Uykusuz gece

Gecenin karanlığı, ağır bir sessizliğin hükmü altında tüm uykuları bedenlere çağırıyordu. Bir tek adamın gözleri reddediyordu uykuyu. Yumuşak ve büyük yatak, sanki çivilerden örülmüş Çin işi somyalara benziyordu. Göz kapaklarının ağırlığı ile zihnindeki savaş, bitmek tükenmek bilmeyen kalp ağrısını ağır bir krize çeviriyordu.
Kendini arayış ve kaybolma

Yatağın kenarından bacaklarını dışarı atıp uyku ile savaşmaktan vazgeçip uykusuzluğun bedenini işgal etmesini kabul etti. İnce uzun koridordan mutfağa geçer buzdolabından bir şişe suyu alarak bardağa doldurdu. Bardak, sanki elinde değildi. Hissedemiyordu ama görüyordu. Belki de bardak buradaydı da elleri yoktu. "Saçma." Suyu içip odaya dönerken o basit koridorda yolunu kaybettiğini fark etti. Evet, kendi evinde kendi oturma odasını bulamıyordu. Önce kapılara tek tek göz gezdirdi, ardından mutfağa baktı tekrar. Rastgele bir odaya attı kendini. Kimindi bu ev? Duvarlarda kendi fotoğraflarının bulunduğu bu ev kimindi? Hangi şehirdeydi? Bilmiyordu, bildiği tek şey;
Adam o eve de o şehre de ait değildi!
Mutluluk taklidi

Odadaki gri üçlü koltuğun yumuşak bedenine bıraktık kendini. O boşluk anını fark eden uyku adamın bedenini ele geçirdi. Adam uykuya yenik düştüğünde camiden sabah ezanının kulakları okşayan tınısı yükseldi. Çok geçmeden de adam uyandı. Bir gariplik hissediyordu üzerinde. Bir kaç saatlik uyku, adamı sanki bir rüyaya uyandırmıştı. İçindeki yangın sönmüş, beden durulmuş, ruh prangalarından kurtulmuştu. Hemen eline telefonu alıp annesini aradı. Mutluluk oyunu oynar gibi gülerek hal hatır sorarak geçiştirdi her sabah gerçekleştirdiği bu ritüeli.
Ve yok olan eller

Çevresine bakıp banyonun olduğu yeri keşfe çıktı. Banyonun nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışarak yokladı kapıları. En sonunda da buldu. İçeri girdi, aynanın karşısına geçti. gözleri uykusuzluktan göz çukurlarının içine çökmüş, göz altları siyahlaşmıştı. Yüzündeki şişlik ise en beteriydi. İğrenç görünüyordu. Bir kaç dakika izledi kendini ayna karşısında. Sonra sabunu eline aldı, suyu açtı. İşte o an dehşete kapıldı. sabun elinden kayıp yere düştü. Ellerini tekrar suyun altına tuttu, dehşeti daha da arttı. Ellerini suyun altında kaybeder gibi yıkadı ama o dehşet hissi hiç dinmemişti. Kafasını kaldırıp yeniden aynadaki yüzüne baktı, aynı adamdı. Kendisiydi. Sonra küçük ve beyaz ellerine baktı. Elleri artık başkasının elleriydi. Varlığını hissedemediği eller kesinlikle kendisine ait değildi.
Ve bir anda bir çatırtı duyuldu. Sanki büyük bir cama kocaman bir taş atılmış ve cam tuzla buz olmuş gibi büyük bir ses. Ruhu parçalanmıştı ellerini bıraktığı yeri hatırlayınca. Tam bir ay önce "kadının" gözlerine bakıp kalbine dokunduğu yerde kalmıştı elleri. Ve sonra bir şiir süzüldü dudaklarından, ellerine yabancılaşan adam.
Kirpiklerime bir kara diken de sen ekle,
Henüz sokaklarına bile alışamadığım bu şehre ver beni,
Ve bakışının talan ettiği yerlerimi al,
Öyle git..
Gidersen git tabii,
Yıkılmaz bu şehir,
Yalnızca dokunduğum bütün kelebekler olur,
Ellerim üşür,
Korkarım yağmur yağarsa,
Ellerimi de götür..
Tüm duygularınızı öykülerin ve şiirlerin kucaklarında yaşayabilmeniz dileklerimle..
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar