Beyaz Sakallı Tanrı Kristof Kolomb'un Laneti

Bering Boğazı'ndan geçerek sıcağa ve niğmetlere ulaşalı, çok gün geceyle yer değiştirmiş, çok sıcak sırasını soğuğa bırakmış, tabiat ana soğukta çok uykuya dalıp, güneşle hamile uyanmış ve çokça bereket doğurmuştu.

Toprağın çocukları, annelerini hiç üzmemiş

Güzel kokulu çiçekler, onların kız kardeşiydi ve asla gerekmedikçe o narin kız kardeşe dokunulmazdı. Kartal, at, bizon geyik, kısaca soluk alıp koşan,doğuran her hayvan onlar için bir erkek kardeşti, sadece doymak için bizon avlanılırdı.gerekmedikçe erkek kardeşlerine zarar vermezlerdi.

Bir kuşun yalnız başına ağlayışını, derdini anlarlardı, çünkü tabiat anadan onları dinlemeyi öğrenmişlerdi bir su birikintisi etrafında, kurbağaların tartışmalarıyla eğlenmişler

Şefler hürmet görür, töre aşılmazdı. Ayaklar toprağa değer, ataların, hatıralarını taşıyan ve onları taşıyıp doyuran, nehre asla saygısızlık edilmezdi.

Tabiat ana mutlu, besledikleri mutlu, bu kadar mutluluğun içinde bereketli, huzurlu ve çok çocuklu bir hayat, öyle güzel bir hayatı binlerce yıl yaşamışlardı.

Bir gün, kanatlarıyla rüzgarı tutan kocaman iki dev şey, kibirli, kibirli, kasıla, kasıla, suda yavaşça uçar gibi gelir.

Bu günkü Venezuella dolaylarının, o günkü Kızıl derili Toino'ların şefi gemilernin üstünde beyaz sakallı insanlar görmüştü, doğru ya..! beyaz sakallı tanrı denizden gelecekti, çünkü bizim takvimimize ve onların atalarına göre onbirinci yüzyılda bizim "vikinkler" onların "tanrı" dediği beyaz sakallı adam o topraklara bir kere ayak basmıştı

" tanrı bineği ile geliyor!" dedi peki neden çoktu bunlar? herhalde tanrının yardımcıları diye düşündüler ve yüzerek selamladılar,

Yapılan filmlerin aksine öyle iyi karşıladılarki; Kristof Kolmb kraliçesine şunları yazar. “Bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerinizin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; gerçi çırılçıplak dolaşıyorlar ama davranışları terbiyeli ve övgüye değer.”

Adına Kolomb denilen beyaz sakallı tanrı, büyük bir kibirle karaya varınca, Toinoların şefi, insan üstü güçlerinin olduğunu düşündüğü, beyaz sakallı tanrıyı büyük bir saygıyla karşılar. Onlara patetes ve mısır ikram ettiler ama ellerindeki keskin demirlerin ne işe yaradığını anlamadılar.

Beyaz adam bu hainlik kanında, Kolomb bu insanların hürmetini bir acizlik olarak gördüğü için ve onun kutsal bir varlık olduğuna inandıklarını anladığı için, bu durumdan faydalanarak onların, çalıştırılması, ekin ekmesi, gerekli her işe koşulması, kendilerinin o bağnaz gelenek ve göreneklerine, alıştırılması gerektiğini düşündü.

Bu Toinolar neredeyse çıplaktı ama beyaz adamın beğendiğini anladığı her şeyi beyaz adama hediye ediyorlardı.

Aç gözlü bir beyaz, bir kadının göğüslerini, zevklenerek seyrederken, birden kulaklarındaki ince altın süslere takıdı gözü. "demek ki burada çok altın var" diye geçirdi içinden ve diğer beyazlarda gördü bu altın denen lanet şeyi.

Konukluk bitince, beyaz tanrı (güya)beyazlara ve göreneklerine, alıştırmak üzere Toinolardan kandırarak, on kişi kaçırdı. İspanyaya varan bir Toino, topraklarından ve kardeşlerinden ayrılanın acısına dayanamayarak öldü. Ölen kızıl derili vaftiz edilmişti ve İspanyol yobazlar, cennete gönderdiklerine inandıkları ilk kızıl deriliye o kadar sevinmişlerdi ki; bu olayı

bütün Batı Hint adalarına yaymışlardı.

Beyaz adam arık o altına ulaşmalıydı. Hernando de Soto denilen bir vahşi 1539 yılında, bugünkü Florida'daya gelerek ilk Timukua yerlilerinden 200 kadarını idamla işe başladı

Kendilerine hiçbir kötülük yapmayan bu iyi yürekli insanlara o kadar bağnaz ve vahşice davranıyorlardı ki; zevk için annesinin memesindeki çocukları zorla alarak en uzağa fırlatma yarışı yapıyorlardı.

Bu katliamların inançları gereği olduğunu kendilerine çoktan inandırmışlardı bir kere

Katolik olmayı kabul etmeyen yerlileri ayaklarından asarak diri, diri yakıyorlar. Beyaz adamın kibri büyüdükçe büyüdü, bir gün ikisi de birer papağan taşıyan iki yerli çocuğa rastlayan iki yobaz papaz, papağanları aldılar ve sırf zevk olsun diye çocukların kafasını kestiler.

Ağlamamak, gözlerini dünyaya açan bir Kızılderilinin aldığı ilk ders olmuştu artık. Kızılderili kadınları çocukları doğduğunda elleriyle onların ağzını kapatırlar, nefes alması için ellerini bir süre çekip, bebeğin tekrar ağlamasına fırsat vermeden aynı hareketi tekrarlıyorlardı, çünkü beyaz adamdan kaçarken, kucaktaki bebeğin ağlaması her şeyin sonu olurdu.

Bazı ispanyollar bu vahşetleri kaleme almış. Meselâ Plymouth Kolonisi’nin Valisi William Bradford hatıralarında şunu yazar.

“Kızılderililerin hamal olarak kullanılmasını kınamıyorum. Ancak bir adamın bir domuza ihtiyacı varken 20 tane öldürüyordu. 4 Kızılderili’ye ihtiyaç duyduğunda bir düzine alıyordu. Metreslerini omuzlarda taşınan hamaklar içinde fakir Kızılderililer’e taşıtan birçok İspanyol vardı. Bu uygulamalar esnasında yerlilerin maruz kaldığı kötü muameleler, zararlar, soygunlar, haksızlıklar ve büyük kötülüklerin sayılması istense bunun sonu gelmez. Çünkü onlar için Kızılderilileri öldürmek, yararsız hayvanları öldürmekte birdi. ”

ispanyol tarihçi Las Casas şu itirafta bulunur.

“Ben Küba’da iken üç ayda yedi bin çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı"

Malesef bunlar daha başlangıçtı. ABD kuruldu.. onlarda gözlerini bu gariplere diktişti resmi makamlar, getirilen her kızılderili başı için 5 dolar ödüyordu. Devlete ait binaların bodrumları, Kızılderili kafataslarıyla dolmuş taşmıştı. Doymamıştı bu beyaz adam, güçledikçe istedi öyleki; George Washington

“Bu vahşi hayvanların (Kızıldertamamen imha edilmesi gerekiyor” diyebilecek kadar, gözü dönmüştü. ABD’nin bir başka Başkanı Theodore Roosevelt de Washington’dan geri kalmıyordu: “Ben en iyi yerli ölü yerlidir demek istemiyorum ama 10’da 9’u öyledir” diyebiliyordu.

Birileri, 9 bin küsür, birileri 70 milyon küsür kızılderili öldürüldü demekte.. kesin rakamı bilmiyoruz lakin milyonların yok edildiği kesin. Acaba burada vahşi olan kim? o çok ileri(?) batı medeniyeti, gerçekten Demokrasinin mi yoksa katliamların mı, üzerinde duruyor?

