Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!

Son yıllarda birçoğumuz gibi ben de internette ekşi sözlük, youtube, onedio vb, toplumdan alınmış homojen bir kesitin anonim olarak görüşlerini paylaştığı platformları takip ediyorum. Günlük hayatımızda yüz yüze gelemediğimiz, gelsek dahi konuşma fırsatı bulamadığımız birçok kesimin temsilcilerinin aklımıza gelecek ya da gelemeyecek her türlü konuyla ilgili yorumlarını gözlemleyebilmemiz, hem içinde yaşadığımız toplumu, hem de en az içinde yaşadığımız toplum kadar yabancı olduğumuz diğer toplumları daha iyi görebilmemiz açısından, internet bizi önceki jenerasyonlardan çok daha şanslı kılan büyük bir nimet.

Peki, biz bunu ne şekilde kullanıyoruz? Veya interneti sadece biz, anonim ya da kendi ismini kullanan kullanıcılar bilgi alışverişi yapıp kendi fikirlerimizi mi paylaşıyoruz, yoksa büyük şirketlerin, reklam odaklı sitelerin “bizim yerimize düşündükleri” hazır düşüncelerden birini seçip bir hap gibi alıp midemize indiriyor, sonra da bu ithal düşüncelerin eli kanlı neferleri haline mi geliyoruz?

Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!

İletişim ve medya teorisyenleri Katz ve Blumer, izler kitlenin, TV programlarının içeriğinde üç temel beklentisinin öne çıktığını söylemektedir. Bunlar bilişsel beklenti (izleyici yaşadığı dünya ve toplum hakkında bilgi edinmek ister. Örneğin seçim yayınlarını, haber bültenlerini takip ederler), duygusal beklenti (insanlar günlük yaşamın sıkıntılarından kaçma ve vakit geçirme isteğindedirler, bu beklentiyi karşılayan içerikler de, söyleşi, müzik, güldürü ve diğer eğlenceli içeriklerdir. Günlük yaşamın tekdüzeliğinden kaçma isteğindedirler) ve kişisel kimlik (bireyler toplumda kendi yaşamına benzer yaşamlar olduğunu ya da yaşamlarındaki önemli bir ayrıntıyı öne çıkardığı için TV izlemektedirler. Dolayısıyla toplumda yalnız olmadıklarını, kendileri gibi insanların var olduğunu bilmek isterler) beklentisidir.

Elihu Katz ve Jay Blumler bunları 1974’de en yetkin kitle iletişim aracı olan televizyon ve televizyon izleyicisi için söylemiş olsa da, günümüzde TV’nin yerini ondan çok daha farklı gibi görünen, aslında prensipte “aynısının çok daha kuvvetlisi” olarak tanımlayabileceğimiz internetin aldığını söyleyebiliriz.

Televizyonun kısıtlı (ama o dönem için mucize niteliğinde) bireyselliğinin (kanal seçme, hatta televizyonu tümden kapatma özgürlüğünün) yerini internetin sonsuz bireyselliği, televizyonda izleyicinin mektupla ve faksla yaptığı katılımın yerini internette “saniyelik yorumlar” almışken, artık izleyici sadece içerik tüketici değil, aynı zamanda istediği takdirde üretici pozisyonuna da ulaşmıştır. (isteyen herkesin blog açabilmesi, herkesin kişisel facebook sayfasında istediğini yazabilmesi, youtube kanalı açabilmesi, hatta benim bu yazıyı yazmam).

Bahsettiğim konu ise, genellikle yukarıda bahsettiğim, genellikle duygusal ve kişisel beklentilerinin had safhada olduğu izleyicinin akın ettiği siteler ise, istediklerini onlara verirken büyük bir “kültür terörizmi” ne imza atmakta.

Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!

Genel başlıklara göz atacak olursak:

Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!

Görüldüğü gibi yukarıda bahsettiğim reklam ve tıklanma bağımlısı internet siteleri, kullanıcılarının yerine her şeyi kendisi düşünüp içerik üretiyor, izler kitlelerini bu zahmetten kurtarıp kurulu düzenin bekası için en büyük tehlike olarak görülen düşünen toplumu da anında ekarte ediyor. Düşünmek yerine “hazır düşünülmüşünü” alıp midesine indiren birey, bu düşünceleri adeta kendi çocuğuymuş gibi öyle benimsiyor ki, bunu adeta topla, tüfekle, kılıçla, kalkanla savunmaya girişiyor.

