Güzeldir bizim filmler, özellikle eski filmler, güzel Türkiye'min güzel sineması.
Herşeyden önce çok güçlü kalemlerce yazılırdı hepsi, her sahnesi hayatımızın içinden, her karakterine sokakta rastlanılabilir, bizi, bize, biz gibi yansıtırdı. Öyle karakterler var ki aralarında, üzerinden yıllar geçtiğinde dahi aklımızın bir köşesine yazılıdır aklı, hep hatırlarız.
Kimisi dürüstlüğü, delikanlılığı ile, kimisi sahtekarlığı, düzenbazlığı ile, kimisi günahı ile, kimi siaçıkgözlülüğü ile yer etmiştir zihnimizde. Her biri birbirinden sıcak, birinden gerçek, tatlı mı tatlı karakterlerdir.
Saydığım sebeplerden dolayı hak verirsiniz ki bu Bence biraz meşakkatli olacak benim için, zira çok eşsiz karakterler var. Bunların arasından beş tanesini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Umarım spoiler vermiş olmam, eğer yaparsam da şimdiden affınıza sığınıyorum.
Hazırsanız başlayalım mı?
Türk Sinemasından Her Sahnesi Ders Niteliğinde Olan 5 Karakter!
Şeytan

1988 yapımı bu filmde hırslı bir müzisyen olan Fatih'in(Mazhar Alanson) daha da yükselebilmek sevdası ile ruhunu Şeytan'a(Ali Poyrazoğlu) satmasını ve sonrasında gelişen olayları izliyoruz. Bir İngiliz edebiyatı uyarlaması aslında film. Ancak Şeytan karakterine hayat veren Ali Poyrazoğlu adeta devleşir bu rolde.
Öyle güzel anlatır ki film insanlığı, film bittiğinde "Zavallı Şeytan..." şeklinde, normal bir vakitte oldukça saçma gelecek cümleler kurdurur insana. Zira Şeytan insanlığa yenilir, insanlığın artık bir Şeytana ihtiyacı olmadığını, onların kendisinden çok daha kötü, acımasız, tehlikeli olduğunu anlar.
Çok tatlı sahneler vardır filmde, bu sahnelerin birinde televizyon izleyen Şeytan, ekranda onlarca felaketi görünce bembeyaz kesilir, protestolar, savaşlar, cinayetler, felaketler ardı ardına sıralanır ekranda, "Kıyamet bu, kıyamet!" der korku ile.
Keşke kıyamet olsaydı be üstad, keşke 1988'de kopsaydı da bu insan vahşeti katlanarak gelmeseydi 2021 senesine kadar...
Ali Poyrazoğlu'nu ayrıca, bir kez daha, altını çize çize tebrik ediyorum buradan, iyi ki senin gibi bir insana sahiptir Türk sineması.
Mahmut Hoca

Rıfat Ilgaz'ın unutulmaz eserini hepiniz bilirsiniz, değil mi? Hababam Sınıfını herkes izlemiştir. Bu kişilerin de inanıyorum ki, birçoğu, okul sıralarında otururken bir Mahmut Hocası olmasını dilemiştir. Neden peki?
Hadi ama, hepimiz biliyoruz sebebini. Mahmut Hoca "Bir öğretmen nasıl olmalı?" sorusunun cevabının ete kemiğe bürünmüş halidir çünkü. Yeri gelince kızan, yeri gelince bir anne, bir baba olan, sevgi dolu, burnunun ucuna indirdiği gözlükleri ile insanın içini ısıtan tonton bir öğretmendir.
Çünkü o bir tüccar değildi, o bir eğitimciydi, çocuklarını ezdirmezdi! Ne güzel öğretmendin sen Mahmut Hoca. Bir öğretmen çocuğu olarak, ölene dek kalbimin en özel yerlerinden birinde saklı kalacaksın.
Ruhun Şad, mekanın cennet olsun!
Seyit

