6. Yüzyıl Veba Salgını

Merhaba arkadaşlar. İçinden geçmiş olduğumuz salgın günlerinde anlamlı olabilecek bir yazı kaleme almayı planladım ve bu planın henüz bitmemiş, geliştirmeye son derece açık satırlarını sizlere sunmaya gayret ettim. Aslında çok daha uzun bir makale olmakla beraber burada (bilinen sebeplerden ötürü) kısaltmak durumunda kaldığımı hemen en başta itiraf etmeliyim; bu kısaltma işlemi (ki neredeyse yazmak kadar vakit aldı) bazı noktalarda bütünlükten kopuşlara sebep vermiş olabilir.

Altıncı Yüzyılda Salgın: Iustinian Veba Salgını

Iustinianus saraylı idarecilerle, San Vitale Bazilikası, Ravenna.
Iustinianus saraylı idarecilerle, San Vitale Bazilikası, Ravenna.

Altıncı yüzyılın meşhur vebası, ilk olarak MS 541'de Mısır'da görülen ve daha önce bilinmeyen (Thukydides gibi bazı klasik yazarlar, veba benzeri lokal salgın tarifleri yapsa da böylesi ilk kez yaşanmaktadır) bir salgın olarak kayıtlara geçmiştir. Tarihler 542'yi gösterdiğinde, Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) başkenti olan Konstantinopolis'e, daha sonra ise imparatorluğun doğu sınırında olan Pers topraklarına ve Avrupa’nın güney kesimlerine kadar ulaşmıştır. Hastalık elli yıl boyunca tekrar tekrar alevlenmiş ve 8. yüzyıla kadar tamamen üstesinden gelinememiştir.

Hastalığın Iustinian Veba Salgını olarak da anılmasının sebebi; İmparator Iustinian’ın döneminde (527-565) Doğu Roma İmparatorluğu'nu vurmuş olmasıdır. Ayrıca meşhur tarihçi Prokopios, Iustinian'ın da hastalıktan etkilenenler arasında yer aldığını kaydetmiştir.

Tıpkı 14. yüzyılın Kara Ölümünde olduğu gibi, altıncı yüzyılda Doğu Roma'yı vuran hastalığında "Veba" olduğu düşünülmektedir. Çağdaş semptom tanımlamalarından yola çıkılarak, vebanın bubonik,(hıyarcıklı) pnömonik (zatürre) ve septisemik (iltihaplı) türlerinden bir ya da birkaç formunun mevut olduğu görülmüştür.

Hastalığın yayılışı, daha sonra yaşanacak olan salgınların gelişimine çok benziyordu ancak doğal olarak birkaç önemli fark vardı. Vebaya yakalanan birçok insanda, diğer semptomların başlamasından hemen önce veya sonrasında halüsinasyon ve ishal gibi diğer sorunların da yaşandığı görülmüştür. Prokopios, eserinde birkaç gün boyunca derin komaya giren veya şiddetli sayıklama nöbeti geçiren hastaların varlığına işaret etmiştir. Her ne kadar bugün bu salgına “veba” deniyor olsa da semptomların bazıları 14. yüzyıl vebasında “sık görülen” semptomlar arasında kendine yer bulamamıştır. Bu durum bazı araştırmacıları veba dışında başka bir hastalık olma ihtimalini aramaya itmiştir.

Altıncı Yüzyıl Vebasının Kökeni ve Yayılışı

Prokopios'a göre, hastalık Mısır'da başladı ve ticaret yolları (özellikle deniz yolları) üzerinden Konstantinopolis'e kadar yayıldı. Bununla birlikte, başka bir yazar olan Evagrius, hastalığın kaynağının Axum'da (günümüz Etiyopya ve doğu Sudan) olduğunu iddia etti. Bugün, vebanın kökeni hakkında bir fikir birliği yoktur. Bazı bilim adamları bu salgınında Kara Ölüm gibi Asya'dan gelmiş olabileceğini düşünürken; diğerleri ise bugün Kenya, Uganda ve Zaire devletlerinin bulunduğu coğrafyayı (Afrika) işaret etmektedir.

6. Yüzyıl Mısır
6. Yüzyıl Mısır

Salgın Konstantinopolis'ten İmparatorluk ve ötesine çok büyük bir hızla yayıldı. Prokopios bu yayılma hızı ile alakalı şu yorumu yapmaktadır;

"O zamanlar yaşanan salgın (veba) tüm insanlığı yok etmeye çok yaklaşmıştı”.

