Her evde izlenen yeşilçam filmlerinde ince çizgi bıyıklı, karzimatik, orta boylu esmer kavruk bir adam görürdüm. Çocuk aklımla bile tuhaf büyüsüne kapılmıştım.
Alaycı, neşeli, dünyayla dalga geçer gibiydi. Gözlerinde başka bir alem vardı. Derin bir hüzün mü yoksa birikim miydi bilmiyorum. Yılları devirmiş bir ihtiyar edasıyla oynardı. Bütün cevapları biliyor gibi, hiç şaşırmayacak gibi duruşu işte.. Bilirsiniz.

Elbette ilk zamanlar sadece Turist Ömer'i tanıdım. Milyon kez koydular artık sıkılmam gerekirdi. Diğer yeşilçam eserleri gibi elbette sıkılmadım. Her repliğine dublaj yapacak kadar çok izlediğimiz o karakteri nasıl yarattığını anlatıyor...
Komedi türüne adete can vermekle kalmayıp kendi ekolunu yarattı. İlk kez bir karakter bu kadar benimsendi ve seri filmleri çekme ihtiyacı doğdu.
Elbette ki bu mizahi yönü birçok filminde kendini gösterdi. Biz onu hep gülerken de ağlarken de sevdik, inandık. Eğer biraz yaşamasa, o karakteri içinde barındırmasa biz bu kadar inanır mıydık açıksözlü tatlı sert adamı... Her karakterde kendisi de vardı. Sanki ona demişler ki bu kez beyfendi olacaksın ve ortaya şu ustaca girizgahla yine kendisini oynamış gibi.
Sinemanın tadını daha iyi anlamaya başladığım zamanlarda (belki de aşkı tattığım için) O'nun o 'Müjgan'ı tanıdım. Derin aşkla baktığı Menekşe Gözler'ni, bazen çapkın bazen mahçup hallerini tanıdım.

Gülmeyi eğlenmeyi, kalp kırmadan küfür etmeden eleştirmeyi seven biri o olarak, karikatürize komedi tarafını mı yoksa duygu denizinde ustaca yüzeni şefkat hissiyle doldurup taşıran kederli adamı mı daha çok sevdim bilmiyorum.. Bildiğim tek şey her tanıyışımda karizması daha da artmaya başladı gözümde. Kızıyordum da onun bu baştan kaybetmiş, arabeks haline. Neden savaşmadın Osman diyordum.
Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.
― İlhami Algör, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
'Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim, prensip meselesi' bu sözü ben de kendime prensip edinmiştim. Önce miydi sonra mı bilmiyorum. Kendi başıma yaşarım aşkımı diyordum büyük bir kibirle. Oysa aşk hak edenle güzelmiş.
Mecnun, leylasının serabıyla avunması gibi acı tattan ibaret değilmiş. Böyle böyle düşündürürken onda kendimi görüğümü anladım nihayet. Belki de benliklerimize kazındı, aşkı bize onlar öğretti. Dik durmayı, sevmeyi. Onlar bir yıldız gibi aramızdan ayrıldıkça aşk, sevgi, merhamet, dostluk gibi hisler de eski bir hikaye gibi nostaljik kalacakmış.
Biz bedenlerimizi ve de sahte hislerle kalplerimizi (tıpkı hazır yemekler gibi) doyurduğumuzu sanacağız. Bizde güzel anılar değil sindirilememiş ihanetler kalacak, tadına varılamadan yarım bırakılmış sarılmalar kalacak.
Sözün özü o dur ki..
İyi ki böyle bir adam geçti ömrümden, yoksa ben eksik kalacaktım.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar