Kim Olursam Olayım; Senin Benim Hayatım Üzerinde Söz Söyleme Hakkın Yok!

Bugüne kadar birçok insan(!) tanıdım ama belirli sebep ya da olanaksızlıklardan dolayı çoğunu hayatımdan çıkardım. Sizinle beni şoke eden, bu dünyadan değilmişçesine yaşayan, sorunları çok komik olan, kendini bir şey sanan, özgüven patlaması yaşayan, ne idüğü belli olmayan, kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan en önemlisi de hepsinden illa ki bir şeyler öğrendiğim insanları(!) anlatmak istiyorum.

Burak:

İlkokulda içinde bulunduğum gruptaki popi fazlaca şımartılmış kendini her şeyin efesi sanan bir arkadaşımdı, çok da zorbaydı. Onun arzuları gerçekleşince sorun olmazdı ama İris bir şey istesin 'sen kimsin ki?' derdi, sürekli 'istediğimi yapmazsan seni sıradan atarım' diye tehdit ederdi. İkinci sınftayken dayısı vefat etti o günden sonra iyice zıvanadan çıktı sinirlenince gözü dönüyordu, kızmış erkekmiş demeden kavga ediyordu. Eh ben de nasibimi aldım tabii, yanaklarımdan sıkıp kafamı koparacakmışçasına arkaya ittirirdi şu an onun sayesinde boynumda kireçlenme var. Öğretmene ve aileme söyledim en sonunda onun ailesi ve benim ailem okula geldi annesi bana şeytan görmüş gibi bakıyordu, bir süre daha baktıktan sonra beni yanına çağrdı 'İriiiisss, ah İris ne kadar yalancısın benim oğlumun ne zararı dokundu sana iftira atınca eline ne geçecek çabuk öğretrmene gidip ben yalan söyledim de' dedi. 'Burak benim gerçekten canımı yakıyor ama' dediğimde ise donakaldı. Pazartesi günü okul bahçesinde sıradayken yine meşhur hareketini yaptı annesi de oradaydı ve gördü o günden sonra bana yüklenmeyi kesti.

Naciye ve Erkan Öğretmen:

Üçüncü sınıfta başka okula geçince düzenim altüst oldu her ne kadar sınıftaki arkadaşlarımı sevmesem de alışmıştım onlara en azından tanımıştım bir nebze. Üçüncü sınıf için kaydolduğum okul resmen köy okulu gibiydi, şehir merkezinde olmasına rağmen ülkemin geri kalmış taze soğanlarının çocukları okuyordu orada. Ortaçağ Avrupası gibi Skolastik düşünce hakimdi okulda ve oturduğum mahallede bu yüzden çok işkence çektim ya ben. Mahallem çok yobazdı kapalı olmayanın ne olduğu sorgulanmadan etiket yapıştırılırdı. Kapalı değil kesin o...! Benim annem de kapalı değildi bu yüzden okulda dışlanan bendim, apartmanda dışlanan bendim hatta sınıf öğretmenimiz bile beni kafir diye çağırırdı...

