sıfatları da isimleri de mutlak kibriya ve azamet içindedir. Kimse Allah’ın Zatını kuşatan bu sıfatlara ortak ve hissedar olamaz demektir. "Kim bu hususta kibirlenir ve büyüklük taslarsa, onu cezalandırırım." demek sureti ile kibir ve büyüklük taslama hastalığından insanları zecr (yasaklama) ve men ediyor.

Allah’a ait bir elbiseyi, yani kibriya ve azameti insanın sahiplenmeye kalkışması da çok gülünç ve çok büyük bir dalalet(sapkınlık)'tir.

NOT: Umre veya hac yapmak isteyen kimsenin ihrama gir­mek için mutat elbiselerini çıkararak büründükleri iki par­ça havlu türü örtüden baş hariç vücudun belden yukarısını örten kısma “rida“ denir. Belden aşağısını örten kısma da “izâr” denir.

(Diyanet Hac İlmihali)

Kibir Haktan Nasipsiz Bırakır

Âyetlerin bazısında ise tekebbür ve istikbar, kendisinin Âdem’den daha üstün olduğunu ileri süren İblîs’in büyüklenme duygusuna kapılarak Âdem’e secde etmesini isteyen ilâhî buyruğa karşı çıkışını anlatır (el-Bakara 2/34; el-A‘râf 7/12-13; Sâd 38/74).

[Bilinmelidir ki en büyük kibir hakkı görmemektir. Haktan nasipsiz olmak ve anlayışın kapanması en büyük mahrumiyettir. Zira bu halde ona ulaşamıyor ve onu işitemiyorsunuz. Şeytan kibrine kapılıp (bilgisine rağmen) hakkı inkâr etmede ve ilahi buyruğa baş kaldırmaktadır. Bu sebeple kim onun yolundan giderse, düşmanı dost edinmiş ve ne kötü bir kulba tutunmuştur.]

"Meleklere, “Âdem’e secde edin” dediğimizde İblîs dışındakiler derhal secde ettiler; o direndi, büyüklendi ve kâfirlerden oldu." (Bakara Suresi - 34. Ayet)

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Diğer âyetlerde ise aynı kavramlar inkârcıların Allah’ın âyetleri, kitabı ve dini, Peygamber ve onun tebliğleriyle müslüman topluluk karşısındaki aşağılayıcı ve reddedici tutumlarını, kendini beğenmişliklerini ifade eder. Önceki peygamberlerin tebliğ faaliyetlerinin açıklandığı âyetlerde onların da benzer tepkilerle karşılaştığı anlatılarak bu tutumun her devirdeki inkârcıların ortak tavrı olup bunun bir ahlâk hastalığı sayıldığı belirtilir.

[İnsanın kendini ifade etmesindeki en büyük engel dinlemede kusur göstermektir. Birbirini dinleyen ve birbirine saygı duyan taraflar istişarede doğru yolu bulur ve aynı görüşü tatbik ederler. Oysa birinin aşağılayıcı tavrı, anlatanı yorduğu gibi anlatımına da güçlük katacaktır. Bu yüzden tebliğ metodunda en önemli şart, sizi dinleyen birine hitap etmek veya dinlemesini sağlamaktır.]

Bazı âyetlerde istikbâr, inkârcılar arasından özellikle varlıklı ve aristokrat kesimin yoksul ve zayıf çoğunluğa karşı takındığı aşağılayıcı ve baskıcı tutumu ifade etmek üzere kullanılır ve bu sosyal problemle ilgili olarak çeşitli peygamberlerin kavimlerinden örnekler verilir (meselâ bk. el-A‘râf 7/75-76; Sebe’ 34/31-33).

[Beyaz adam - siyah adam çatışması geçmişten günümüze süregelen bir kaostur. Oysa insanlar tarağın dişleri gibi denktirler ve üstünlük yalnızca takvadadır. Bu yüzden İslâm'ın nizamına göre siyah - beyaz ayrımı yoktur. Bu bağnaz anlayışı kökünden kurutmak için de Bilâl-i Habeşî İslâm'ın ilk müezzini olmuştur.]

Hadislerle Kibir

Gerek kibir gerekse ilgili diğer kavramlar hadislerde de geçmektedir. Bu hadislere göre kibir gerçeği inkâr etmek, hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek, hor görmektir (Müslim, “Îmân”, 147; Ebû Dâvûd, “Libâs”, 26; Tirmizî, “Birr”, 61).

"Kibir insanı zalimler arasına sokar" (Tirmizî, “Birr”, 61); "cehennemliklere mahsus başlıca kötü huylardan biridir" (Buhârî, “Edeb”, 61; Müslim, “Cennet”, 47).

