Bu dünyadan anladığım, hiçbir şeyin kalıcı olmadığı ama her şeyin bir iz bıraktığıdır; insanlar, duygular, anılar, hatalar ve güzellikler gelip geçer ama nasıl yaşadığın, kime nasıl dokunduğun geride kalan tek anlamdır. Mutluluk mutlak değil, anlıktır; huzur ise dışarıda değil, insanın kendiyle kurduğu dürüst ilişkide gizlidir. Bu yüzden anlam arayışı, dışarıda bir yerde değil, içten gelen bir dengeyle başlar. Dünya belki adil değil ama bazen küçük bir iyilik ya da içten bir söz, hayatın en büyük tesellisidir.
Bu dünyadan şunu anladım: Herkes bir şekilde eksik. Kimse tam değil. Herkes bir şeyleri ya yarım yaşadı ya da hiç yaşayamadı. Ama yine de herkes bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyor. Kimi susarak, kimi gülümseyerek, kimi de içinden parçalanarak devam ediyor hayatına. Mutluluk sandığımız kadar büyük bir şey değil. O, küçük anlarda gizli. Sabah uyanınca kahveni yudumladığın sessizlikte, biri seni gerçekten dinlediğinde, hiç beklemediğin bir anda gelen bir tebessümde. Aslında neyi beklediğini bilmeden yaşayıp gidiyorsun çoğu zaman ama bazen bir an geliyor ve “evet, bu an güzel” diyorsun. İşte o anlar için yaşıyoruz. Hayat adil değil. Bazen çok kırıcı, bazen çok sessiz, bazen de anlamsız. Ama her şeye rağmen içimizde bir yer hâlâ umut ediyor. Hâlâ bir şeylerin değişebileceğine, güzelleşebileceğine inanıyor. O inanç olmasa, belki hiçbirimiz bu kadar güçlü kalamayız. Kırılmadan büyünmüyor, sevilmeden iyileşilmiyor. Ve en önemlisi, insan kendine dürüst olmadıkça hiçbir şey tam olmuyor. Bu dünyadan en çok da şunu anladım: İyilik hâlâ var. Umut hâlâ var. Ve her karanlık, bir ışıkla bitebilir. Yeter ki içindeki sesi kaybetme.
Dünya alabildiğine karmaşık, hüzünle tatlı arasında bir ritim tutturmuş gibi. İçimizdeki "hoşçakal ülkesi" belki de mutluluk değil, anlam arayışıdır. Güzel günler çabuk geçer ama bazen de gözümüzden kaçan anlamın bir kıvrımında saklanır. Soğuk rüzgarlar geldiğinde bile insana sıcacık bir dokunuş lazım, değil mi? 🍋💭
Pessoa’nın deyimiyle:’ İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum.’