Sınıfta bir kız vardı adı Naciye, Allah affetsin çok çirkin bir kızdı ama artık ailesi nasıl şımartmışsa kendini bulunmaz Hint kumaşı sanırdı. Sanmayı bırak bir de herkesin içinde dile getirirdi. Egosuna, kibirine, kendini bir şey sanışına hastaydım. Sadece annesi kapalı olduğu için ve dindar gibi gözüktükleri için sınıf hocamız sınıfta o kadar prim yapmasına izin veriyordu. Ha bir de hocayı evlerine çağırıp yağla balla beslerlermiş. Hoca hiçkimseyi takmadan alanı var alamayanı var diye düşünmeden herkesin ortasında başlardı "Bir evleri var aboo bizim sınıf kadar, Naciye'nin annesini üzerine tanımam börekler çörekler oyh ne iyi yemiştik ya..." derdi. Yeminle bunu derdi, sınıfta durumu olmayanlar da vardı, kendisi, bir din hocası ve sıkı bir din(i)dar olarak bunu düşünmesi gerekirdi... Ben o adamdan az dayak yemedim, sınıfta Naciye'nin oluşturmuş olduğu bir oligarşi vardı. Sınıf başkanı seçilecekse o gruptan, temsilci seçilecekse o gruptan, kolbastı ekibine katılımcı aranıyorsa o gruptan... Naciye, Sevdanur, Feraye ve Betül benim hayatımı yiyip bitirdiler... Kolbastı ekibine katılmak istemiştim boyum fazla uzun diye reddedilmiştim aynı şekilde Feraye de reddedilmişti ama gösteri günü bir baktım ki Feraye Platformun üzerinde dans ediyor, hocaya sorduğumda ise şöyle bir yanıt aldım "Sen o gün gelmemiştin biz de senin katılmak istemeyeceğini düşündük" e bir zahmet edip de sorsaydın? Benim adıma karar verebileceğini kim söyledi ki sana?

Naciye'den yüksek not aldığım zaman kıyamet kopardı ya da bir konuda ben haklı olduğumda...

Anlayacağınız bayağı günahıma girdiler...

Kerem:

Altıncı sınıftayken en yakın arkadaşımdı. Derslerle arası yoktu, kavga ederek kızların dikkatini çekebileceğini düşünüyordu ama erkeklerle kavga ettiğinden sadece dayak yiyordu. Onun özel koruması gibi bir şeydim aslında, onu korur, yardımcı olur ve elimden geliğince yardım ederdim. Azıcık kıttı ama iyi çocuktu. Benim not almak için bir tarafımı parçaladığım sayfalarca yazı yazdığım dönem ödevini o sadece bir dal çizgili kağıdın yarısına sığdırabiliyordu, not konusunda farklılıklar oluyordu haliyle :)

İyiydi hoştu ama çok düşüncesizdi. Zamanın en büyük sorunu da bu ya zaten düşüncesizlik, düşünememek. Söylesene nedir seni düşünmekten alıkoyan? Düşünen, bilen, bilinçli olan insan sevilmez bu gibi yobaz toplumlarda. Sadece ailelerinden gördükleri kadar bildiklerini sanar bu kısır beyinli insanlar. Peki madem Allah düşünmeni istemiyordu sana gösterileni salt bir şekilde taklit etmeni istiyordu o zaman sana neden beyin, akıl, bilinç gibi özellikler verdi?

Kerem dediğim canım arkadaşım bir gün bana "İris bana yaşadığın evi göstersene nerede yaşadığını çok merak ediyorum" dedi. Ben de "tamam o zaman, sen de benimle gel" dedim. Sadece oturduğumuz sokağı ve apartmanı gösterdim ondan sonra da evime gittim. Sonraki gün okulda yemediğim hakaret kalmadı neredeyse hocalar bile taraf tutar olmuştu ama kimse bir şey demiyordu. Meğerse Kerem'in annesi Kerem eve gitmediği için okula gelmiş o sırada da Kerem ile karşılaşmış nerede olduğunu sormuş benim akılsız arkadaşım da "İris'in evine gittik" demiş herkesin içinde. O günden sonra okulda adım ahlaksıza çıktı bütün ahlak bekçileri benim başıma dikildi. Utanmasalar doktor kontrolüne götüreceklerdi. Şu anda bunları yazarken yaşlar gözümden istemsizce süzülüyor çünkü ben ahlaksızca bir şey yapmadım iftira kurbanı oldum ama gel gör ki Kerem bir erkekti ben ise bir kız ona inanmak varken neden bana inanacaklardı ki? Altıncı sınıfta depresyona girdim, okulun son iki ayı okula gitmedim ve Kerem hala beni arayıp "Sen neden gelmiyorsun?" diyebiiyordu...

Irmak Hoca:

Sekizinci sınıfta yine okul değiştirdim. Ama bu defa sınıfjmdan çok memnundum herkes çok sıcaktı çok iyi davranıyordu hiç dışlanmıyordum hatta tabiri caizse Kabile Reis'i ilan edilmiştim. Sınıf hocam Irmak adında genç bir bayandı. Buz gibiydi hatta buz onun yanında kaynar su kalırdı. Annem de aynı okulda öğretmenlik yapıyordu bu yüzden bana tanınmış bazı ayrıcalıklar vardı hocanın neresine battıysa artık, hep bana bağırır, her türlü hıncını sinirini benden alırdı. Sınıfta kırk üç kişiydik bazen üçlü oturmak zorunda kalıyorduk. İnadına kilolu olduğumu bildiği halde beni üçlü oturtudu ben de onun sayesinde herkesten azar yerdim. "İris bu ne çantam sandım göbeğini, az ye az, İris ya az kay her yeri kaplıyorsun" gibi gibi şeylerdi duyduklarım ama bunlara sadece gülüyordum çünkü bunlar acıtmıyordu, gıdıklıyordu :)

Hakan, Fadıl, ve Mehmet:

Sekizinci sınıfın ikinci döneminde başka bir okula gitmek zorunda kaldım. Üçüncü sınıfta yazıldığım okuldan sadece birkaç kilometre uzakta bir okuldu. Adı söylenince "ıyyy orayı biliyorum felaket bir okul" denirdi sadece. En çok o okulumda zorlandım zaten. İkinci dönemin ilk üç ayı kabullenilemedim. Sınıfta yalnız oturur ve sadece uyurdum. Derse katılmaz insanlarla konuşmazdım konuşmaya değer çok kişi de yoktu aslında. Sınıfın kızları resmen benimle alay ederdi her sabah ağlaya ağlaya giderdim okula. Bir de bir üçlü vardı Hakan Fadıl ve Mehmet... Allahım ben hayatımda onlar gibi insan görmedim zaten insan da değillerdi. Kızlara karşı içlerinde nasıl bir nefret varsa kızları aşağılamada sınır tanımazlardı. Kaç kere hocalar beni Fadıl'ın elinden topladı... Kaç kere... O üçlü okulu kırıp gelmediklerinde sınıf benim için cennete dönerdi. Öyle sakin öyle mutlu olurdum ki anlatamam. En azından artık nasıl insan olunamayacağını biliyorum :)

Meriç, Derya ve Mazhar;

Hani demiştim ya bir önceki bence'mde dokuzuncu sınıfa geçince bir çocuktan feci şekilde dayak yedim diye, dayak attığını iddiaa eden kişi Mazhar diğer ikisi ise onun savunucularıydı. 11 mevcutlu bir sınıftık, 11 mevcut mu o nasıl oluyor, diyebilirsiniz özel okula geçmiştim o sene A sınıfı dolmuş B sınıfı dolmuş C sınıfı dolmuş geriye kala kala 8 tane erkeğin bulunduğu Mühendislik sınıfı gibi olan D sınıfı kalmış. Ben de o sınıftaydım 3 kız 8 erkektik. Erkek dediğime bakmayın bir tanesinden bile adam çıkmaz. Bir gün Mazhar bana küfür etti bu defa altta kalmayıp ben de küfür ettim sinirlendi laf dalaşıydı falan derken bileklerimden tutup rastgele karnıma, bacaklarıma tekme atmaya başladı. Bütün arkadaşlarım izliyordu hiçbiri müdahale etmiyordu. Ellerimden tuttuğu için sadece tırnaklayabiliyordum onu. Birkaç tekme daha yedim sonrasını hatırlamıyorum...

O morluklar geçmiş olsa bile hala ruhumda izlerini taşıyorum ve hakkımı asla helal etmiyorum!