"Kıyamet gününde kendini beğenmiş kimseler Hz. Peygamber’den uzak kalacaklar" (Tirmizî, “Birr”, 71), "böbürlenip çalım satanlar Allah’ın ilgi ve merhametini kaybedeceklerdir" (Buhârî, “Libâs”, 1, 2, 5; Müslim, “Libâs”, 42-48).

"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir." (Müslim, “Îmân”, 147; Ebû Dâvûd, “Libâs”, 26).

Özellikle son hadis, kibrin ne kadar kötü bir huy olduğunu gösteren bir delil olarak konuyla ilgili bütün kaynaklarda zikredilir. İmam Gazzâlî bu hadisi açıklarken özetle şu görüşlere yer verir: Kibir cennete girmeye engeldir; çünkü insanın müminlere yaraşır huylar kazanmasını önler; halbuki bu huylar cennetin kapıları demektir. Kibir cennetin bütün kapılarını kapatır; zira kibirli kişi kendisi için istediğini başkaları için isteyemez (Gazzâlî, III, 344).

Söz konusu hadiste ifadenin hayli ağır olmasını dikkate alan bazı âlimler, buradaki kibirle “Allah’a karşı büyüklenme ve O’na boyun eğip kulluk etmeyi kendine yedirememe” anlamının kastedildiğini belirtmişlerdir. Aynı hadis, “Kıyamet gününde müminler kalpleri kibirden arındırıldıktan sonra cennete girebileceklerdir” şeklinde de yorumlanmıştır (İbnü’l-Esîr, IV, 5).

(İslâm Ansiklopedisi, 25. Cilt, s. 562-563, Tashihler ve eklemelerle yeniden ele alınmıştır. Birebir değildir.)

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Kibrin Belirtileri, Tedavisi ve Kazanımı

Burada işi uzmanına bırakmakta fayda olduğunu düşünerek kısa alıntılar ve başlık düzenlemeleriyle Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın kibirli insanlar konulu değerlendirmelerinden bahsedeceğim. [19 Ekim 2020]

Özgüven Bir Kişisel Analizdir:

Özgüven bir kişinin kendiyle barışık olmasıdır. Özgüven kişinin sağlığı açısından tavsiye edilmektedir ama öz beğeni kişinin kendisinde olmayan şeyleri varmış gibi görmesidir. Kişi kendinde olan şeyleri görürse zaten büyüklük duygusu yaşamaz. Kendini gerçekçi bir şekilde analiz eden bir insanda kibir olmaz. Her insan biriciktir, hiçbir insanı küçük görmemek gerekir. Narsistik kişiler kendilerini üstün, diğerlerini küçük görür. Bu durumu kişilik haline getirmişlerdir”

Modernizm kibirli olmayı empoze ediyor:

Narsistik kişinin kendine hayranlık hastalığıdır. Kişiliğindeki en büyük ana tema da büyüklük duygusudur. Büyüklük duygusu olan kişiler sarımsak yemiş kişiler gibidir. Tevazulu gibi gözükürler ama tevazuunun arkasında kendini büyük görme vardır. Hatta kibirli birisi tevazuunun prim yaptığı bir ortama girmiş, aşırı tevazulu davranmış. ‘Sen niye böyle davranıyorsun önceden böyle değildin?’ diye sorulunca da ‘Ben tevazuda da en büyük olmalıyım’ demiş. İnsanoğlunda en önde olma, en iyi olma gibi bir duygu vardır. Bu, insanın ilkel ve vahşi bir duygusudur. İnsanın bu duygusunu eğitmesi lazım. Bu duygu herkeste az ya da çok var. Modernizm, kapital sistemde özgüven adı altında gururlu ve kibirli olmayı empoze ediyor. Kendini övmeyi beceri olarak sunuyor.

Kibir Kendini Beğenmişliktir:

Kibir, kişinin büyüklük duygusunu yoğunlukla yaşamasıdır. Narsistik kişilik dediğimiz kişilik yapısı vardır. Bu kişilerin hayatlarının en büyük teması, büyüklük duygularının yüksek olmasıdır. Kendilerini özel, üstün ve seçilmiş görürler. Diğer insanları da küçük görürler. Bu kişilerin hak duyguları kendilerine yöneliktir. Bu kişiler sıra beklemekten hiç hoşlanmazlar. Trafikte 'sen benim kim olduğumu biliyor musun?' diyen kişiler tam narsistik kişilerdir. Kendilerini inanılmaz üstün ve ayrıcalıklı görürler ve bu ayrıcalığı her yerde kendilerine tanınmasını beklerler.”

