
7 yaşındaydım bir gün rastgele bir pazarlamacı kapımızı çalmıştı. anneme babama ingilizce eğitim seti tanıtıyordu çocuklar için. sette teyip kasetleri rengarenk eğitim kitapları video kasetleri ve daha tam aklıma gelmeyen bir çok şey vardı. set çok güzeldi. babamın da ingilizceye olan merakı ile bana l seti satın almışlardı. ama ben pek çalışmadım birazcık temel cümleler kelimeler öğrensem de genelde oyuncak niyetiyle kullandım seti. eğleneliydi. kitapta soruların üzerine tıklayınca cevapları seçerken doğru mu yanlış mı olduğunu gösteren cihaz bile vardı.
her neyse. geldik 10 yaşına. 4. sınıfa geçtik ve ilk defa okulda ingilizce dersi görecektik. diğerlerine göre avantajlı olduğumu düşünüyordum ama yazılılardan ve sözlülerden ilk dönem hep zayıf aldım. ikinci dönem ne olduysa birden coştum ister istemez bir çok şeyi doğru bilmeye başladım. eğitim setinden midir bilmem ama kendim de öğretmen de sınıf da herkes şaşırıyordu ne oldu da bu çocuk ingilizce de coştu bir anda diyorlardı. üstelik sınıfta diğer dersleri en kötü olan öğrencilerden biriydim. derken 4. ve 5. sınıfta ingilizcemi en iyi notlarla geçtim. sınıfın çalışanları bile bana danışırdı derste söz hakkı almadan önce, cevaplarının doğruluğundan emin olmak için. derken ortaokulda da lise de de ingilizce görmeye devam ettik. genelde yazılı notlarım iyi geldi bazen kötü geldi ama bir şekilde toparlardım. ilkokulda bile tüm derslerim kötü olduğu halde ingilizcemin iyi olması ingilizceye olan yatkınlığımı ve ilgimi gösteriyordu sanırım. lisede haftada 15 saat ingilizce ders görürdük. gittiğim okulların hiç biri özel okul değil bu arada. oynadığım bütün video oyunları da ingilizceydi. ingilizce müzik de dinlerdim. kısacası ister istemez ingilizce hayatımın bir parçasıydı. ingilizcemin hep iyi olduğunu düşünürdüm. lise de bitmişti. taa ki ne zamana kadar iyi olduğunu düşündüm biliyor musunuz?
ingilizcenin gerçek hayatta işime yarayacağı bir noktaya geldiğimi farkettiğimde...
işte o gün anladım ki 18 yaşındayım o kadar okulda eğitim gördük günlük hayatta eğlence alanında karşımıza çok çıktı ama aldığımız eğitimlerin her biri boşmuş. benim ingilizce bildiğim falan yokmuş. peki bu durumu ne zaman farkettim? dediğim gibi gerçekten dilin işime yarayacağı bir şekilde meslek oluşturdum kendime. işin ayrıntılarına girmeme gerek yok ama internet üzerinden en azından okuduğum yazıları anlamak ve dünya çapında olan müşterilerim ile genelde yazı dilinde iletişim kurmam gerektiğinde anladım ki ben ingilizce falan bilmiyormuşum.
sadece belki bir kaç temel gramer ve cümle öğrenmişiz. işte o gün eğitim sistemine lanet ettim. bize aslında hiç bir şey vermemişler onca emek boşaymış. öğrenmemiz gereken ne de çok şey varmış. derken ben ne yapıp edip öğreneceğim bu ingilizceyi arkadaş dedim. çok kararlıydım. araştırma yaptım ama herkes kursa gitmeden öğrenemezsin dedi. ben zaten eğitim sisteminden bıktım. bu işi bir tek kendimiz istersek becerebileceğimizi anladığım için kursa falan gitmedim.
bundan yaklaşık 4 yıl önceydi kararlı bir şekilde öğreneceğim artık dediğimde. şu an 22 yaşındayım. peki nasıl başladım o zamanlar öğrenmeye. öncelikle benim için 4 önemli temel madde var:
1. okumak, okuduğunu anlamak
2. yazabilmek.
3. dinlemek. dinlediğini anlamak.
4. konuşabilmek.
bunları zorluk sırasına göre dizdim şu an kendimce. bu dört maddeyi de geliştirmek için farklı yollara ihtiyacımız var.
ben işim gereği aynı zamanda hep yabancı sitelerde ve forumlarda takıldım. dört yıldır nerdeyse hergün yabancı bir siteye girer yazı okurum ya da yazarım. bir sekmede de translate hep açıktır. makaleler okurum. bilmediğim her kelimeyi üşenmeyip sözlükten çeviririm. bu durumlar okuma ve yazmamı çok ilerletti. 4 yıl önce forumlarda derdini anlatamayan ben bugün ingilizcesi ana dili olan biri gibi derdimi anlatabiliyorum. günde 200 kere sözlüğe bakmak zorunda kalan ben bugün günde 3ten 5ten fazla sözlüğe bakmak zorunda değilim. hatta artık direk ingilizce kitap alıp okuyabiliyorum. rap müzik ile uğraşıyordum bugün ingilizce lirikler sözler yazabiliyorum. forumlarda ingilizcem hakkında yorum istediğim zaman bir çok amerikalıdan güzel olduğunu söylediler.
film izleyerek ve müzik dinleyerek dinleme yeteneğimi geliştirdim. şimdi bırakın yavaş şarkıları ya da konuşmaları anlamayı hızlı rap müzikleri bile anlayabiliyorum. tabi androidde lirik eklentisi var dinlediğiniz şarkıların sözlerini görmek için onu da tavsiye edebilirim. hala bu konuda biraz daha gelişmem gerektiğine inanıyorum. gelişim bitmez. eğitime her zaman devam. amerikan aksanını taklit edebiliyorum konuşurken. hatta öyle yaptığım rap parçalarım da var. konuşma olayı en az gelişen olay bende yalnız olduğum ve ingilizce konuşacak kişiler olmadığı için ama buna rağmen yine de konuşurken her türlü anlatırım derdimi. evde yüksek sesle kendim konuşurum bazen. çocukken oynadığım oyunları tekrar oynamak ve bu sefer o ingilizce senaryoları anlamak da ayrı haz veriyor insana.
eğer ingilizceyi seviyorsanız ve hayatınızın bir parçası olmasına izin veriyorsanız öğrenmek hiç de zor değil. ama süreklilik şart. herkes ingilizce bilirim diye geçiniyor ama kaçımız bir kitabı nerdeyse hiç sözlüğe bakmadan bitirebiliriz? bunu yapamadığımız sürece ingilizceyi öğrendik demeyelim bence. bir üçüncü dili yarım yamalak temel bir şekilde biliyor olabilirsiniz ama ingilizce çok önemli ve global olduğu için ne kadar ana dilimize yaklaştırırsak o kadar kârdayız.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar