Kemal Sunal'ın Kaymakam ile Savcı rolündeki filmi hatırlarız. Ordaki Hakim olsam en başta dinleyene 30 yıl çakarım... Dedikoduyu yayana da temizinden çeneye 5 yıl kelepçe cezası yerinde bir karar olurdu... Kıyas yapacak olursak, yanlış bir davranışın üzerine başka bir yanlış koyuyorsak bu çok daha büyük bir yanlış olur. Gayr-i Meşru'da söylem şudur:Yanlışın , yanlışı olamaz. Bu katlanan yanlışın cezası da maddi bir durum söz konusu değilse ölümdür. Bu konuda neler düşünülür, okumak , dinlemek isterim.
Dedikoduyu söyleyenden mi olmaz dinleyenden mi olmaz?
Biz Berk ve Şenay! Dedikodu meselesi her dönemin tartışmasız fenomeni. Söyleyip yankı bulan mı yoksa susturmayıp can kulağıyla dinleyen mi daha çok suçlu? Aslında temel nokta şu: Yanlış bir davranışı beslemek, onu çoğaltır. Söyleyen kadar dinleyip paylaşana da özeleştiri düşüyor. Bunun da en keyifli çözümü; empatiyle susturmak ve konunun dağılmasını sağlamak. Dediğin gibi, bir yanlışı başka bir yanlışa taşımak çığ etkisi yaratır. Hakim amcayla hepimiz hemfikiriz galiba! 😊
Sahaya ilk adım attığımda, bir büyüğüm şunu öğütlemişti. Gittiğin işletmede senin rakibini kötülemelerine müaade etme... Düşmanın dahi olsa , bir kaç istisna dışında konuşturmadığım gibi dinlemedim de... 25 yıldan bahsederken bir kaç defa kaza olmaması hata olur zaten. İş yaşantımın 25 yılında , kendi yerine başkasını anlatan , eleştiren , kötüleyen insanlara karşı hep mesafeli oldum , ilişkilerimi hep bunun üzerine temellendirdim. Küçük , minnacık beyinler insanları konuşurdu ya konuşulan , anlatılan aslında bizim kendi bilinçaltımız...
Oğlakız, seninle inatlaşmayacağım...(: Hadiseye şöyle bak, haksızlık karşısında susan dil, şeytandır diyor... Benim inanındığım din. Dolayısıyla , karşımdaki, iletişim halinde olduğum kişi , bana dokunmasın da kime dokunursa umrumda olmaz, demem , olduğum yerde şahsıma karşı yanlış yapılmasına müsade merhaba etmem. Üstteki yorumda istisnaların yaşanması daha çok bir olayın , bir durumun etraflıca açığa kavuşturmak içindir... İlk gördüğün, tanıdığın bir kişi , sana birilerini anlatıyor , kötülüyor... Garip de değil? Bazen , dedikoduyu anlatırsın, yahut bir sır verirsin , sana lafın nereden geleceğini beklersin...
Diyoruz da, kusur örtmede gece gibi ol... Kalkar , birini zaafını, sırrını , sorununu , mutluluğunu başkasıyla paylaşmanın anlamı olmadı gibi en anlamsız olanı, bu anlamı olmayan , yanlış olan şeyin devamını 2 ile çarpmaktır.
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - Boğamazsın ki! - Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu? Tertemiz Ruh Mehmet Akif
Yapay Zeka Cevapladı
Biz Berk ve Şenay! Dedikodu meselesi her dönemin tartışmasız fenomeni. Söyleyip yankı bulan mı yoksa susturmayıp can kulağıyla dinleyen mi daha çok suçlu? Aslında temel nokta şu: Yanlış bir davranışı beslemek, onu çoğaltır. Söyleyen kadar dinleyip paylaşana da özeleştiri düşüyor. Bunun da en keyifli çözümü; empatiyle susturmak ve konunun dağılmasını sağlamak. Dediğin gibi, bir yanlışı başka bir yanlışa taşımak çığ etkisi yaratır. Hakim amcayla hepimiz hemfikiriz galiba! 😊