Kibirli kişiler kendini kutsallaştırmıştır:

“Kibrin bir ucunda da şu vardır; başkalarını küçük görmezsin ama kendini büyük görürsün. Bu tarz kişiler mütevazı gibi gözükür. Fakat yakın ilişkilerde anlaşılır ki kişi kendini kutsallaştırmıştır. Bu tarz büyüklük kendine tapmaktır. Sahip olduğu birçok nimeti kendinden bilmektir. Bu durum yaratılış kanunlarına da varoluş felsefesine de aykırıdır.

Kibirli kişiler yalnız kalırlar:

“Büyüklük hastalığı olan kişiler sınırlarını ve nerede duracaklarını bilmezler. Ben en iyi liderim diyen kişilerdir. Büyüklenerek konuşan kişilerdir. İnsanlar anlamasa da bu davranışlar ahlaka zıt düşer. İnsanlar sevmez ve soğurlar o kişilerden. Bu tipler farkında olmadan sevilmezler. Kibir sarımsak kokusu gibidir, saklayamazsınız ses tonunuzdan bile anlaşılır. Kibir itici ve soğuk bir duygudur ve onun için kibirli kişiler yalnız kalır. Başarılı oldukları zaman etrafları dolu ve kalabalıktır. Emekli olduklarında veya başarılarını, güçlerini kaybettikleri zaman bu kişiler yapayalnız kalırlar. Bu sefer de insanları menfaatçi olmakla suçlarlar. Hâlbuki insanlar onları değil, onlardaki çıkar için yanlarında dururlar zaten. Büyüklük hastalığı olarak da adlandırabiliriz. Atalarımız hep söylemiş “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var” diye. Bu, insanın psikolojik olgunlaşmasının en önemli engel unsurudur.”

Kibirli kişiler, sıradanlıktan korkarlar:

“Kibirli kişilerin arkasında müthiş bir korku vardır aslında. Sıradan olma korkusu vardır. Onun için ‘Sıradan olmaktansa hiç yaşamayayım’ der. Narsistik yaralanma dediğimiz yaralanma yaşar. Başarısız olduğu zaman ‘Ben başarısızım neden yaşayayım ki?’ diyerek intihar eder, narsistik yaralanma yaşayanlar. Onun için başarısızlığı tolere edemezler. Dünyada intiharın artış sebeplerinden birisi de narsisizmin bir illet şeklinde küresel olarak yayılmasıdır. Kendini yeryüzü Tanrısı gibi gören bir insanın her şeyi kontrol etmeye gücü yetmiyor.“

[Kusursuzluk yalnızca Allah'a mahsustur. Oysa insan nisyan (unutmak) ile malûmdur. Bu yüzden hayatında olumsuzluklarla karşılaşan narsist kişilerin büyük bir çöküşte olduğunu görürsünüz. Her şeyin en iyisini istedikleri gibi, istediklerini elde etmediklerinde hayatı kendine zindan ederler. Oysa hata yapmanın normal olduğunu bilen bir kimse, o hatasını telafi etmeye çalışır ve pes etmez. Zira hatalar kişiyi en doğruya götüren basamaklardır.]

Herkesi kontrol etmek isterler:

Narsistik insanın en büyük özelliği ‘Ben her şeyi kontrol etmeliyim, hep benim dediğim olsun’ der. Aşırı kontrol duygusu vardır. Çocuğunun, eşinin gördüğü rüyayı bile kontrol etmek ister, bu davranışın arkasında narsisizm vardır. Mütevazı rolü oynasa bile iç dünyası öyle değildir. Sıradan olma korkusu nedeniyle devamlı çalışırlar. Kapital sistem bu kişileri çok iyi kullanır. ‘Başarısız olmaktansa ölmem daha iyi’ diyerek ölümüne devam ederler. “Ya ölüm ya başarı” yaşam felsefeleri budur. Çok çalışır, çok üretirler hep parmakla gösterilen, özel, üstün olmak isterler. Bunun için barışçıl olmayan rekabet yaparlar. Çelme takarlar, başkasının ekmeğiyle oynarlar. Sırf kendi güçlerini, iktidarlarını devam ettirmek için. Tehlikelidir. Dünyada da bunun üzerinden savaşlar çıkmıştır, aile içi kavgalar bu yüzden çıkıyor. Kendi dünyamızda, evimizde, toplumda iç barış istiyorsak önce narsisizmi terbiye etmemiz lazım.

Narsizm eğitilirse faydalı olabilir:

“Evlilikte hepimizin içinde narsistik eğilimler var. Bunun farkına vardığımız zaman korkmayalım bu bize yaşam enerjisi olabilir. Yani çok çalışkan yapar ama amacınızı egonuzu tatmin değil de toplumsal faydaya çevirmemiz lazım. Bireysel faydayı değil, toplumsal faydayı gözetmemiz lazım. Narsistik kişi içindeki başarılı olma eğilimini topluma faydalı olmaya çevirirse bu kişi narsisizmin yönünü değiştirmiş olur. Çünkü bu duyguyu öldüremeyiz. Bu aynı zamanda insanların alkışıyla beslenme duygusudur, şöhret duygusudur, zenginleşme duygusudur. Her insan zengin olamaz, ünlü olamaz, başarılı olamaz ama her insan iyi bir insan olabilir.

[Benim ifademle; kendine güvenin bir üst seviyesi olan narsizm, eğitilirse bireye yararlı bir kazanım bırakır. Zira başarılı olma isteği, kendini beğenmişlik derecesinden geri çekilirse hem kendisine hem de çevresine faydalı bir birey haline gelebilir. Birçok insanın başaramadığını bu kişiler tek başına başarır.]

Bu insanlarla nasıl baş edilebilir?

“Bir kişinin narsisizmini kontrol etmek istiyorsak önce kendimizden başlayacağız. İlişkilerde ne ezeceğiz ne de ezdireceğiz. Birinci ilke budur. Narsistik kişi kendi sınırlarını zorlar. Onun için narsistik kişiler kanser hücresine benzer. Kanser hücresinin özelliği nedir? Yanındaki dokuları harap ederek büyür. Doyumsuzdur, sorumsuzdur ve sınırsızdır. Karaciğerde başlar, büyür karaciğerle birlikte kendisiyle birlikte ölür. Ölümüne büyür. Narsisizm de böyledir, açgözlüdür. Hepimizin genç yaşta bile üç beş tane kanser hücresi vücudumuzun sağında solunda bulunur. Bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman o hücreler çoğalır. Narsisizm de ruh kanseridir. Ruh yapımızı kanser gibi kaplar. Sosyal kanserdir aynı zamanda.”

Narsistik kişi, eşini uzvu gibi görür:

Özellikle aile içinde erkeklerde daha çok oluyor. Para onda güç onda ve kontrol etmek istiyor eşini. Köle gibi görüyor. Narsistik kişi eşini uzvu gibi görür. Kalk der kalkar, dur der durur. Onu ayrı bir birey olarak görmez. Ona kendisinin ayrı bir birey olduğunu kişinin anlatması gerekiyor. Narsistik kişiye kesinlikle mütevazı davranılmaz. Narsistik kişinin karşısında mütevazı davranırsanız size nasihat vermeye başlar. ‘Sen başarılısın, iyi şeyler yaptın ama bu konuda şu gerekçelerle senin gibi düşünmüyorum’ diyerek o kişilerin kişiliğini değil yanlışlarını eleştirmek gerekir. Kişiliğini eleştirirseniz size saldırırlar. Mesela eşi, ‘Aslında iyi bir insansın, bizlere sahip çıkıyorsun bizler için çalışıyorsun ama şu davranışın iyi değil’ şeklinde duygularını dile getirirse bir müddet sonra iki taraf da birbirinin narsisizmini kontrol etmeye başlar. Böylece kontrol etmek isteyen kimse sınırları olduğunu anlar. Kişi kendi sınırına narsistik kişiyi sokmayacak. O nedenle birlikte yaşama bilinci geliştirmek için narsistik kişilere gerekçeleriyle birlikte hayır demek lazım. Biz böyle durumlarda zorluk çeken kişilerle hayır deme becerisi kazandırmaya çalışıyoruz.”

[Kimse eleştirilmeyi sevmez, eleştirilen insan ise savunma psikolojisine girer ve size öfkeyle karşılık verir, hatasını kabul etmek bir yana size karşı saldırıya geçebilir. Bu gibi durumlarda kişiye kendisini anladığınız, onunla ilgilendiğinizi gösterip onun sahasına girdikten sonra hatalarını söylerseniz size karşı kendini savunmayı bırakacaktır. Her insan uyarılmak, hatasını düzeltmek ister. Ancak bunun en kötü neticesi, yüzüne vurulan yanlışları çıkılmaz bir duruma getirmektir.]

Değerlerini kaybetmekten korkarlar:

“Bu kişilere ‘Bu şekilde devam edersen bunları kaybedersin’ denildiği zaman özeleştiri yaparlar. O nedenle bu kişilerin değer verdiği şeyleri bulmamız lazım. Değer verdiği şeyi kaybedeceğini anladığı zaman kendini değiştirmeye başlar. Narsisizmi devam etse bile davranışlarını düzeltebilir. Narsisizm de onun için sınır koyma becerisi çalışıyoruz. Kendi narsisizmimizi de yenmek için sessiz iyilikler yapılması tavsiye ediliyor. Göstere göstere yapılan iyilik narsisizmi besler. Narsisizmi eğitme yöntemidir bu. Ödev olarak bu kişilere sessiz iyilik yapmayı veriyoruz.

