Bugün, uzun bir aradan sonra ilk kez çimenlerde yürüdüğümü farkettim. Eğip başımı, ayaklarıma baktım: Meğer yağmur yağmış, ıslanmışım. En son ne zaman doya doya yağmurda ıslandığımı unutmuşum. Çünkü ‘eğlence’yi dört duvar arasında sıkıştırmaya başlamışım çoğu insan gibi. Gezdiğimiz veya buluştuğumuz yerler dahi artık neredeyse gökyüzünü göremeyecek hale geldi. Alışveriş merkezleri, kafeler, restorantlar, hatta tarihi mekanlar. Özgürlüğe hapsediyoruz kendimizi…

Hatırlıyorum, küçükken hiç hoşlanmadığım piknikler vardı, büyüdüğüm konağın etrafında ağaçlara tırmanan, koşan küçük çocuklar vardı. Şimdi bu küçük ilçenin çocukları internet kafelerde veya alışveriş merkezlerinde teknolojinin ‘nimetlerini’ eğlence olarak benimsiyor. Hala pikniklere gidenler var elbet, ne mutlu onlara…

Doğanın göbeğinde yaşarken, oksijenin tadını dahi hissedebilirken, apartman yığınlarının ortasına gidince her şeyin değiştiğini farkedebiliyorsunuz. Farklı insanlarla birlikte farklı ilişkilere şahit oluyorsunuz. Tanıdığınız, bildiğiniz samimi, sıcakkanlı insanların menfaatçi ve içten pazarlıklı hale bürünüp farklı bedenlerde etrafınızda dolaştığını hissedince büyümemiş olmayı diliyorsunuz…

Bazı insanların içindeki kıvılcım sönmemiş olsa da genellemeye maruz bırakan insanların yüzünde monotonluğun sıkkınlığı yansımaya başlıyor. Her sabah dile getirilen ‘günaydın’lar prosedür gereği gibi seslendiriliyor. Tebessümler sadece insanlar yanlarından geçene kadar asılı kalıyor yüzlerinde. Ve aynı heyecanla ‘iyi geceler’…

His’matikten çıkıp sistematik bir dünyanın içinde insanlar duygularını gerektiği anda kullanılması gereken araçlar olarak algılıyor. Artık refleksler körelmiş halde, büyük şehirlerde. Sevgiler sadece ‘birinci dereceye’ gösterilebiliyor ve çekim güçlerini kaybetmiş şekilde güçlendirilmeyi bekliyor. Çünkü kimse kimseye güvenemiyor veya kimse birbirini tanımıyor. Herkesin içinde bir ‘belki’ yatıyor, önyargılar çoğaldıkça insanlar kendi içlerine kapanıyor. Betonarme yapılarda ilişkiler kurmaya çalışıp ‘karın tokluğunu’ veya ‘para’yı tek bir amaç olarak görmeye başlayan insanlar betornarme yüzler haline geliyor…

Duvarın rengini değiştirmek şeklini değiştirmiyor malesef. Şeklini değiştirecekseniz sıkıldığınız hayatın eğer, bir şeyleri feda etmeniz gerekebilir. Belki birkaç tuğlayı, kim bilir. Ama içinizde bir pencere varsa eğer, perdenizi kaldırıp güneşin doğuşunu izleyin: gözleriniz ya kamaşacak ya da kör olacak, ama yine de denemeye değer. Ucunda ölüm yok ya…

Sevgiler.
1|0
3|4

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 3

  • Teşekkürler paylaşım için.

    0|0
    0|0
  • Denemeye değer. Teşekkürler.

    0|0
    0|0
  • çok güzel bir yazı olmuş,.

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 4

  • Teşekkürler paylaşmınız için.

    0|0
    0|0
  • İyi bir yazı olmuş..

    0|0
    0|0
  • eline emeğine sağlık

    0|0
    0|0
  • Özet geç panpişkom

    0|0
    0|0
Yükleniyor...