Aslında, Avrupa'nın Akdeniz kıyılarındaki liman kentlerinden çok daha kuzeye ulaştığını söylemek güçtür. Bununla birlikte, imparatorluğun doğu bölgelerinin de (Pers topraklarında olduğu gibi) salgından ciddi bir zarar gördüğü artık bilinmektedir. Özellikle ortak ticaret yollarındaki bazı şehirler, veba tarafından vurulduktan sonra neredeyse tamamen terk edilmiştir.

Konstantinopolis'e dönecek olursak, 542 kışı geldiğinde en kötüsü sona ermiş gibi görünse de bir sonraki bahar geldiğinde, imparatorluk boyunca daha fazla salgın yaşandığına dair bazı tanıklıklar mevcuttur. Hastalığın gelecek yıllarda ne sıklıkta ve nerede boy gösterdiği konusunda çok az veri olmakla beraber vebanın 6. yüzyılın geri kalanında periyodik olarak geri dönmeye devam ettiği ve 8. yüzyıla kadar endemik olarak varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.

Ölenlerin Sayısı

Iustinian Salgının'da ölenlerle ilgili güvenilir bir sayıdan bahsetmek pek mümkün değildir. Modern tarihçilik, altıncı yüzyılda Akdeniz genelindeki nüfusun ne kadar olduğunu ancak tahminler yoluyla hesaplayabiliyorken, bu oldukça normal bir durumdur. Ayrıca vebanın kendisinden ziyade ölümlerin sebep olduğu iş gücünde azalma ve üretimin düşmesiyle yaşanan gıda kıtlığı sayıların artmasında önemli bir rol oynamış olmalıdır. Muhtemelen birçok insan hiçbir hastalık belirtisi göstermeden gıda kıtlığından dolayı hayatını kaybetmiştir.

Ancak kesin istatistikler olmasa bile, ölüm oranının yadsınamaz derecede yüksek olduğu açıktır. Prokopios, dört ay boyunca günde 10.000 kadar kişinin hayatını kaybettiğini ve bu durumun Konstantinopolis'e ciddi anlamda zarar verdiğini yazmaktadır. Bir gezgin olan, Efesli John'a göre;

“Doğu Roma’nın başkenti, diğer şehirlerden çok daha fazla sayıda ölüme sahne olmuş, binlerce cesedin sokaklarda öylece durmakta olduğunu ve bu cesetlerin çukurlara gömülmeye başlandığında, her bir çukurda yaklaşık 70.000 cesedin bulunduğunu...” bildirmiştir.

Başka bir tanık olan Ioannes Malalas;

“Bu salgında, ölüleri gömecek kadar dahi insan kalmadı. Bazıları tahta sedyelerle cesetleri evlerinden taşımaya çalıştılar ancak başaramadılar, cesetlerin bazıları günlerce gömülemedi ve bazı insanlar kendi akrabalarının cenazelerine katılamadı” gözlemini yapmaktadır.

Sayılar muhtemelen abartılıdır ancak verilen istatistiklerin bir kısmının bile doğru olduğu düşünülecek olsa, bu durum hem ekonomiyi hem de nüfusun genel psikolojik durumunu çok ciddi bir şekilde etkilemiş olduğu yorumunu beraberinde getirecektir. Modern araştırmalar Konstantinopolis nüfusunun üçte bir ile yarısının hayatını kaybetmiş olabileceğini varsaymaktadır. Salgın, gücünü kaybetmeden önce Akdeniz'de muhtemelen 20 milyondan fazla ölüme sebebiyet vermiştir.

Altıncı Yüzyıl İnsanlarının Veba Salgınının Nedeni Hakkındaki Fikri

Hastalığın bilimsel nedenleri üzerine bir araştırmayı destekleyecek hiçbir belge (doğal olarak) yoktur. Günlüklerden ya da tanıklıklardan yola çıkarak, insanların vebayı Tanrı'nın iradesi olarak gördükleri söylenebilir.