Sürçü klavye ettiysek affola.


2|0
2|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 2

  • 1ay

    Bugün ne değişti? 2 mi 4 yıl mı önceydi 30 kişinin arasında gencecik çocuğu yargilamadan öldürdüler yetmedi cansız bedene işkence edildi kimse sesini çıkarmadı.
    Vahşice yaşıyoruz hala bugün insan kaçakçılığı polis dokunulmazliginda küresel iş birliği sağlamış.
    100 dolara evladını satanlar var hala para mı desem yoksulluk mu?
    Bugünü anlattım yaşadığım Dünya bu yazıdaki yamyamlarin hala kalintilarinin hüküm sürdüğü Dünya.
    O güzel yarınlar bugün olsun diye uyuyan dev 6 milyar insan uyanmali. Sıra bizde.

    0|1
    0|0
    • 1ay

      Nasıl birşeyki bu, Ashabı kehf gibi yüzlerce yıldır uyuyor insanlık. Bir şekilde mutlaka uyutulabiliyor. Uyuyoruz işte; ölen çocuklara, elmas için, altın için çalınan hayatlara.. uyuyoruz mışıl, mılıl.

    • 1ay

      Gücü ele gecirmek gerekiyor bugünlerde olduğu gibi küresel olarak Dünya halkı yönetimi ele geçirmeli bence. Yoksa biz sustukca bombalar yağmaya devam edecek.

    • 1ay

      Haklısın, çook haklısın😯

  • 1ay

    Okurken göz yaşlarımı tutamadım.
    Hani sözün bittiği anlar vardır ya...
    İşte şimdi ordayım.
    Diyecek şey bulamıyorum.

    0|1
    0|0
    • 1ay

      Çok hatalı yazmışım. Hatta en sondaki soru işareti yerine nokta hiç olmamış. Yazıya gelince, çok eledim. O yobaz papazların bu insanlar yakılsın, çocuklar öldürülsün diye incilden uydurdukları ayetleri okumalarını, çiçek hastalığı ile ilk kimyasal katlim bunlardan sadece bir kaçı.

    • Hepsini Göster
    • 1ay

      Çook haklısın.
      bilgelikyolu.wordpress.com/.../
      Bu mektubu okumuşsundur belki. Ama okumadıysan, bir insanın verebileceği en evrensel dersi bile anlayamamışlar.
      Koskoca Amerika, hatta dünya Rothschild Ailesinin oyun sahası olmuş. Amerikayı malesef gıravatlı mafya yönetiyor. Michael Moore'ın bir belgeselinde adamın biri, başkan Ronald Reagan'a konuşmasını kısa tutması için emir veriyordu. Aynı koloni zihniyeti orada, hergün daha acımasızca devam ediyor. Suriyedeki kimyasal silahı sırf hükümeti zora sokmak için onlar atmış bile olabilir, hiç şaşırmam.

    • 1ay

      Amerikanın kızıl derili soykırımı savunması şu " tam öldürme gerçekleşmediği için soy kırım olmaz" Gerçektendd tam öldürmeğip, ızdırap içinde ölmeleri için tedavi etmeden bırakıyorlardı, güya saatler ya da günler içinde öldüklerindede kendileri öldürmüş olmazmış.

Erkekler Ne Diyor 2

  • 1ay

    Çoğu memlekette vardır bu kızılderili beyaz adam hiyerarşisi zulmü vahşeti. Ben dogu ve g. doguyu günümüzün kizilderilileri olarak görüyorum. Ya da zencileri. O zaman da kızılderililere yapılan zulmü beyaz adamdan görüp kavrayabilen cok azdı. Bugün de öyle. Akıl ve vicdan bir arada olmadıkça olan hic bir zulüm anlaşılamıyor.

    0|1
    1|1
  • 1ay

    Evet bunları başka bir yerlerde de okumuştum, masumların kanı üzerine gelisenlere lanet olsun

    0|1
    0|0
Yükleniyor...