YGS'de altına kaçırmış biri olarak diyorum ki: "Bugünün Çişini Yarına Bırakma!"

Eminim bu başlığı görünce bir çoğunuz gözlerinizi pörtletip gülmüşsünüzdür. KS kimliğimi gizlemeye gerek duymadan, tüm dalga, gülücük ve destek içerikli tüm sözlerinizi kabul ederek bundan üç-beş sene önce başıma gelen şeyi anlatacağım sizlere. (Lütfen gittiğim okullar, bölümler veya şu an ki işimle ilgili soru sormayınız, profildeki yaşımı da bu kadar uzun kalacağımı düşünmediğim için biraz yanlış yazmıştım.)


Daha ilk defa sınava gireceğim, üstelik okula iki sene erken başlamış biri olarak eğer ki ilk seneden kazanırsam üniversiteye daha bu yaşta başlamanın gereksiz grurunu yaşayacağım için o sene sınavı kazanmak benim için çok büyük önem arz ediyordu. Tüm sene dersane ev arası bir koşuşturmaca yaşadım, annem çalışıyordu bir yandan evlede ilgileniyordum. İnanılmaz bir şekilde yoğun ders çalışıyordum. Herkes benden hukuk, psikoloji gibi bölümler bekliyor. Sınav sonuçlarım harika gidiyor, bir yandan da tiyatro eğitimi alıyordum. Ben ki heyecana daha ufak yaşta tiyatroya başlayarak kafa tutmuş insan, ben ki günde 3 litre su içen ama hiç idrar sıkıntısı yaşamayan insan... Tamam bir iki kere tuvalete yetişememişliğim var ama neyse :D


Sınav günü geldi çattı, iki kuzen çıktık yola ailelerimiz ile birlikte. Önce kuzenimi bıraktık gireceği okula, sonra beni bıraktılar gittiler gezmeye. Sınava tam dakikasında yetişmiştim. Çok az tuvaletim vardı, çay su falan içmemiştim dünden kalma olmalıydı, nasıl ihmal ettim bilmem heyecanlı olmadığım halde ama elimdeki belgelerin tuvalette ıslanma ihtimalini göze alamadım ve girdim sınav salonuna. Sınav başladı. Türkçenin 17. sorusunda artık sıkışmaya başladım, geldim 34. soruya; özür dileyerek söylüyorum ama çişimden başka bir şeye odaklanamaz oldum. Gözetmen yanımdan geçerken sessizce maruzatımı dile getirdim tabiki olumlu cevap alamadım. Bir süre daha çözdükten sonra tekrar izin istedim yalvarırcasına yine tık yok... Artık gözümden akan yaşlardan dolayı kağıdı bile zor okuyordum. Sınıfta beş tane tanıdık var okuldan mahalleden falan...


Türkçe bitti ama bende bittim, yerimde duramaz hale geldim. Dedim ki kendime:



"iki seçeneğin var, ya bırakır çıkarsın tüm senen ziyan olur ya da hiçbir şeye aldırmaz, salar devam edersin".



Biraz sosyale geçeğim derken karar verdim ikinci seçeneye. Biraz bırakırım sonra tutarım en azından sıkışma biter diye düşünüyordum. Tabi o iş öyle olmuyor. Bir başladın mıydı bitmeden durmuyor... :)


YGS de altına yapmış biri olarak diyorum ki:


Tabii biz kızların şu resimdeki arkadaş kadar kolay değil işi. Bu arada bu fotoğrafta gerçek bir hikayenin resmidir arkadaşlar. Derken baya baya bir kilometre öteden bakan benim durumu farkeder, Allahtan en arkadayım da bakamıyor kimse.



Sınav bitti.



Epeyce herkesin çıkmasını bekledim tuhaf bakışlar altında. Sonra gözetmenden bana telefon bulmalarını istedim. Sen gel beni o tiple öğretmenler odasına kadar yürüt... Neyse ki annemi aradım, bana eşofman alın gelirken dedim. Annem şok... :) Yanında dayım var. Dayım biraz alaycı bir tiptir, bu nedenle hasta olmuş eşofman istiyor demişler ve o eşofmanı almadan gelmişler ne akla hizmet bilmiyorum. Bu arada ben onları beklerken farkettim ki güneşe gelen kısımlar çabuk kuruyor. Kalktım çamlıkların arasına girdim orda dikildim. Üstüm kurudu diye annemden azar yedim, hani bir şey yok buna mı ağladın diye... Sen bir de gel sınıfın halini gör be kadın :D


Üzerime panço alıp gittik eve. Ertesi gün okulda herkes benimde sınav sorularına bakmamı istiyor, tabi bende umut yok. Bir arkadaşımın zoruyla baktık. Türkçem 40ta 40 çıkardı her zaman 38 çıktı, olsun dedim o kadar badireye fazla bile bu net. sosyal full derken felsefe 3 fire verdi ama gelin görünki lanet matematikten zaten ancak 4 soruya bakabilmiştim. Fenden de üç beş eklendi. Ben barajı geçemem derken barajı ikiye katladık ama durum aynen hayaller ve hayatlar olayına döndü..



Ah keşke daha ilk girdiğimde o kadar zaman kaybetmeden salsaymışım diyorum şimdi :D O düşünme süresi bana kaç nete mal oldu kim bilir.



Üniversite tercih haftası hastalandım ve hastaneye yattım, zaten hayallerimi bilen hocama emanet ettim tercihlerimi. Sen tut psikolojiye yeten puanla beni sözelden bir bölüme yerleştir... Sonuçları öğrendiğimde ilk lafım "ne yani o kadar çiş boşa mı gitti şimdi!'' O okula gittim, 3 ay sonra dedim ki ya senin burada ne işin var? Topladım pılımı pırtımı 12 saatlik yola çıktım döndüm eve. Sabah 6da evdeydim, 8'de tekrar dersaneye başladım. Tabii dersane hocamın yaptığı tercihten mütevellit sadece 1000 lira verdim dersaneye, garip ki tüm hocalarım mutluydu beni gördüklerine, seni bu sene psikolojiye yerleştircez dediler. Tabii benim puan kırılacak ikinci yerleşmem olacağı için.


Sonrası baya acınası oldu. Birine aşık oldum, sırf o adam için yine psikolojiyi bırakıp yakın olsun diyerek başka bölüm yazdım ama o benden ayrıldı üniversiteye başladım diye. Tuttum yatay geçiş yaptım, terkedildiğim şehirde kalmamak adına. Hayallerle başlamasamda şimdi hayal ettiğimden daha iyi yaşıyorum aslında :) o yüzden zamanla sevdim bölümümü ve mezun oldum.



Şimdi öğrendiğim en büyük şey, asla kimse için hayatınızla ve hayallerinizle oynamamanız ve bugünün çişini yarına bırakmamız gerektiği!



Her şerde bir hayır vardır lafına kesinlikle inanıyorum, ki geldiğim en son noktada tüm bu yaşadıklarıma, terkedilişe çok şükür dedirtecek şeyler yaşıyorum :) Ben utanarak değil gülerek yazdım bu sidik kokulu hikayeyi, umarım sizinde gülümsemenize katkıda bulunmuşumdur, daha fazla uzatamayacağım, anlattıkça sıkışmaya başladım :D Son olarak, evet, yine olsa yine yaparım ;)


Saygılar efenim :)

YGS'de altına kaçırmış biri olarak diyorum ki: "Bugünün Çişini Yarına Bırakma!"
Cevapla