İnsanların Iustinian Veba Salgınına Karşı Tepkisi

Kara Ölüm sırasında Avrupa'yı saran vahşi histeri ve panik, altıncı yüzyıl Konstantinopolis’inde neredeyse yok gibidir. İnsanlar bu felaketi zamanın birçok talihsizliğinden yalnızca biri olarak kabul etmiş gibi görünmektedir. Nüfus arasındaki dindarlık, altıncı yüzyıl Doğu Roma'sında, 14. yüzyıl Avrupa'sında olduğu kadar zayıf değildi ve bu nedenle manastırlara, kiliselere giren insan sayısıyla bu kurumlara yapılan bağışlarda artış yaşandığı gözlenmektedir.

Iustinian Veba Salgınının Doğu Roma İmparatorluğu Üzerindeki Etkileri

Nüfusun ciddi bir şekilde düşmesi, insan gücü eksikliğine ve bu da işçi maliyetlerinin artmasına neden olurken bu durum enflasyonun yükselmesine sebebiyet vermiştir. Yüksek insan kaybı vergi gelirlerinde ciddi bir daralmaya sebep olurken, tarım topraklarının sahipleri ile işçilerin ölümü en büyük sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu ölümlere bağlı olarak gıda üretiminin azalması, şehirlerde kıtlıklara ve komşuların boş (ve komşu) topraklar üzerinden vergi ödeme sorumluluğunu üstlenmesi, ekonomik baskının artmasına neden oldu. Iustinian, vergi ödeme sorumluluğunu hafifletmek için komşu toprak sahiplerinin artık sahipsiz (sahibi veba nedeniyle ölen) mülklerin sorumluluğunu üstlenmemesi gerektiğine dair bir kanun çıkarıp, halkı bir nebze rahatlatmıştır.

Kara Ölüm sonrası Avrupa'dan farklı olarak, Doğu Roma İmparatorluğu'nun nüfus seviyesi iyileşme hızı olarak son derece yavaş kaldı. 14. yüzyıl Avrupa'sı ilk salgından sonra evlilik ve doğum oranlarında hızlı bir artış görülürken, Doğu Roma’da, manastırın popülerliği ve beraberinde getirdiği “bekarlık” kuralları nedeniyle böyle bir artış yaşanmamıştır. Altıncı yüzyılın sonunda, Doğu Roma İmparatorluğu ve Akdeniz çevresindeki diğer devletlerin nüfuslarının yaklaşık olarak %40 kadarını kaybettiği tahmin edilmektedir. Yaşanan bu salgının, Doğu Roma İmparatorluğu'nun asla toparlanamadığı ve uzun bir düşüşün başlangıcına işaret ettiği, tarihçiler arasında son derece popüler olan bir fikirdir.

6. Yüzyıl Doğu Roma İmparatorluğunun Kabaca Sınırları
6. Yüzyıl Doğu Roma İmparatorluğu'nun Kabaca Sınırları

Sonuç olarak hastalıkların dünyamız ya da insanlık için hiç de yabancı olmadığını hatta hastalığa sebep olan bu "üst organizmaların" insanlıktan çok çok daha eski olduğunu bilmemizde fayda olduğu kanaatindeyim.

"Yaşamlarımız ve hatta türümüz, üst organizma ve bağışıklık sistemimiz arasında yapılan ya da yapılacak olan işbirliğine bağlıdır." A. Nikiforuk - Mahşerin Dördüncü Atlısı.

Kaynakça ve İleri Okuma:

Brian CROKE with Elizabeth JEFFREYS and Roger SCOTT (2017). Studies in John Malalas. Yayınevi: Australian Association for Byzantine Studies

John MALALAS (1986). The Chronicle of John Malalas. Yayınevi: Australian Association for Byzantine Studies.

Andrew NIKIFORUK (2018). Mahşerin Dördüncü Atlısı. Yayınevi: İletişim Yayınları.

Georg OSTROGORSKY (2017). Bizans Devleti Tarihi. Yayınevi: Türk Tarih Kurumu.

PROKOPİOS (2017). Bizans’ın Gizli Tarihi. Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları.

PROKOPİOS (2014) The Wars of Justinian. Yayınevi: Hackett Publishing Company.

Aleksandr Aleksandroviç VASİLYEV (2017). Bizans İmparatorluğu Tarihi. Yayınevi: Alfa Yayınları.

Hatalarımız olduysa mazur görmenizi temenni ederken, okuduğunuz metinden keyif aldığınızı umarak teşekkürlerimi sunarım.

#KetçaplıBrokoli #SağlıklıGünler

6. Yüzyıl Veba Salgını
Cevapla