Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı film serisi olan Bond Serisi'nin bir filmine, reklamına falan maruz kalmamış insan pek yoktur. Nedense aklıma takılması sonucu İngiliz Emperyalizmi'nin bu kaypak, seksomanyak, pervasız katili hakkında bir yazı yazmaya karar verdim.

Uzun olacak, okuyun komple.
Ian Fleming isimli İskoç yazarın, hobi olarak yazarlığa başlamasıyla ortaya çıkmıştır bu karakter. Ian Fleming, zamanında bürokratlık falan yapmış, egzotik mekanlar hakkında külliyat sahibi bir adamdır ve evliliğe 'maruz kaldığı' için yazmaya başladığını söyler.
İlk roman Casino Royale ismiyle 53 yılında yayınlanmıştır.
James Bond genel olarak maçoluğun ve erkekliğin idealize edilmiş bir halidir. Tıpkı Fleming gibi İskoçya doğumludur, boyu posu yerindedir, ailesini 8 yaşındayken bir dağcılık kazasında kaybetmiştir. Aristokrat bir ailenin çocuğudur. Devlet himayesinde Oxford ayarında okullarda okutulmuş, çeşitli eğitimlerden geçmiş ve gerçekten tarihte de yeri olan 00 programına bağlı olarak MI6'e çalışan bir katil olmuştur.
007 denen şey, Bond'un 7 numaralı 00 ajanı olmasından başka bir şey değildir.

Bond günümüzün Jason Bourne tipi ajanlarına benzemez, sofistike bir salon adamıdır, hemen her türlü pragmatik konuda uzman sayılabilir, elinden her iş gelir, her türlü silahı kullanmak dışında gittiği her ülkenin kadınıyla yatmak, alkol almak ve alkolden aşırı anlamak, umarsız bir keyif pezevengi' olmak gibi hobileri vardır.
Ian Fleming yanlış hatırlamıyorsam 14 kitap yazmıştır bu karaktere yıllar içinde. Kitapların ve sonrasında filmlerin bu kadar tutmasının nedeni de, aslında Fleming'in formülize anlatımıdır.
Burada yazıp uzatmayı düşünmeyeceğim bir Bond oynar ve 7 hamlede kazanır formülü üzerine tamamen okuyucu ve izleyiciyi bilindik bir klişeler yumağıyla eğlendiren bir ajandır Bond. Her daim enteresan kötü adamlar, ilginç alet edevat, bir tarafından ışın çıkaran saat vesaire levazım, egzotik mekanlar falan içerir ayrıca
Her dönem eleştiriler almıştır, özellikle Bond'un kadınlara hayatında biçtiği rol yüzünen seksizm ile, Batı'yı yersiz övmekle falan yerilmiş de yerilmiştir bu seri. Özellikle filmler, çünkü filmler kitaplara göre daha ciddiyetsiz, daha karikatürize bir tarza sahiptir ve eleştirilerin haklı tarafları da vardır.
Ancak şu da bir gerçek ki, Bond zaten erkeklere idol olarak yazılmıştır, ortamdaki en güzel kadınla yatar, asla karizmasını çizdirmez, asla bir işi becerememezlik etmez, çok iyi araba kullanır, fiziksel olarak kuvvetlidir, asla maymun olmaz, dil bilir, ortam insanıdır, sofistikedir, her zaman lafı gediğine koyar, kimseye eyvallahı yoktur ve MI6 bünyesinde insan öldürmek ve her daim yalnız olmak dışında pek bir şikayet edilecek tarafı olmayan bir iş yapar.
Yani bu seriyi seksizmle falan eleştirmek abestir, aslında üzerinde düşünülünce enteresan temelleri vardır hatta.
Kitaplardan on yıl kadar sonra, o yıllarda pek bilinmeyen bir oyuncu olan Sean Connery ile film de çekilmeye başlanmıştır ve o yıllardan beri toplama 6 farklı oyuncuyla 24 film çekilmiştir Bond'a.
Yazının asıl amacı olan aktörler ve onların dönemini incelemeye alalım.
Sean Connery

İlk ve en ikonik Bond bu abidir. Toplamda 7 film çekmiştir bu rol için, genel olarak karizmatik, kitaplara görece yakın, keskin zekalı, alaycı bir Bond profili çizer. Serinin bu kadar tutmasındaki en önemli etkenlerden biri aslında kitaplardaki soğuk ve pervasız adamı tam olarak yansıtmasa da, kendine has bir karizmayla rolü canlandıran Connery'dir.
George Lazenby

Connery seriden ayrılınca bu abimiz ile bir tane film çekilmiştir. On Her Majesty's Secret Service ismiyle. Genel olarak başarısız, karakteri yansıtmayan bir rol kestiğinden kimse tarafından beğenilmemiş ve seriye kendisiyle devam edilmemiştir.
Roger Moore