1976 yılı yapımı olan Kapıcılar Kralı isimli film ile tanıdık kendisini. Sıradan bir Anadolu çocuğunun büyükşehiri, büyükşehrin insanını dize getirişini anlatır. Her türlü açığını öğrendiği bu kendini beğenmiş insanları kurnazlığıyla, açık gözlülüğü ile alt eder. Öyle güzel mesajlar verir ki, küçük insanların küçük dünyalarını en çıplak hali ile gösterir bize.
Bir sahne vardır filmde, hiç çıkmaz aklımdan. Hele ki bugünü yaşayan biri olarak, Umur Bugay'ın bu mükemmel tespitini hala günümüze uyarlayabiliyorken, unutmam zaten mümkün değil.
Oğlu ile yer masasında oturur Seyit ve aralarında şu diyalog geçer:
-Şişeleri sarhoşa götür oğlum.
-Ya buba, ders çalışıyom.
-S.çarım dersine, sanki apartman yöneticisi olacasın p.zevenk!
Hala sıkça sorulur bu soru. "Bu devirde okuyup da ne olacağız sanki?" sorusu ile büyür yeni nesiller. Hazindir bu tablo.
Ruhun şad olsun Kemal abi...
Tatar Ramazan

1992 yapımı olan bu film, anlatacağım karakterin adı ile isimlendirilmiştir. Tatar Ramazan. Bir cezaevi mahkumu. Buraya kadar herşey çok sıradan. Ancak hikayesine girince işler çok başka bir hal alıyor.
Tatar bir toprak ağasını, adaletsizliğine tahammül edemediği için vuruyor, cezaevine giriyor. İlk günlerini sessiz sakin geçiriyor aslında, kimseye bulaşmadan, göze batmadan cezasını bitirmeyi düşünüyor. Ancak işler beklediği gibi gitmiyor, gördüğü adaletsizlikleri hazmedemiyor içindeki delikanlı, susamıyor, koğuşunda uslu uslu oturmayı yediremiyor kendine. Garibanların halini, onlara zulmeden bir çetenin varlığını anladığında içi içine sığmaz hale geliyor. Nihayetinde uyanıyor içindeki Tatar ve en sonunda cezaevinin duvarlarına bir yumruk gibi iniyor.
Adalet mühim bir kavram, yaradılıştan bu yana adı en çok anılan belki. Ama nedense hep iki dudak arasına sıkıştırmak ile yetinir insanoğlu bunu, bir türlü layıkı ile entegre edemez hayatın kendisine. Tatar Ramazan da buna verilen tepkinin beyaz perdeye yansımış en güzel hallerinden biridir. Onu özel yapan da budur. Birçoklarımızın her gün "Şeytan diyor ki!" şeklinde cümleler kurduğu, sonrasında ise "Neyse, lanet olsun." diyerek başını önüne eğdiği bu zamanlarda Tatar Ramazan karakteri de daha da özel bir hal alıyor. Yanılıyor muyum?
Zübük

İbrahim Zübükzade. Aziz Nesin'in kaleminden. Bu karakteri anlatmaya hayat tecrübem yeter mi emin değilim, zira ben gibi sıradan birinin tam anlamı ile aktaramayacağı kadar kapsamlıdır ve bir ustanın ellerinde ince ince dokunmuştur.
Zübük bir siyasetçidir. Yer yer hala güncelliğini koruyan bir karakterdir. Görselden dahi anlaşılabilir Aziz Nesin'in yarattığı karakterin kişiliği.
Bir memur olarak başladığı hayatında, aldığı rüşvetlerle zenginleşir, foyası ortaya çıktığında kovulur, daha sonra ise siyasete girer, herkesin nefret ettiği bu adam halkı öyle bir birbirine düşürür ki, kasabalı Zübük'e ayrı ayrı gider, yalvarır belediye başkanı olması için, Zübük bu, böyle de ustalıkla oynar insanlarla.
Birkaç sahne var yıllar sonra hala aklıma geldikçe tebessüm ettiren. İki tanesine değinmek istiyorum özellikle.
Kendisini öldürmek için kovalayanlardan kaçarken, bir anda namaza durması hiç çıkmaz aklımdan, buna örnek gösterebileceğim o kadar insan var ki çevremde.
Bir diğeri ise işyeri kapanmasın diye Zübük'e rüşvet teklif eden esnaf sahnesi, Zübük'ün repliği unutulmazlar listesine girecek cinstendir.
-Sok parayı cebine, sok, sok dedim yan cebime, sok lan! Ne canım herif ya!
Milletimizin duygusallığını, saflığını, inançlarını, değerlerini ve bunu art niyetli olarak kullanan insanları öyle iyi analiz eder ki Aziz Nesin, bu rezaleti iliklerimize kadar hissettirir.
Mekanları cennet olsun...

Evet arkadaşlar, böylece bir Bence'min daha sonuna geldik, aklınıza gelen başkaca karakterler olursa görüşlerinizde paylaşmanızı rica ediyorum, ben de tanımış olurum, okuyan yüreklerinize sağlık, sağlıcakla!
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer