10 gü

İzindeyim Final: Neden kötüler hep kaybeder?

Bölüm 8: Nihilist
(Noktalama işaretlerinde yapay zekâdan destek aldım, bilginize)

İzindeyim Final: Neden kötüler hep kaybeder?

Limanın tuzlu ve ağır kokusu, sabahın erken saatlerinde denizin üzerindeki yoğun sisle birleşmişti. Kenan, çatlak kaburganın verdiği her nefeste saplanan o keskin acıya rağmen adımlarını sıklaştırdı. Kömür deposunda Zehra’yı güvenli bir yerde bırakmış, cebindeki o yarım yamalak tapularla limana kadar yürümüştü. Vedat’ın asıl büyük defteri kaçırdığı o siyah araba, paslı demir kapıları açık duran 4 numaralı eski tahıl deposunun önündeydi.

Kenan, deponun aralık kapısından içeri süzüldü. İçerideki devasa çuvalların ve paslı vinçlerin gölgesine sinerek ilerledi. Deponun ortasında, teneke bir varilin içinde yakılan ateşin çıtırtısı duyuluyordu. Vedat, sırtındaki yanıkların acısıyla yüzünü ekşitmiş, elindeki o kalın deri kaplı defteri ateşe doğru yaklaştırıyordu.

"Buraya kadar Vedat," dedi Kenan, gölgelerin içinden çıkıp sesini tüm depoda yankılatarak. Sağlam eliyle cebindeki demir çubuğu sıkıca kavradı.

Vedat irkilerek durdu, elindeki defteri ateşe atmak üzereyken başını çevirip Kenan’a baktı. Yüzünde ne bir korku ne de şaşkınlık vardı; aksine, dudaklarında kazananlara mahsus o buz gibi sırıtış yer alıyordu. "Geç kaldın madenci," dedi Vedat, sesi dev deponun çınlayan akustiğinde yankılanarak. "Sen jandarmayla oyalana dur, buradaki oyunun kurallarını bu kasabanın tapusunu elinde tutanlar koyar."

Kenan tam üzerine atılacakken, deponun karanlık köşelerinden gelen metalik seslerle durdu. Çuvalların arkasından ve üst katlardaki demir platformlardan çıkan dört silahlı adam, yolları ve çıkışları tamamen tutmuştu. Vedat, elindeki defteri ateşe bırakmadı; yavaşça cebine geri koydu.

" Ne sandın ki birkaç delik olunca sistem çökecek miydi?," dedi Vedat alayla başını sallayarak. "O jandarma dediğin adamlar, o kaymakam, o savcı... Hepsi bu limandaki demir çubukların üzerine kurulu. Sen devleti devireceğini sandın, ama devletin ta kendisiyle masaya oturduğunu unuttun."

Kapıda iki siyah arabanın daha farları parladı. Araçtan inen kasabanın başsavcısı ve kıdemli bir jandarma komutanı, deponun içine doğru sakin adımlarla yürüdü. Komutan, Kenan’ın elindeki demir çubuğa ve yaralı haline şöyle bir baktıktan sonra Vedat’a başıyla selam verdi. Kenan gördükleri karşısında donakaldı; kasabanın üzerindeki o kirli mühür, sadece bir kabadayının değil, tüm düzenin ortak eseriydi.

Zehra’nın kömür deposundaki o saklı yeri, birkaç dakika içinde kapıya dayanan diğer kolluk kuvvetleri tarafından çoktan deşifre edilmişti bile. Deponun demir kapısında yankılanan tekerlekli sandalyenin sesini duyan Kenan başını çevirdi. İki jandarma eri, Zehra’yı kollarından tutarak içeri soktu. Zehra’nın gözlerinde bu kez korku değil, acı bir kabulleniş vardı; çünkü bu düzenin dışına çıkmanın mümkün olmadığını çoktan biliyordu.

Vedat, ateşin başından kalkıp Zehra’nın yanına gitti. Eğilip saçlarına dokunmak istediğinde Zehra başını hızla kaçırdı. Vedat aldırmadan gülerek doğruldu ve başsavcıya döndü. "Bu yabancı, mülke zarar vermekten ve izinsiz baskından gözaltına alınmalı komutan. Kadın ise... tedavisinin devamı için evine, koruma altına dönmeli."

Kenan tek koluyla adamların üzerine atılmak istedi ama savcının işaret ettiği iki jandarma erinin dipçik darbesiyle yere kapaklandı. Ağzından sızan kan, limanın beton zeminine karıştı. Vedat, elindeki o kalın defteri ceketinin iç cebine yerleştirdi, Zehra’nın tekerlekli sandalyesini kendi ellerinden tutarak çevirdi.

"Burası bizim kasabamız Kenan," dedi Vedat, omzunun üzerinden son kez bakarak. "Küllerinden yeniden doğan bir şey varsa, o da bizim gücümüzdür."

Siren sesleri yeniden limanı doldurduğunda, adalet çoktan bu sahil kasabasını terk etmişti. Kötülük kazanmamıştı; o, zaten hep kazanan başroldü.

#tentenoviç

İzindeyim Final: Neden kötüler hep kaybeder?
Cevapla