Canan'ı Öldürdünüz!

Aynı mahallede oturan iki küçük kız çocuğuyduk; camdan birbirimize baka baka, annelerimiz birbiriyle konuşa konuşa arkadaş olduk zamanında.

O zamanlar on yaşlarında ya vardık ya yoktuk. Annem, annesine giderken eteklerine yapışırdım beni de götürsün diye, o da öyle... Sabah ekmek almaya çıkarken, akşam babamızı karşılayıp yemekten sonra kapı önlerinde otururken bir baktık ki; arkadaş değil, kardeş olmuşuz. Hiç unutmam birbirimizi nasıl koruduğumuzu mahallemizden olmayanlara karşı. Bir saç çekişi, bir bağırışı vardı ki, biri yanıma yanaşacak olsa hayatı cehennem etmeden bırakmazdı.

Canan'ı Öldürdünüz!

Adını vermeyeceğim hedef göstermemek adına ama oldukça küçük bir köyden göç etmişlerdi Ankara'ya. Babası berber, annesi gündelikçiydi. Şehir hayatına alışmak zor olsa da bir şekilde idame ettiriyorlardı hayatlarını. Bir de kendinden yaşça büyük bir kardeşi vardı ama onu evde pek bulamazdık; sağda solda kavgalara karışırdı arkadaşlarıyla. Eve bir gelirdi ki gömlek yırtılmış, kollar bacaklar yara içinde. Evden okula diye çıkar, savaş alanından geri gelirdi.

Canan'ı Öldürdünüz!

Daha 10'lu yaşlarımızdayız, bir akşam annem yaprak sarması yapmıştı, bizde de adetti yemeği komşuyla paylaşmak, hele ki komşunun kızı benim kardeşimse. Durumlarını da az çok bildiğimizden annem yanıma geldi, ''Çağır hadi arkadaşını. O da yesin bizle. Annesi gelmemiştir henüz.'' dedi ve duyduğum an karşı apartmana koşmam bir oldu.

''Canaaaaaaaaan! Canaaaaaaaaa! Koş annem dolma yaptı!''

Canan koşarak indi apartmandan, merdivenleri tırmana tırmana tabakların başına üşüştük. Aklımdan çıkmaz o görüntü; o kadar utangaç, o kadar çekingendi ki, ben dolmaları 3'er 5'er yerken o ancak bir dolmayı bitirirdi. Her ne kadar annem dese de ''Kızım çekinme, ye. Size yaptım ben onları.'' diye, annem dolmaları önüne koymadan Canan tabağa elini bile uzatamazdı.

Canan'ı Öldürdünüz!

Yine böyle bir akşam, Canan da bizdeyken, eve babam daha yeni gelmiş, koştura koştura yanına gittim ''Bana ne getirdin?'' diye. Güldü, beni kucağına aldı. ''Bunu getirdim.'' diyerek öptü iki yanağımdan. Yanaklarım sıcacık oldu, Canan'ın ise dolu doluydu gözleri. O an anladım ki Canan'ı babası hiç öpmemişti böyle. Annem de şakadan, nispet yapar gibi aldı Canan'ı kucağına, ''Sen kızına onu getirdiysen ben de kızıma bunu getirdim.'' diyerek yanaklarından kocaman öptü. Bu kez Canan'ın yanakları kıpkırmızı, benim gözlerim dolu dolu olmuştu.

Canan'ı Öldürdünüz!
Yıllar böylece geçip giderken, hani o hazin hikayelerin bir kopma noktası vardır, o noktaya geldik biz de: Kapının önünde bir kamyon, aşağıda Canan, kardeşi, annesi, babası ve sandalyeler, koltuklar... Meğerse Canan'ı istemeye gelmişler köyden, Canan'ın ailesi de köye geri yerleşme kararı almış. Aşağı bir koşuşum vardı ki, babam tutmasa apartmanın zemin katını boylayacaktım.
Canan'ı Öldürdünüz!

O günden sonra Canan'ı görmedim bir daha, haber de almadım. Aradan yıllar geçti, ben geldim 20 yaşıma. Bir gün salonda otururken anneme telefon geldi, açtı. Canan'ın annesiymiş arayan meğerse. Hastanede bir işleri çıkmış, para isteyecekmiş. Babamın da onayıyla hesap numaralarını verdi anneme, parayı yolladık. Sonradan söyledi ki eşi Canan'ı dövmüş daha evliliklerinin ilk günü, hem de öyle bir dövmüş ki, annesinin söylediğine göre tanınamaz hale gelmiş.

Canan'ı Öldürdünüz!

Birkaç gün geçti bunun üstünden, tabii ben ağlamaktan yorgun düşmüşüm, annem perişan, babam şokta derken bir şok daha* yaşadık: Canan, arkadaşım, yemek yerken bile elleri titreyen kardeşim, ölmüş. Ölmüş değil, öldürülmüş. Annesi bize dedi ki çok hastaymış, evleri soğukmuş, rüzgar alıyormuş, Canan da zatüre olmuş, ilaç da alamayınca, hayatını kaybetmiş.