90’ların ilk yarısında geldiğim şu dünyada hatırladığım en eski anılarım, o zamanlar şimdiki gibi çeşitli makyajları olmayan, aynı surata, aynı platin rengi saça sahip, incecik Barbie bebeklerime, televizyondaki 0 beden mankenlere, oyunculara hayranlıkla bakışımdır.

O zamanlar “ne kadar ince, o kadar güzel” mottosu üzerine kurulu olan güzellik algısı, günümüzde yerini medya patronlarının kararı ve belleklerimize çağlayanlar gibi pompaladığı Kardashian kabilesinin bilinçaltımızda bıraktığı etki doğrultusunda balıketli, kıvrımlı kadınların güzel olduğuna dair sonsuz bir inanca bırakmışken, düzenin militanları kömür sobasıyla ısınan evinde, kirayı nasıl ödeyeceklerini düşünmekten uyuyamayan annelerinin karşı koltuğundan, halinden çok memnun bir şekilde “Hatun dediğin balıketli olacak”, “Sakalsız erkek, pardon erkek demişim” , “Erkek dediğin maço olacak abi”, ”Türk kızı mı güzel Rus kızı mı” vb hazır düşünceleri kardeşinin parasız eğitiminden çok daha büyük bir hırsla ve şehvetle savunmaya başlamıştır bile.

En “gelenekleri sahiplenici” ,”dejenerasyona kapalı” görünenlerin açıkça “ideal kadının kalçası, göğsü nasıl olmalıdır” tartışmasında karşı tarafa ne kadar bıçak saplarsa o kadar duygusal tatmine ulaşması mı daha çirkin bir kültür terörizmidir. Yoksa bundan 25 yıl önce biri birine “ben çok güzelim ama sen çirkinsin” imasını vererek konuştuğunda deli damgası yiyecekken günümüzde bunun bir zorunluluk haline dönüşmesi, herkesin seksi, iddialı ve diğer “rakiplerinden” üstün yanlarını vurgulamasının normal karşılanması mı?

Çağımızda, insan öyle değersiz bir varlıktır ki, moda artık giyim kuşam, saç makyaj üzerinden değil, direk insan vücudu üzerinden şekillenmektedir
Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!

Şu an squad yapmak ve dolgun vücut hatları moda ise kadınlar sağlığını ve insanlık değerini hiçe sayarak “moda görüntüye” ulaşmak durumundadır, yoksa Yoksa “duygusal” ve “kişisel kimlik” beklentisine gerçek hayatında doyum sağlayamamış onca kişi kendisini “kadınlıktan men edebilir”. 5 yıl sonra bahsettiğim medya patronları hangi kadınların daha güzel olduğuna dair sürüm güncellemesi yaptığında, kadınları baştan başlayan bir “vücut şekillendirme” serüveni bekleyecektir. Sayıları çok olan “orta sınıf” insanı neden üniversite mezunu olmasına rağmen bir mağazada tezgâhtar olabilmek için dua ettiğini sorgulamak yerine bu karşılaştırmalar üzerinden birbirini yemeye ve “yengeç burcu erkeği nasıldır?”, “uzun saçlı bir erkekle birlikte olmanın iyi yanları nelerdir”, “İzmirli kızlar mı daha güzeldir yoksa İstanbullular mı?” gibi dünyayı ve toplumu “tek tip” olarak algılayan sorulara cevap aramaya devam ededursun reklam verenlerden büyük medya patronlarına, devlet yetkililerine kadar gittikçe büyüyen bir ağ cebini doldurmaya devam eder. İnsana dair en önemli şeyin güzellik ve refah içinde bir hayat sürmek olduğu çağın bu gerekliliklerini de, refah seviyesi en düşükler savunmaktadır.

Tehlikenin Farkında mısınız? Kültürel Terörizme Maruz Kalıyoruz!
Cevapla