Vicdan İnsanın En İyi Bekçisidir !

Hergün yanınızdan geçtiği halde, umursamadığınız, o küçük simitçi çocuklar var ya...

Gelin bugün onlarla, asıl insanlığın ne olduğunu öğrenelim...

Az önce Kadıköy'e gitmek için bindiğim metrobüste arkadaşımla sohbet ediyorum. Oradan buradan derken konu bu ay ne kadar çok para harcadığıma geliyor.

"Daha geçen hafta babamdan 130 lira aldım, bir hafta dolmadan suyunu çekti cuma günü bir daha istedim annemden, babama çaktırmadan gönder dedim." diye anlatıyorum ne kadar fuzuli şeylere para döktüğümü. Sonra metrobüse simit tepsisiyle bir çocuk biniyor. Metrobüsleri bilirsiniz, körüklü olanları, o körük kısmının hemen önünde oturuyoruz biz, ters gidiyoruz, çocuk körüklere yaslanıyor, elinde tepsi.
"Simit mi alsak ya, çok güzel koktu." diyorum arkadaşıma, bir yandan da çantamda cüzdanımı aramaya girişmek için kıpırdanıyorum.

O esnada simitçi çocuğun yavaşça süzüldüğünü ve ağzında kandan bir köpükle yere yığıldığını görüyorum.

Çocuğa yakın duran iki kız çocuk virüslüymüşçesine ondan kaçarken yanımdaki arkadaşım fırlıyor, diğer insanlar da yardım etmek için etrafına toplanıyor ama kimse ne yapacağını bilmiyor. Çocuğun ağzından kanlı köpükler çıkmaya devam ediyor bu esnada.
"Kafasını kaldırma! Yan çevir, kanı yutmasın." diyorum çocuğun yanına ulaşmaya çalışırken. Kafayı yan çeviriyorlar, "Ağzını açmaya çalışın, dilini ısırdı büyük ihtimalle, nefes alamıyor olabilir." diyorum. Klasik, biraz ilk yardım biraz da sağlıkçı olmanın verdiği bilgi kırıntıları bunlar. "Ambulansı arayın." sesleri, "Aradınız mı?" sesleri ve "Bir durak sonra bekliyorlar." cümlesinin verdiği rahatlık.
Bu sırada çocuk kendine geliyor, ben ve arkadaşım başında, bikaç kişi daha çevremizde, çocuk kalkmaya çalışıyor.
"Abi, simitlerim!"
"Yat ablacım sen. Kalkma. Simitlerine hiçbir şey olmadı bak tepside duruyor hepsi." diye ikna etmeye çalışıyorum çocuğu ama nafile, kalkmak istiyor.
"Neyin var?" diye sormaya çalışıyorum bir yandan diğer yandan da kalkmasın diye tutuyorum.
"Bir şey yok abla, epilepsiyim ben, ilacımı alamadım. Ondan böyle oldu." diye anlatmaya başlıyor çocuk.
Sorular soruyor çevredekiler, "Kaç yaşındasın? Nerede yaşıyorsun? Hangi ilacı kullanıyorsun?"
Tek tek cevaplıyor çocuk, "İnmem gerek, eve gitmem lazım. Bırakın nolur." diyor ağlamaklı.
"Bak, ambulans geldi, bekle, kontrol etsinler, hastaneye git ilacını versinler, öyle git eve." diyorum. Bu sırada bizim kalktığımız koltuklara oturuyorlar çocuğu, ben de çantamdan çıkardığım peçete ile yüzüne yayılmış kanı siliyorum. Vicdan İnsanın En İyi Bekçisidir !
"Yok abla." diyor, "Az önce de geldiler, tansiyonumu ölçüp gittiler, bir şey yapmıyorlar. Benim simitlerimi satıp ilaçlarımı almam lazım. İki gündür ilacım yok, ondan böyle oluyor. Gücüm yok, 125 lira ilacım. Alamıyorum. Almak için simit satmaya çalışıyorum ama bak tepsim hala dolu, şimdi onlar da döküldü, nasıl alacağım ilacımı?" diye ağlamaya başlıyor. Topkapı durağına varmak üzereyiz. Bir peçete alıp ağzının içindeki kanları siliyor o da.
Arkamdaki çocuk "Bak ben de senin oturduğun yerde oturuyorum, ambulansa gidelim seni eve ben götüreceğim." diyor.
"Epilepsi hastası olduğunu söylemeyi unutmayın lütfen, iyice ilgilensinler." diyorum.
"Merak etme, hastaneye götürmeden bırakmam." diyor çocuk. Tipinden belli, maddi yönden durumu iyi büyük ihtimalle. Yüzündeki ifade güven veriyor, ambulansı aramak için kullandığı telefonunu isteyip numaramı yazıyorum, "Beni durumdan haberdar eder misin? Aklım kalır, biliyorum." diyorum.
Kafa sallıyor çocuk, cevap vermeye vakti yok çünkü Topkapı'ya geldik.
İniyorlar. Koltuğuma geri oturuyorum onlar indikten sonra. Birkaç dakika susuyorum. Arkadaşım ne düşündüğümü soruyor. Ağlamak üzereyim.
"Görüyor musun durumu?" diye isyan ediyorum. "Daha 14-15 yaşında çocuk, epilepsi hastası ve ilacını alamadığı için metrobüste kriz geçiriyor. Nasıl bir devlet ki bu kendi vatandaşı olan Küçücük bir çocuğun ilaç masraflarını karşılaşamıyor?"
Susuyoruz. Sonra dayanamıyorum yine.
"Kendimden nefret ediyorum şu an." diyorum. Nedenini anlamıyor arkadasım. "Baksana, 10 dakika önce sana 130 lirayı 5 günde nasıl gereksizce harcadığımı anlatıyordum, birkaç dakika sonra bayılan çocuğun 125 lira verip de ilaçlarını alamadığını öğreniyoruz. Ben 2 saatlik zevkim için onlarca lira dökerken o ilacını almak için hasta hasta simit satıyor sokakta. Ben burada param yok diye yakınırken cüzdanımda 50 lira var, o yüzü kan içindeyken bile simitlerini düşünüyor. Nasıl bir dünya bu ya? Gerçekten nefret edilesi yaşıyoruz. Beni benden uzaklaştır, kendime tahammülüm yok." diyorum.
Arkadaşım ineceği durağa geliyor, benim hala 20 dakikalık yolum var. O dakikaları da kendime olan öfkemi bastırmak için bu satırları yazmakla harcıyorum. Bastıramıyorum. Yazdıkça kendime olan nefretim somutlaşıyor.
Şimdi indim, yürüyorum, ne mi yapacağım? bir kafede oturan arkadaşlarımın yanına gidip "Bana bir filtre kahve." diyeceğim garsona. Cebimden 20 lira daha eksilmiş vaziyette oradan ayrılacağım. Kendimden nefret ederken nefret etmeme sebep olan şeyleri yapmaya devam edeceğim.
İnsanız çünkü.
İki yüzlüyüz.
Değişmiyoruz.


1|0
1|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 2

  • Güzel paylaşım, sevdim :)

    1|0
    0|0
  • 👍👍

    1|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 1

  • İnanılmaz etkili, güzel üzücü yazmışsın. Allah hepimizin yolunui bahtını, ömrünü güzel eylesin.

    1|0
    0|0
Yükleniyor...