[Etraflıca düşününce burada verilen tavsiyelerin Kur'ân'ın hikmetler dairesinde olduğunu görebiliriz. Nitekim bir kimse kötülük yaptığında suçluluk duygusu oluşmasa bile en azından iyi bir birey olmak için bir gün vicdanı onu uyaracak ve kendisini esir edecektir. Bu konuda Efendimiz'in (asm) hadis-i şeriflerinden de anlarız ki, her bir kötülüğün ardından iyilik yapmak gerekir.]

“Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork. Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin!” (Tirmizî, Birr 55)

Hataları yazılı olarak iletilebilir:

“Narsistik kişiyi toplum içerisinde eleştirdiğiniz zaman yara alırlar ama bu kişiyi tek başına çağırıp hatası söylendiğinde o kimse onuru kırılmadan hatasıyla yüzleşebilir. Buna rağmen kişi aynı hataya devam ediyorsa önce sözle uyarılır daha sonra gerekiyorsa yazılı olarak uyarılır. Aile içinde yazılı olarak uyarın diyoruz bazen. Bazı kişilere sözel uyarı değil yazılı uyarı daha etkili olmaktadır. Bunlara rağmen düzelmiyorsa somut adımlar atmak gerekebilir.

Kibrin Kişisel Zararları

Tevazulu insanlar kibirli insanların yaşadıkları sıkıntı ve baskıları hiçbir zaman yaşamazlar. Elbetteki hepimiz sahip olduğumuz her şeyin güzel olmasını ve her şeyin en iyisini yapmayı isteriz. Ancak bunları dünyevi hırslarımızı tatmin etmek, insanların arasında nüfuz sahibi olmak ve bununla insanlardan hürmet ve saygı görmek için yaparsak büyük bir kayba uğrarız.

Mütevazi bir kişiliğe sahip olduğumuzda ise çaba ve gayretimiz yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak ve büyük bir sevaba nail olmak içindir. Bir şey başardığımızda veya güzel bir haslete sahip olduğumuzda, bunu kendimizden saymayız ve her birinin Allah'ın lütfettiği nimetler olduğunu biliriz. Zira insan için ne güzellik ne de sahip olduğu kabiliyetler kendisinindir. Hepsi fani olduğu gibi kendisinde kalacak tek şey salih amelleridir.

Enes (radıyallahu anh)’den, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ölüyü (kabre kadar) üç şey takip eder: Çoluk-çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve malı döner, ameli (kendisiyle) kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5. Ayrıca bk.Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52.)

Bunları bize veren, kaderimizde başarı, güzellik ve nimet yaratan Allah'a şükrederiz. Dolayısıyla bunlardan herhangi birini kaybettiğimizde mutsuz olmayız. Bunun da kendimiz için bir imtihan olduğunu bilir ve tevekkül ederiz.

"Sabır vaciptir, sabrın dışında yalnızca Allah'ın gazap ve nefreti vardır. Kim Allah'ın takdirine rıza göstermez, kızarsa onun için hem Allah'ın gazabı vardır, hem de (kaderinden dolayı) karşılaşmış olduğu elem ve düşmanlarının kendisiyle alayı vardır." Zira bir ayette buyrulur ki;

﴾155﴿ Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!
﴾156﴿ Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler.
﴾157﴿ İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi - 155-157 . Ayet)

Ne başarıyı ne de başarısızlığı, ne güzelliği ne de çirkinliği sahiplenemeyiz. Hepsi birer dünya sınavı ve imtihan vesilesidir. Bunların bilincinde olarak tevekkül eden bir insan için kalbinde bir huzur ve sükûnet oluşur.

Bediüzzaman'ın kibirli ve mütevazi insanların yaşam farkını anlatan cümlesini de hatırlayalım;

"Kendini beğenen belayı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider." (Mektubat, s.301)

[Gülay Pınarbaşı - Kibirli ve Mütevazi İnsanın Farkı, Birkaç kelime alıntılandığı için kaynak olarak düşüldü.]

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Hadislerle Hilm (Yumuşak Huyluluk) Nedir?

İslam; ancak yumuşak huylu kimselere layıktır:

“İslam kolaylık ve hoşgörülüktür. Ancak yumuşak huylu ve hoş görülü kimselere layıktır.” (Müsned)

Hilm müminin veziridir:

“İlme sarıl. Çünkü ilim müminin dostudur. Hilm onun veziridir. Akıl onun yol göstericisidir. Salih amel onun doğru yolda sabit kılıcıdır. Şefkatlilik babasıdır. Yumuşaklık kardeşidir. Sabır maddi ve manevi duygularının kumandanıdır.” (Hakim)

Yumuşak huyluluk:

Yumuşak huyluluk Allah’ın (cc) vasfıdır, “Yumuşak huyluluk hikmetin başıdır.” (Kazai)

Enes (ra), Peygamber’den (asm) rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

“Bir şeyde şiddet olursa, muhakkak o şeyi çirkinleştirir. Allah yumuşaklılık sıfatı ile vasıflanmıştır; yumuşaklılığı sever.” (İmam Buhari)

Allah (cc) Refik'tir. Bunun manası:

“Allah (cc) kullarına lütufla muamele eder; onlara kolaylık diler, güçlük dilemez demektir.” (İmam Buhari)

“Allah'ın (cc) kulları hakkında rıfk ile muamele etmesi; kullarına lütufkâr olması anlamındadır. Şöyle ki, isyan edenlere azab vermede acele etmez, tevbe etmeleri için zaman verir, kul çeşitli günahlar işlediği halde yine o teenni ile hareket ederek, kötü amelinin karşılığını vermede acele etmez.” (Riyaz’üs-Salihin)

Yumuşak huyluluk Peygamber(ler)'in (asm) sünnetidir:

“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Al-i İmran, 159)

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Beş şey vardır, onlar Peygamberlerin (as) sünnetlerindendir:

“Haya, hilm, hicamet (kan aldırmak), misvak kullanmak, güzel koku sürünmek.” (Tirmizi)

“Yumuşak huyluluk ve mütevazılıkle davranmak, her işinde iktisadiyi elden bırakmamak, doğru yolu seçmek, peygamberliğin 24 sıfatının bir parçasıdır.” (İmam Suyuti)

Efendimiz (asm) ümmetine yumuşak huylu olmayı tavsiye etmiştir:

“Yumuşak huyluluğa dört elle sarıl. Sertlikten ve hayâsızlıktan uzak dur.” (Buhari)

“İlimle süslen, ailene karşı yumuşak ol.” (Darimi)

“Muhakkak sizlerden akıl ve hilm sahipleri beni takip etsin. Sonra onları bu sıfatla takip etsinler, sonra bunları da takip edenler olsun. Sakın ihtilafa düşmeyiniz ki kalpleriniz ayrılmasın…” (İhya-ı Ulum’id-din)

Allah (cc) bütün işlerde hilmi (yumuşaklılığ) sever:

“Şüphesiz Allah bütün işlerde yumuşaklık ve kolaylığı sever.” (Buhari, Müslim)

Muhakkak, sende mümkün olan iki huyu Hz. Allah sever:

Müsamahakârlık; her işte her yerde herkese karşı mümkün olan kolaylığı göstermek, yumuşak huyluluk.” (İmam Suyuti)

“Allah (cc) şüphesiz refik’tir yani kullarına lütuf edip kolaylık ihsan eder, güçleri dışında kalan görevleri yüklemez, kullarının da yumuşaklıkla muamele etmelerini sever.” (İbn-i Mace)

Allah (cc) katında kalplerin en sevimlisi yumuşak ve ince olanlardır:

“En iyileriniz, ahlakça en güzel olanlarınız ve müminlerin ihtiyaçlarına karşı kanatlarını gerdiren yumuşak huylu olanlarınızdır. En kötüleriniz ise, serseri çok konuşan, dudaklarını ardına kadar açarak boşboğazlık yapanlarınızdır.” (İmam Suyuti)

Yumuşak huyluluktan nasibi verilene hayırdan da nasibi verilmiştir:

“Kime, yumuşak huyluluktan nasibi verilmişse, ona hayırdan nasibi verilmiştir. Kim de yumuşak huyluluk nasibinden mahrum kılınmışsa, hayır nasibinden mahrum olmuştur. Kıyamet günü müminin tartıda en ağır gelen şeyi (iyi ameli) güzel ahlaktır. Gerçekten Allah, kötü iş işleyen kötü sözlüye buğzeder.” (Tirmizi)

“Yumuşaklıktan nasibi kendine verilen kimseye, dünya ve ahiretten nasibi verilmiş demektir. Yumuşaklık nasibinden mahrum olan kimse ise, dünya ve ahiret nasibinden mahrum olmuştur.” (Ahmet Bin Hanbel)

Yumuşak huyluluktan mahrum olan her hayırdan mahrum olur:

“Kim rıfk (yumuşaklıktan) yoksun olursa, bütün iyiliklerden yoksun olur.” (Müslim ve Ebu Davud)

“Yumuşak huyluluktan mahrum olan her türlü hayırlardan mahrum olur.” (Müslim)

“Yumuşaklıkla muamele etmeyen, arkadaşlarıyla iyi geçinmeyen, mutedil davranmayıp haşin ve sert davranan bir kimse her türlü hayırdan mahrum kalır, şu halde rıfk hasletine sahip olan bir kimse her nevi hayırlı işlerde başarılı olur.” (İbn-i Mace)

