Ters Köşe Sevenlere! Sonuyla İzleyenleri Allak Bullak Eden 10 Film!

1. The Usual Suspects (1995)

Zeka oyunlarının şampiyonlar ligi.
Bir polis karakolunda başlayan sorguda, hikaye ileri geri akar ama gerçek hep biraz kenarda kalır. Kevin Spacey' nin karakteri Verbal Kint, bize olayları anlatırken fark etmeden kendi beynimizi de kiraya veriyoruz. Son sahne geldiğinde ise sadece karakter değil, biz de 'kandırıldığımızı' fark ediyoruz. Film bittikten sonra aynaya bakıp 'ben neden bu kadar safım?' deme ihtimalin yüksek.

The Usual Suspects (1995)
The Usual Suspects (1995)

2. The Game (1997)

Paranoyanın sınırı yok, hayat gerçekten bir oyun olabilir.
Michael Douglas’ ın karakteri zengin, kontrol manyağı ve hayattan sıkılmış. Kardeşi ona doğum günü hediyesi olarak bir 'oyun' veriyor. Ama bu öyle tavla falan değil. Hayatını altüst eden, kimseye güvenemeyeceğin bir kurgu. Film boyunca hem karakter hem izleyici 'bu hala oyun mu, yoksa gerçekten mi oluyor?' diye sorup duruyor. Film bitince bir iç çekip şöyle diyorsun, 'biri bana da bu oyunu ayarlasın ama kalbim dayanır mı bilmiyorum.'

The Game (1997)
The Game (1997)

3. The Others (2001)

Karanlık, sessizlik ve şüphe.
Nicole Kidman’ ın ürpertici bakışları eşliğinde, savaş sonrası izole bir malikanede geçen bu filmde kimsenin yüzüne tam güvenemiyorsun. 'hayaletli ev' klişesi gibi başlıyor ama öyle bir yere varıyor ki, final sahnesinde tüm filmi yeniden izlemek istiyorsun çünkü her şey anlamını yitiriyor. Film bitince, gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece yaşadığını mı sanıyorsun, diye kendi kendine fısıldayabilirsin.

Karanlık, sessizlik ve şüphe.
Karanlık, sessizlik ve şüphe.

4. Fight Club (1999)

İlk kural: Fight Club hakkında konuşma.
Ama ben konuşacağım. Çünkü bu film, modern erkekliğin, tüketim toplumunun, psikolojik bölünmelerin kutsal kitabı gibi. Brad Pitt ve Edward Norton’ un aynı karede olduğu her sahne aslında bir optik yanılsama. Filmi ilk izleyişte şaşırırsın, ikinci izleyişte izleyen ilk haline acırsın.
Film bittikten sonra dolabını boşaltmak, ikea kataloğunu yakmak, hatta kendine bir yumruk atmak isteyebilirsin. Yine de yapma. Belki sen de iki kişisin.

İlk kural: Fight Club hakkında konuşma.
İlk kural: Fight Club hakkında konuşma.

5. Primal Fear (1996)

Saf görünümlü adamlar bazen en tehlikeli olanlardır.
Edward Norton’un 'masum mu, deli mi, şeytan mı' diye sorgulatan karakteri, seni mahkeme salonundan alıp insan doğasının karanlık mahzenlerine götürüyor. Avukatlar, adalet, vicdan? Hepsi lafta.
Son sahnede kafanı yavaşça eğip kendi kendine şu cümleyi kurman olası, 'Yok artık... bunu nasıl fark etmedim?'

Saf görünümlü adamlar bazen en tehlikeli olanlardır.
Saf görünümlü adamlar bazen en tehlikeli olanlardır.

6. Oldboy (2003 - Kore versiyonu)

İntikam soğuk yenen bir yemektir ama bu tabak buz tutmuş.
15 yıl boyunca bir odada hapsedilip serbest bırakılan bir adam, neden kilitlendiğini bulmaya çalışırken, biz de onunla birlikte girdabın içine çekiliyoruz.
Final sahnesi ise ahlaki sınırları tokat gibi suratımıza çarpıyor. Bu film sadece sürprizli değil, rahatsız edici de. Ama o rahatsızlık, sinemanın en kalıcı hislerinden biri.

Ters Köşe Sevenlere! Sonuyla İzleyenleri Allak Bullak Eden 10 Film!
İntikam soğuk yenen bir yemektir ama bu tabak buz tutmuş.

7. The Prestige (2006)

Sırrı öğrenmek istemezsin. Gerçekten istemezsin.
İki sihirbazın rekabeti öyle bir noktaya evriliyor ki, sihrin ne olduğu, gerçeklikten ne kopardığı sorgulanıyor. Nolan bu filmiyle 'bir sırrı çözmek istiyorsan, neyi feda etmeye hazırsın?' diye soruyor.
İzledikten sonra spoiler vermemek için insanlarla günlerce konuşmazsın. Çünkü bu sırrı paylaşmak ihanettir.

Sırrı öğrenmek istemezsin. Gerçekten istemezsin.
Sırrı öğrenmek istemezsin. Gerçekten istemezsin.

8. Se7en (1995)

Yedi ölümcül günah ve tek bir iblis.
David Fincher’ ın karanlık şehirlerinde dolaşırken içindeki kötülükle tanışıyorsun. Seri katil, yedi günahı simgeleyen cinayetler işliyor ve polisler onun zihinsel labirentinde kayboluyor.
Finalde 'KUTUDA NE VAR?' sorusu sinema tarihinin en travmatik anlarından biri oluyor.
Vicdanı olan herkesi tokatlıyor. Sen de dahil.

Yedi ölümcül günah ve tek bir iblis.
Yedi ölümcül günah ve tek bir iblis.

9. Memento (2000)

Zaman geriye doğru akarken, akıl da ters çalışıyor.
Leonard, karısının katilini arıyor. Ama her 15 dakikada bir hafızası sıfırlanıyor. Bu yüzden dövmeler, polaroidler ve ipuçlarıyla yaşıyor. Film geriye doğru anlatılıyor. Cidden. Gerçek anlamda.
Nolan burada hem karakterin hafızasını hem bizim anlayışımızı kırbaçlıyor.
Bitince 'ben bu filmi neden anlamadım?' demiyorsun, 'ben bu filmi nasıl anlamaya cesaret ettim?' diyorsun.

Zaman geriye doğru akarken, akıl da ters çalışıyor.
Zaman geriye doğru akarken, akıl da ters çalışıyor.

10. Coherence (2013)

Düşük bütçeli, yüksek tansiyonlu paralel evren çılgınlığı.
Bir akşam yemeği partisi, kuyruklu yıldız geçerken farklı gerçekliklere ayrılıyor. Aynı insanlar, farklı versiyonlarıyla karşılaşıyor. Film minimal ama etkisi maksimum.
İzledikten sonra ışığı kapatırken tedirgin olabilirsin. Aynadaki yansıman bile sana biraz “farklı” gelebilir.

Düşük bütçeli, yüksek tansiyonlu paralel evren çılgınlığı.
Düşük bütçeli, yüksek tansiyonlu paralel evren çılgınlığı.
Ters Köşe Sevenlere! Sonuyla İzleyenleri Allak Bullak Eden 10 Film!
Cevapla