Deneyimli bir aktör olan Roger Moore ile üçüncü bir dönem açılmıştır 70 ve 80'lerde. Moore döneminde Bond filmleri, özellikle Moonraker gibi filmlerde oldukça cıvımaya başlamıştır. Moore romantik, daha yumuşak, cana yakın bir havası olan, tam bir kadın düşkünü izlenimi verir. Ayarmatörlüğü yansıtsa da, genel olarak cıvık gelmiştir bana bu adamın Bond'u.
Timothy Dalton

80'lerin sonlarında iki film çeken adam. Genel olarak biraz daha agresif, alayına isyan modunda, sert bir Bond çizmiştir. O dönem firmanın çeşitli anlaşmaları yüzünden hem bir süre Bond filmi çekilmez olmuş, hem de bu adam çok uzun zaman boyunca alamadığı Bond rolünde fazla film çekemez olmuştur.
Pierce Brosnan

Günümüzde çoğu kişinin kafasındaki Bond hala bu abidir. 95 yılında Goldeneye denen filmle görevine başlamıştır. Ki bu filmde kötü adamı da Sean Bean canlandırmıştı. Bu film dışında da adam gibi bir filmi yoktur seride. Brosnan'ın dönemi genel olarak Bond'un biraz temelinin değiştiğinin ilk kabullenildiği dönemdir. Biten soğuk savaştan sonra Bond sürekli Rus ve komünist eskisi ülkelere saldırır, genel olarak savaşın en şiddetli yıllarındaki Bond filmlerinden bile daha politiktir. Playboy adamı izlenimi vardır. Ağız büzen, biraz daha kolay ezilebilen, her işini alet edevata yaptıran biridir. Ancak genel görünüş itibariyle role de uygun bir adamdır. Brosnan bu seriden sonra hafif filmlere yönelmiştir kariyerinde. Dedeye evrilmeden rolü bırakması da iyi olmuştur, Die Another Day filminde göbeği vardı çünkü.
Bana göre seriye en büyük katkısı 'Enjoy while it lasts' lafına 'The very words I live by' şeklinde bir cevap verdiği sahnedir.
Daniel Craig

Günümüzde seriyi hala devam ettiren adam. Sarışın olduğu için böyle Bond olmaz diye aşırı eleştirilen şahıs. Ki kendisi ilk duyurulduğunda 'Bu adamdan Bond olmaz' diyen kişilerden biri de bendim. O zaman adam gibi film izlemeyen, bu adamı da bir tek Angelina Jolie'nin dandik Lara Croft filmlerinde görmüş ve ne kadar iyi bir oyuncu olduğundan bihaber bir ergen olduğum içindi tabii.
Genel olarak görünüş olarak tam zıt gibi dururken, kitaplardaki Bond'a en çok benzeyen bir karakter yansıtan adam da budur. Dönemi artık iyice cılkı çıkmış olan James Bond'a bir reboot atıldığı, hikayenin köklerine dönüş yapıldığı ve onca yıldan sonra patenti alınamadığı için filmi çekilemeyen Casino Royale ile giriş yapıldığı bir dönemdir. Genelde dikkatlerden kaçan detayların en büyüğü normalde her yere puroyla giden Bond'un hiç tütün ürünü tüketmemesi ve sürekli alkole abanmasıdır.
Başarılı da olunmuştur, Bond deli dehşet izlenmektedir hala. Brosnan'ın son filminde artık insanların sıkıldığı bir seri yeniden can bulmuştur ve bundan Craig'in karakteri karikatürlükten çıkarıp doğru düzgün canlandırmasının önemi büyüktür.
Craig'in Bond'u biraz daha insanidir, genel olarak yıkıcı, bir süper kahraman değil devletin onun bunun üstüne saldığı bir katil olduğunun bilincinde, hata yapabilen, bu işleri yeni yeni öğrenen, 'Yarı keşiş, yarı tetikçi' bir adamdır. Genel olarak tipine bakıldığında 'Ulan bu adamı çeker vurur' diyebileceğiniz tek Bond aktörü kendisidir. Kendisinden önce gelen adamlardaki yavşaklık' bu adamın oyunculuğunda bulunmaz. Katıksız bir İngiliz portresi çizer, atarlı, öz güvenli ve inatçı tavırlıdır.
Oynadığı ilk film olan Casino Royale Bond serisinin en iyi bir veya ikinci filmi olabilir. Ardından gelen Quantum of Solace o dönemki yazar grevinden biraz çekmiş, Skyfall bilindik Bond serisinden farklı bir şeyler denemeyi aynı Casino Royale gibi sürdürmüş ve çok beğenilmiş, Spectre'de klasik Bond serisine biraz daha dönülünce daha zayıf ama teknik açıdan olağanüstü bir film çıkmıştır.
Bond serisi genelde klişedir, tam bir popüler kültür ikonudur, ancak genel olarak eğlenceli, ilginç kötü adamlar içeren, her daim iyi oyunculuklar olan ve İngiliz sinema tarzını iyi yansıtan filmlerdir. Açın izleyin.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar