Bir başlangıcı olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor evrenin sonu hakkındaki merakımız.
"Düşünmemizden" diyorum, çünkü evrenin bir başlangıcı olduğu düşüncesine bizi iten şey, uzak galaksi kümelerinin (yıldızlar değil, galaksi kümeleri) kırmızıya kayma gösteriyor oluşu. Biz bu kırmızıya kaymanın nedeni olarak, galaksi kümelerinin bizden uzaklaşmasını gösteriyoruz.
Yani diyoruz ki, "Eğer galaksi kümelerinden gelen ışık kırmızıya kayıyorsa, bunun nedeni bizden uzaklaşıyor olmalarıdır"
Kırmızıya kaymanın nedenini "uzaklaşma" olarak niteleyen bu sav, bugün İslam ve Hristiyan evrim karşıtlarının yerden yere vurduğu evrim teorisinin dayandığı kanıtların yanında bir hiç kalır. Hatta izah etmeye çalıştığım gibi, delil değil bir "çıkarım"dır bu. Konuyu evrim teorisi ile örneklendirme nedenim, bugün evrenin genişlediği düşüncesinin ve büyük patlama teorisinin nasıl bir "kanıt" üzerine dayandığını görmeniz için. İroniktir, bu kadar zayıf kanıtlara dayanan büyük patlama teorisi tüm dünyada kabul görmüşken, tır filoları dolusu kanıta dayanan evrim teorisi hâlâ tartışılır durur.
Neyse, daha sonra ise, evrenin her yerine yayılmış olan 2.7 Kelvinlik arka plan fon ışınımı falan keşfedildi ve bu ışınım da büyük patlamanın (patlamanın değil de, fotonların ilk ortaya çıkıp serbestçe hareket edebildiği kadar büyüdüğü dönemin) fosil izi olarak değerlendirildi.
Yani, evrenin her yanından 2.7 Kelvin'e karşılık gelen bir ışıma geldiğini fark ediyoruz ve bu ışımanın büyük patlama sonrası bir anda oluştuğunu düşünüyoruz. Yani burada da bir "çıkarım" ve "yorum" söz konusu.
Kırmızıya kaymanın da, fon ışınımının da başka açıklamaları mevcut. Fakat biz 50 yılda kırk yamalı bohçaya dönmüş büyük patlama teorisini o kadar seviyoruz ki, teorinin öngördüğü "büyük çöküş"ün gerçekleşmeyeceğini, aksine kırmızıya kayma ölçümlerimizde "kaymanın giderek hızlandığını" görmemiz bile bizi durdurmadı.
Evrenin genişlemesinin giderek hızlanıyor olması, büyük patlama teorisinin tepesine vurulan koca bir balyozdur. Teorinin anlattığı her şeyin aslında yanlış olduğunu ve evrenin oluşumuyla yahut varlık süreciyle ilgili yeni bir teori geliştirmemiz gerektiğini söyler bize bu.
Fakat biz ne yaptık bunun yerine? Çok sevdiğimiz büyük patlama teorisini korumak için, evrenin %70'inin aslında mahiyetini bilmediğimiz fakat kütleçekimin tersine etki yaratan bir "karanlık enerji" ile dolu olduğu fikrini ortaya attık. Atmakla da kalmadık, bunu gerçekmiş gibi kabul ettik.
Peki, karanlık enerjiye ilişkin en büyük kanıtımız nedir? Söyleyeyim: "Evrenin genişleme hızının giderek artıyor oluşu"... Başka? Yok...
Karanlık enerjinin yegâne kanıtı, galaksi kümelerinin uzaklaşmasına yormuş olduğumuz kırmızıya kayma oranlarının, evrenin oluşumunu en iyi izah eden teori olarak düşündüğümüz büyük patlama teorisinin öngördüğü sınırlar içinde olmayışı. Bu işte, kanıt bu evet.
Özet geçeyim:
Büyük patlama teorisini ayakta tutabilmek için evrenin %70'inin "ne olduğu bilinmeyen, gözlenemeyen, ölçülemeyen" bir maddeden oluştuğunu düşünüyoruz artık.
Kıt anlayışımızla yana döne arayıp, zar zor bulduğumuz "başlangıç anı"nı kaybetmemek için, evrenin sonuna ilişkin kurgularımızı değiştiriyoruz.
Öyle ya, evrenin bir başlangıcı ve sonu olmalı. Öyle olmalı, aksini düşünmek istemiyoruz.
Aşk İlişkileri
Çamaşır Yıkama Sırları
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer