Memleket Hasretinden Kavrulanlara

Memleket hasreti… Nedir şu memleket hasreti, var mı tek kelimeyle özetleyebilecek olan? Ben sayfalarca da yazsam, kelimelerin yeterli geleceğini, aklımdaki resim gibi anlatabileceğimi sanmıyorum hiçbirinize. Sorun sizde değil, bende; anlatamayışımda bağıra bağıra bu hasreti. İçimde delicesine kıvranarak yaşamak zorunda bırakanlarda belki de; bilemiyorum. Ama tek bir şey söyleyebilirim; bu hasret anlatılamaz, için yana yana, kavrularak dibine kadar yaşanır...

Memleket Hasretinden Kavrulanlara

Tüm hasretlerin içinde vardır aslında bu içi yana yana, kavrularak yaşamak. Gözlerinden akmasa da o yaşlar; kalbinin oturup ağlaması; tüm hasretlerin içinde var. Benim Türkiye’m, canım Türkiye’m… Gözlerimde tüten her bir taşı; okula gitmek için sabahın altısında indiğim o eski, taştan ama gözümde binlerce villa merdivenlerinden daha değerli canım merdivenlerim…

Doğduğum, gözümü açtığım o değişilemez evim… Çocukluğumu, saflığımı, kalbimin buruk bir parçasını orada bıraktığım Tarsus’um. Ağabeylerimin okul sabahlarında beni uyandıramadıklarında söyledikleri, şeker tadında “Kalk çabuk geç kaldık” sözleri… Okuldan geldiğimde tembelliğimden ve çocuk heyecanımdan ötürü çantamı bir köşeye fırlatıp, üzerimi değiştirmeden en güzel, en saf arkadaşlıklarıma koşuşlarım… “Akşam ezanı okunduğunda hemen eve geleceğim,” sözlerim, annemin “Haydi kızım eve!” sözlerine, “Anne n’olur beş dakika daha!” diye cevap verip, o beş dakikalarımın uzadıkça uzayışları... Tatil günlerinde, annemin kızarttığı patates, ısıttığı süt kokularıyla uyanıp, keyifli ve uzun süren kahvaltı fasıllarımız…

Bazen herkesten önce uyanıp, arkadaşımın evine oynamaya gidişlerim… Yaz günlerinde; mahallemin güzel insanlarıyla, arkadaşlarımla gecenin on birlerine kadar kapının önünde saklambaç, ortada kalmaç (başka tabir bulamadım biz böyle söylerdik) ya da vesaire bir sürü oyun oynayışlarımız, bisiklet sürüşlerimiz. Ağabeylerimle kedi- köpek gibi olup, hiç anlaşamayıp, şimdi o günlere dönmeyi deli gibi isteyişlerimiz. Bunlar gibi daha nicesi… Ben bunları nasıl özlemem ki, hele ki senelerdir doğup büyüdüğüm yere gidememişsem, başka şehre gittiğimde ise orada olduğum günlerde gözyaşlarım hiç dinmemişse?

Türkiye’m, çocukluğum, saflığım, her şeyim sende kaldı. Hani derler ya; “Bir yanım, hep yarım..” işte tam da o durumdayım şu an. Şu an mı dedim? Her an, demem daha doğru olacaktır diye düşünüyorum…

Memleket hasreti nedir bilir misiniz?

Her hüzünlendiğinizde –başka bir olay için dahi olsa- aklınıza memleketinizin gelmesi, aklınıza memleketinizin her gelişinde daha bir hüzünlenişinizdir. Bir yanınız “Orada kalsaydım bu kadar iyi durumda olamazdım,” diye şükrederken, diğer yanınızın içinizdeki, yüreğinizdeki gitmek bilmeyen, bitmek bilmeyen ağırlığıyla savaşmasıdır.