Adresi aldık, çantalarımızı toplayıp arabaya atladığımız gibi gittik köylerine. Arabayla ilerlerken Canan'ın annesi karşıladı bizi, arabayı görünce bizim olduğumuzu anlamış, koşmuş, gelmiş. O bağırışları duyacaktınız ki ne dayanabilirdiniz ne de ağlamadan durabilirdiniz. Kulaklarımda hala ''Kızım, Canan'ım.'' deyip dizlerini dövüşü.

Canan'ı Öldürdünüz!
Ama gelin görün ki köyde ne bir cenaze havası ne de üzgün insanlar var. Herkes işinde gücünde, cenaze yok, tören yok, hiçbir şey yok. Annemle annesi konuşacaklardı, yanlarına gittim. Tahmin de edebiliyorum az çok ama ''O kadar da olmaz.'' diyorum içimden. Her ne kadar bakirelik, benim, çevremdekilerin önem vermediği, vücutta değil beyinde; sevgiyle ve saygıyla yapılan evlilikler ön planda olsa da, Canan'ın ailesi için öyle değildi. Bu nedenle diyordum ki, ''Canan'ın çocukluğu benim yanımda geçti. Evden ekmek almaya çıkarken bile utanan çocuk, nasıl olur da ailesinin tutumunu bile bile, böyle bir durum olabileceğini bile bile böyle bir şey yapmış olabilir?'' Tecavüz geçti sonra aklımdan ama öyle olsaydı ailesi, istemeye geldiklerinde söylerdi diye düşündüm, sonuçta istemeye gelen de kendi köylerindendi.
Canan'ı Öldürdünüz!

Annesi açıkladı sonra durumu: Bakire değilmiş Canan. Biriyle birlikte olmuş, eşi de bunu anlayınca dövmüş Canan'ı. Birkaç zaman sonra da, töre diyerek vurmuşlar. Annesinin karşı çıkmasına rağmen söz geçirememişler eşine, eşinin babasına ve Canan'ın kendi babasına. Size annemle benim o anki üzüntümü, burada hiçbir paylaşımla açıklayamam.

Daha Canan'ın cenazesi kaldırılmamışken, ''Bu böyle olmayacak. Ben biliyorum Canan'ı.'' dedim anneme. Babamı ve Canan'ın babasını da ikna edip otopsiye götürdük Canan'ı. Tabii o esnada Canan'ın eşi yargılanıyor, eşinin babasıyla Canan'ın babası da dava sürecinde, zaten birkaç ay sonra hapse girdiler.

Sonuç geldi, hastaneye gittik. Canan'ın zarında yırtılma yok, zedelenme yok, hiçbir şey yok; çünkü Canan'ın zaten bir zarı yok!

Araştıranlar bilir, kadınlarda böyle bir durum var. Çok nadir olsa da Canan'ın başına gelmiş. Arkadaşım, kardeşim, bir hiç için, bir zar davası için, Allah'ın belası bir töre için, bir toplumun iğrenç zihniyeti için, daha 20'li yaşlarında öldü. Hayır, ölmedi; ÖL-DÜ-RÜL-DÜ! Hem de en yakınları tarafından, hem de eşim diyeceği adam yüzünden, cehalet yüzünden.

Canan'ı Öldürdünüz!

Bunun neden olduğu üzüntüyü annem de ben de uzun bir süre atlatamadık. Kime nasıl açıklayacaksın aslında zarın da bakireliğin de böyle bir şey olmadığını, kime nasıl diyeceksin sevginin anlamını. Bir zarı bir insana tercih eden kafalara nasıl sokacaksın bunu?

Bunu buraya yazıyorum ama aslında yazmayacaktım. Kendimi bunun için toplarlayamam korkusundan yazmayacaktım; ağlaya ağlaya da olsa, üzüle üzüle de olsa yazdım. Belki artık birilerinin aklı başına gelir diye, belki insan denen varlığın bir zar olmadığını anlayabilirler diye.

Ama Canan'ı öldürenler neyse, bunu okuyanların da bir kısmı o; Canan neyse, Türkiye'deki birçok kadın da o. İster zarı hiç olmamış olsun, ister biriyle birlikte olmuş olsun. Kadınların, büyük şehirleri saymıyorum ama küçük şehirlerdeki, köylerdeki kadınların hala katledildiğini, hala ortalıkta bir zar davası olduğunu biliyoruz.

Canan'ı Öldürdünüz!

Bundan sonra hiçbir Canan'ın katledilmemesi dileğiyle.

*Bazı kullanıcıların isteği üzerine eksik olan bir kısmı paylaşmak istiyorum.

Canan erken yaşta evlendirildi, erken yaşta köye tekrar yerleştiler. Bize haberi geldiğinde birkaç yıl geçmişti yerleşeli. O arada ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Belki başka şeyler yaşandı. Tek bildiğimiz ilk gün şiddet olayını yaşadığı, birkaç yıl sonra ise öldürüldüğü. İlk gün öldürülmemiş Canan. Üstünden biraz geçti belli ki. Belki de faydalanmaya çalıştılar nasılsa bakire değil diye. Annesi açıklamıyor elbette bunları. Biz öldüğünü duyduğumuz an gittik.

Tahminime göre evlendirildiğinde 17-18 yaşlarındadır, annem de benzer şeyler diyor. Onun üstünden neredeyse iki yıl geçti, bize öldüğü haberini verdiler.

Canan'ı Öldürdünüz!
Cevapla