“Dünyada amaçlara ulaşmak, arzulanan şeyleri gerçekleştirmek ve çevrenin memnuniyet ve rızasını elde etmek, keza ahirette sevap ve ecir kazanmak için yumuşaklıkla muamele etmek, arkadaşlarla iyi geçinmek ve mutedil davranmak gerekir. Sert davranmak, güçlük çıkarmak ve hırçınlıkla anılan müspet sonuçlara varılmaz.” (İbn-i Mace)

Hilm Gayretle Elde Edilir

“İlim ancak öğrenmekledir. Halimlik de halimliğe kendisini zorlamakladır. Kim ki hayrı kastederse ona hayır verilir. Şerden sakınan bir kimse ise, şerden sakındırılır. (Taberani, Darekutni)

“Hz. Peygamber (asm) bu hadis-i şerifiyle hilm sıfatının yolunun önce kendini hilme zorlamak ve onun ağırlığına katlanmak olduğuna işaret etmiştir. Nitekim ilim öğrenmenin yolunun da öğrenmek ve bu husustaki zahmete katlanmak olduğu gibi.” (İhya-yı Ulum’id-din)

Mümin Allah’tan (cc) halimliği istemelidir:

“İlmi isteyiniz. İlimle beraber sekineti (vakarı) ve halimliği de isteyiniz. Öğrettiğiniz ve kendisinden ilim öğrendiğiniz kimselere yumuşak davranınız. Sakın alimlerin katılarından olmayınız ki, cehaletiniz hilimliğinize galebe çalmasın.” (İbn-i Seniy)

“Hiçbir şey, diğer bir şey ilim ile hilimden daha faziletli olarak toplanmış değildir.” (Darimi, Deylemi)

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?

Kibir Hastalığı Tavsiyeler

İnsan çarçabuk gelip geçeni ister, sahip olunduğu zannedilen nimetler de elinden çarçabuk gidecektir. Böylece insanın gideceğini bildiği verilen emanetlerle sevinmesi ne acıdır. Öyle bir dünyadır ki her iyiden daha iyisi her kötüden daha kötüsü mutlaka vardır. O halde insanın bir şeyle övüneceği zaman ondan daha iyilerini aklına getirmesi, bir şeyde üzüleceği vakit te daha kötülerini hatırlaması gerekir. Zira mümin kimse verilenle övünmez, alınanla da üzülmez.

﴾20﴿ Hayır (ey insanlar)! Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz,
﴾21﴿ Âhireti ise bir yana bırakıyorsunuz.
﴾22-23﴿ Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak;
﴾24-25﴿ Bir kısım yüzler ise o gün insanın belini kıracak bir felâketi sezerek sararıp solacaktır. (Kıyâmet Suresi - 20-25 . Ayet)

İnsan için sevinmek Allah'ın rızasını kazanmakla olur, gayrisi boş bir avuntudan ibarettir. Çünkü kıyamet günü bize verilen nimetlerden hesap sorulacak ve emanet yerini bulacaktır.

Devamında sizlere risalelerden küçük bir tavsiyeyi aktarmak isterim doğrusu;

Ey kardeş bil ki; sen nefsini, azamet ve kibir davasında mağrur gördüğün zaman; kendinden büyük olan azam-ı mahlukata, meselâ semavat ve ecramına (gök cisimleri) bakman lazımdır..

[Yani kötülüğü emreden nefsin sana kendisini büyük göstermeye çalışırsa; göklere ve yıldızlara bak! Senin cismin mi büyük yoksa onlar mı?]

Ve şayet nefis, senden küçük olan hevam ve haşarata (zararlı böcekler) bakıp da ehemmiyetsiz addetmeye yeltenirse; o zaman sen, kendi cesedinin hücrelerine bak ve nazarınla beraber o hücre-i insaniyenden birisinin içine gir, sonra onu dikkatle temaşa et!

Tâ ki meselâ bir pire ve onun mâfevkindekiler (üstündekiler) senden ne kadar büyük olduğunu göresin..

[Yani nefsin senden küçük olan böceklere bakıp, onları ehemmiyetsiz ve birer hiçmiş gibi düşünürse; kendi cesedinde bulunun hücrelerine bak. Mikroskopla görülebilecek kadar küçük ve neredeyse görünmeyecek kadar bir halinin olduğunu anla.]

Hücrelerin mi küçük, yoksa ehemmiyetsiz gördüğün böcekler mi küçük?

Her bir hücrede bir insanın DNA'sına bakıldığında, o DNA da koca bir insan saklıdır; bugün bilim bize DNA sarmalının tanımını yaparken böyle söylüyor.