Ayna’dan Beni Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar’ı içinizdeki hasretin daha bir büyüyeceğini bildiğiniz halde tekrar tekrar açıp, köyünüzün yağmurlarında yıkanmak isteyişinizdir. Memleketinizin topraklarında gömülmek isteyişiniz, “Orada büyüyemedim, bari öldükten sonra orada uyuyayım.” diye kendinizi avutmaya çalışışınızdır. Teselli cümleleri bulmaya çalışışınız, gidemediğiniz her dakika, her saniye daha bir dibe batışınız, teselli cümlelerinizin te’sinin fayda etmediğini anlayışınızdır. Daha bir kötü olduğunuzu anlayınca debelenmeyi bırakışınız; dibine kadar yaşayışınızdır tekrar o hasreti, her bir köşesine kadar, eksiksiz…

Dile kolay, tam sekiz sene oldu memleketimden ayrılalı. Diyorlar ki; ailen yanında ne hasretinden bahsediyorsun sen? Ya ben aile hasreti mi çekiyorum, memleket hasreti diyorum eşi benzeri var mı bu acının? Özlüyorsun işte taşını, toprağını, suyunu, ekmeğini bile özlüyorsun. Önceden; memleket hasreti hakkında yazan yazarların kafasını merak ederdim.

Hiç de ciddiye almazdım bu konuyu. Ama her zaman söylerim; dibine kadar yaşamış birinden iyi bilemezsiniz hiçbir şeyi. Ve ben şu an onları dibine kadar anlıyorum; ne demek istediklerini, neler hissettiklerini, her şeyi işte… Her şeyi, her duygularını anlıyorum.

Yazımı benim durumumda olan bütün insanları anladığımı belirtip, onlara sabırlar dileyip en kısa zamanda hayırlısıyla memleketlerine gitmelerini can-ı gönülden dileyerek, bahsettiğim şarkının şiiriyle bitirmek istiyorum. Derinden anlayanlara en derin selam ve sevgilerimle…

“Yaz henüz gelmişti ben ayrıldığımda,
Kaç vakit oldu, kaç ay, kaç yıl, kaç asır evimden ayrı...
A benim ruhumun teri memleketim
Dünyayı verseler değişmem çayırındaki bir çiğ tanesine,
Meğer gurbet dediğin; mahpuslukmuş güneşli avlularda, yaşanırmış öylesine...
Dönüşümde ne bulurum bilemem,
Bildiğim; döneceğim ey verilmiş sözüm, edilmiş yeminim, elbet bir gün döneceğim!
Yıl kaç olur, hangi mevsim bilemem,
Elimde takvim yapraklarından güller, gözümde bir çocuk, saçlarımda kar...
Bunca acıyı kolay çekmez hiç kimse;
Ve bunca ölümden kolay dönülmez; bu kadar sevmeyince…”


Candan MERT/ 22.03.16/ KIBRIS


2|0
3|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 2

  • Özlemiştik bencelerinizi. Ne zamandır paylaşmıyordunuz. Bu paylaşımınız da gayet güzel olmuş. Elinize sağlık :)

    1|0
    0|0
    • Ben de görüşlerinizi özlemiştim. Okul falan başladı ya, programlar yoğun. E haliyle ihmal ediyorum buraları. Değerli görüşünüz için teşekkür ederim..☺

    • Hepsini Göster
    • Aynen. Amin cümlemizin :)

  • 😷😷 kavrulmuyorum.

    0|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 3

  • Yine döktürmüşsün canım ellerine sağlık :)
    Sondaki şarkı da en sevdiğim ayna parçalarından biridir :)

    1|1
    0|0
  • erken yorulmak için

    0|0
    0|0
  • Canim benim.. Kıbrıs'tan uzakta kaldigim 8 ayda hissettiklerim yazdiklarinin ta kendisi. Dogup büyüdüğün yerlere cekilen özlem bambaşka. bir an once gidip görürsün inşallah 😍

    1|0
    0|0
Yükleniyor...