D sınıfından A sınıfına geçtim, A sınıfında yaşadıklarımı yazmayacağım zira dalga geçmeyenim yoktu... Ama şunu yazmak istiyorum; A sınıfına ilk geçtiğim gün sınıfın depresip şımarık kızının yerine oturtturdu hoca arkadaşımla beni, kız çıldırdı. Ben sandım ki üzerime atlayacak kavga edeceğiz, ama kız kavga etmek yerine bir bebek gibi kafasını sıraya koyup ağlamaya başladı. Herkes ona "lütfen ağlama, ağlama artık, çocuk musun ağlıyorsun, bak biz buradayız, bak biz senin aileniz" gibi şeyler söyledi. Kız kafayı kaldırdı, iğrenç bir şekilde beni gösterip, yine iğrenç bir ses tonu ve üslupla "BU BENİM AİLEM Mİ?" dedi. O gün, yıkılmadığımın ve artık üzülmediğimin farkına vardım.

Onuncu ve Onbirinci Sınıf:

Onuncu sınıfta okulun en rezil şubesi olan C şubesi ile karıştım. Birkaç kişi dışında hepsinden nefret ediyorum. Arada iyi insanlar var ama onları da kötü olanlar zehirliyor. Sınıfta ana bir grup var 4 kişi dışında herkes o grubun üyesi. Biz neden mi üye değiliz? Tatlım insan yerine koyup da konuşma zahmetinde bulunmayan, adımı söylemekten çekinen, sadece dalga geçen, ego tatmini ile yaşayan insanların arasına neden dahil olayım? Sınıfta bir kız var Serap diye sessiz sakin çıtı çıkmayan bir kız sonradan öğrendim ki meğerse zeka geriliği varmış. En çok da ona yapılıyor acımasızlıklar içten içe üzülüyorum, ne çok seviyoruz ezileni daha da ezmeyi!

Onbirinci sınıf kadrosu da onuncu sınıfınkiyle aynı sadece fazladan iki arkadaşım vardı onbirinci sınıfta: Linet ve Beyza.

Linet çok acayip bir kız bana zararı dokunmuyor aksine yararı dokunuyor ama bir türlü tam olarak sindiremiyorum kızı içime. Kız Almanlara benziyor Kumral mavi gözlü uzun boylu, ondandır herhalde egosu tavan ufacık sesimi yükselttiğimde hemen alınıyor, trip atıyor uyuz uyuz davranıyor. Derslerle arası yok diyebilirim okula her gün geliyor ama sınavlardan ellinin üzerinde not alamıyor. Onun haberi yok ama ben onu çözdüm. Linet'te zeka geriliği var ve aslında bunu her açıdan belli diyor ama sadece bazı kişiler anlayabiliyor. Onu asla aşağılamıyorum hatta aksine seviyorum ama egosu, kibiri, bilmemesi, her şeyde benden yardım istemesi, benden otlanmaya çalışması özellikle de tek başına bir işi halledememesi beni deli ediyor.

Beyza'nın da Linet'ten aşağı kalır yanı yok aslında. Beyza da şımartılmış bir kız okula canı istediği zaman geliyor canı istediği zaman gelmiyor, dersleri kötü düşük not alınca da hocalar düşük not veriyor diyor. Sinemaya yuva yapmış, işsiz, boş işler müdürü, aşk romanları ve Grinin Elli Tonu hastası olan, tipine bakmadan kendine sevgili arayan, üniversite kazanmak istediği halde çalışmayıp boş boş konuşan ve sürekli aşk aradığını dile getiren canım arkadaşım.

Yine de seviyorum onları, onlar beni çıkar amacı gütmeden seven insanlar :)

Kim Olursam Olayım; Senin Benim Hayatım Üzerinde Söz Söyleme Hakkın Yok!

Seni seveni zehir olsa da yut; seni sevmeyeni bal olsa dahi yeme.

#İris


1|0
1|3

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 3

  • Size çok çektirmişler. Hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz yani eden bulur, merak etmeyin

    1|0
    0|0
  • Seni seveni zehir olsa da yut Seni sevmeyeni bal olsa da unut
    Hz Mevlana celaleddin rumi
    alıntıyı yazınız pls

    0|0
    0|0
  • emeğine sağlık kanks

    0|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 1

  • Vaybe sürükleyiciydi emegine sağlık.

    0|0
    0|0
Yükleniyor...