Madem öyledir. Bir hücre bir insan demektir diyebiliriz. İşte bir hücre mi büyük? yoksa cismaniyet itibariyle küçük gördüğün böcekler mi büyük?

(Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nurîye)

Risale online - Kibir ve Enaniyet

Kişinin kendisini tanıması, neleri bildiğini-bilmediğini ve neleri yapabileceğini-yapamayacağını bilmesi iyi bir şeydir. Bunları bilerek hareket etmesi bir çeşit özgüvendir. Fakat işi iftihar etmeye, ucba, gurura ve kibre götürmesi tehlikelidir. Bu da enaniyettir.

Risale online, Ben Merkezcilik

Hülasa: İnsan şu koca kainatta cismaniyeti itibariyle küçücüktür. Yine kudret cihetinde küçük bir mikroba bile gücü yetmeyecek kadar acizdir. Bu hakikatler tefekkür edildiğinde anlışlan en büyük hissemiz ise; bize kıymet ve ehemmiyet veren Rabbimizin razı olmadığı bir haslet olan kendini beğenmekten uzak durmaktır!

Ölüm Gelmeden Önce Uyan!

[Rabbim bu hastalıktan bizleri sakındırsın ve korusun. Bizi uyaracak öyle imtihanlar varken görmeden hoyratça ilerleyişimize üzülüyorum. Bir duraksayıp bakmak gerek kim büyük, kim azametli diye... O zaman anlayacağız ki bizler ve elimizdekiler gelip geçicidir, ışıktan ve karanlıktan alabildiğince korkan şu yeryüzü halifesi insan, sen neyinle övünürsün?]

[Elinde şu hastalığı defedecek bir silah dahi yokken, ölmemekten neden bu kadar eminsin? Kim kurtuldu dersen, ecel kurtardı derim. O halde ecelin öldürmek için geldiği günden sakın ve amelini salih et. O gün gelmeden kendini hesaba çek ve kibrin yakanı bırakmasını sağla. Yoksa sen alabildiğince bir derine inersin ki, yüksekten bakmaların en büyük pişmanlığın olur!]

Bibliyografya

  • Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “kbr” md.
  • a.mlf., eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa (nşr. Ebü’l-Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 299-307.
  • Lisânü’l-ʿArab, “kbr” md.
  • Tâcü’l-ʿarûs, “kbr” md.
  • Wensinck, el-Muʿcem, “kbr” md.
  • M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “kbr” md.
  • Buhârî, “Libâs”, 1, 2, 5, “Edeb”, 61.
  • Müslim, “Îmân”, 147, “Cennet”, 47, “Libâs”, 42-48.
  • Ebû Dâvûd, “Libâs”, 26.
  • Tirmizî, “Birr”, 61, 71.
  • Hâris el-Muhâsibî, er-Riʿâye li-ḥuḳūḳıllâh (nşr. Abdülkādir Ahmed Atâ), Beyrut 1405/1985, s. 335-426.
  • İbn Kuteybe, ʿUyûnü’l-aḫbâr (Tavîl), I, 381-388.
  • İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd v.dğr.), Beyrut 1397/1977, s. 59-63.
  • İbn Miskeveyh, Tehẕîbü’l-aḫlâḳ, s. 165-167.
  • Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, Beyrut 1398/1978, s. 231-236.
  • İbn Abdülber, Behcetü’l-mecâlis, I, 437-448.
  • Gazzâlî, İḥyâʾ (Beyrut), III, 336-377.
  • İbn Atıyye el-Endelüsî, el-Muḥarrerü’l-vecîz (nşr. Abdüsselâm Abdüşşâfî Muhammed), Beyrut 1413/1993, IV, 563.
  • İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, Kahire 1323, IV, 5.
  • Ferîd Vecdî, DM, VIII, 43.
  • İslâm Ansiklopedisi, 25. Cilt, s. 562-563
  • Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kibir Hakkındaki Semineri
  • Gazete yazarı Gülay Pınarbaşı, Kibirli ve Mütevazi İnsanın Farkı, 25 Ocak 2012
  • Risale online, Kibir ve Enaniyet, 11 Aralık 2020
  • Risale online, Ben Merkezcilik, 21 Aralık 2014

Yazının devamı için hazırlıklarımızı yapıyoruz. İnşaAllah yarın aynı vakitlerde sizlerle buluşacağız. Bunları sizlerle paylaşmış olmaktan büyük bir mutluluk duyar, hayırlı geceler dileriz.

#Selâmetle 🙂 - 27.08.2021 / 00:10

Kibir Ve Tedavisi! Kibir, Enaniyet, Ben Merkezcilik ve Müteveyhık Nedir?
Cevapla