Fotoğraf ve Kadın

Yatağımda uyuyordum..

Nikon'um ise sehpanın üstündeydi. Boş martini kadehinin hemen yanında... Pantolonla yatmışım, kemerim bile belimde. Perdenin arasından vuran gün ışığı odaya hafif hafif göz kırpmaya başladı... Mat siyah ve melon şapka görselleriyle dolu fotoğraf kareleri hayal edip, kafamda kurgularken kapı çaldı...

Gözlerimi açmadan battaniyeyi attım üstümden. Sonra gözlerimi açtım, hücre cezası çeken mahkumlar gibi otururken yatakta, zil hala kapıyı açmamı salık veriyordu. Şişkin ve kısık gözlerimle kapının deliğinden bakarken, güneş doğar gibi oldu... Biraz daha kıstım gözlerimi.. "Sen" gelmiştin. Siyah saçlarını ve süet çizmelerini de yanında getirmiştin..

İçeri girdin, sonra evimin en sevdiği odasında, en sevdiğin eskitme sandalyeye oturdun. Belliydi yeni uyanmıştın. Gözlerin şişik yüzün bembeyazdı. Hani şu makyajın daha çok yakıştığı günün ilk yüz şekli. Dizlerin bitişik halde şöyle bir bakındın ve "yine dağıtmışsın ortalığı" dedin...

Mutfağa gittim, sana kahve yapacaktım. Elimde cezve olduğu halde anlayamadığım birşeylerine takıldım. Geri döndüm ve kapının eşiğinde kalakaldım biraz../


fotoğrafçı


Sandalyeye ters oturmuştun ve arkandaki pencereden gün ışığı vuruyorudu. Çizmelerin bu sefer dizlerinin üstüne kadardı ve file çorabınla bir bütün oluşturuyordu. İki adım geri gidip yattığım odaya girdim, makinamı aldım ve geri geldim... Sen çoktan havaya girmiş, ambiansa dahil olmuştun ve sağ elinin işaret parmağı çoktan dudaklarının üstünde gezinmeye başlamıştı. Gözlerin hafif meşrep, degajen biraz öne doğruydu...

... Ve makinayı sana doğru yönelttim... Kimselerin hapsedemediği seni ben küçük bir objektife hapsettim. Deklanşör sesinin kulak okşayan çekiciliğini duydum sonra... Yüzünde flaş ışığıyla 1-2 saniye hayalet gibi görebildim seni... Ve sen hala pozunu bozmadın...

Hem bir fotoğraf karesinde, hem de beynimin mat siyah renkli düz boşluğunda, arkanda bir güneş ışığı ile ölümsüzleştin sen...
Fotoğraf ve Kadın
Cevapla