Yalnızım Çünkü...

Selam olsun, ömür denen sayılı canlı kalınabilen vakitlerden bir kaç dakika feda edip bu satırları okuyan herkese selam olsun. Yalnızlığımın sebeplerini, eteğimdeki taşları dökmeye karar verdim yere savrulan taşlarıma yabancı gözler değsin istedim, ağır gelen taşıyamadığım taşlarımı aşikâr edip hafifleşmek istedim.

Zihnimdeki gürültü, kulaklarımı tıkarcasına seslendiği anlarda bana hep "Senin burada ne işin var?" der, bir şeyler ya az kalır ya çok hani hiç kâfi gelmez ya öyle işte... Ben bazen az kalandım, bazen fazla...Yalnızım Çünkü...

Sanki farklı bir yap-bozun parçasıydım, bana ait olmayan bir boşluğu doldurmaya çalışıyordum. Ait olmadığım bir yerin, parçası olmaya çabalıyordum. Oturmayan parçaydım ben, bütün parçalarının birbirine uyumu ahengini bozan yap-boz parçası.. O boşluğun şeklini alabilmek için, kendini eğip, kırıp, büken en sonunda zar zor sığabildiği boşlukta esir olan tutsak bir yap-boz parçasıydım.

Demokrasinin, en berbat yanlarından biridir "azınlık" olmak... Çoğunluğun belirleyici unsur olduğu, lakin azınlığın da hakları göz edildiği bir sistem şekli olsaydı keşke belirleyici dikkate alınan söz sahibi çoğunluk unsuruna özenip, dikkate alınır olmak için kendini, fikirlerini çoğunluğa göre şekillendirip yontmak zorunda hissetmeyen azınlıkların olduğu bir sistem olsaydı keşke...

Toplumun, en küçük yapı taşına kadar işlemiştir bu çoğunluğun hükmetmesi, çoğunluğun düşüncesinin, ideolojisinin, zihniyetinin "doğru" veya "yanlış" bir değer taşıması mühim değildir. Mühim olan, çoğunluğun sağlanmış olması idi.

İnsanların, "kendinden olmayanlara" tahammülü yok idi. Sosyal ilişkilere, kavgalara baktığımda da hep bunu gördüm. Anne ve Babanın somut birleşimi yeni doğan bir bebeğe, kendine benzer yanlar arayan gözlerle bakmaları mesela, "burnu aynı ben bana benziyor" şeklindeki ifadelerle dile getirdikleri haz veya ilerideki zamanlarda çocuklarına her sinir anlarında öfkeyle dile getirecekleri "babası kılıklı", " anası kılıklı" cümlelerle kızgınlığını kendisine benzemediği, kendisinden olmadığı için duyduğu öfkeyi "hiç bana çekmemiş" diyerek taçlandırırlar. Bunun tam aksinde de durum değişmez. Gurur kaynağının tıpkı öfke ve kızgınlığının kaynağı olduğu anlarda aslında çocuğunun olduğunu fark etmeksizin, çocuğundan dolayı onore olduğunda da " aynı bana çekmiş, aynı ben işte" şeklinde ifade ederler. İki duygunun da kaynağını çocukta aramak yerine, öfkenin sebebini kendinden olmayıp farklı olmaya, gururlanmadan duyduğu mutluluğun sebebini kendinden olmasına aynı olmaya bağlarlar.

İnsanların kaanatince, farklı olmak her daim öfke kaynağı olarak görülmüş, aynı olmak ise mutluluk kaynağı olarak benimsenmiştir.

Kavga sebeplerinin, temelinde de bu yatar. Örneğin taraftar kavgaları, kendi tuttuğu takım değil de başka takımı tercih ettiği için yani farklı olduğu için olur bu kavgalar veya siyasî görüşleri zıt grupların arasında çıkan arbedelere bakın, kendinden olmayana duyulan salt öfkeye şahit olursunuz.

Arkadaş ararken de bu vardır, kendinden bir şeyler arama, ortak zevkler, ortak fikirler bir insanı tercih etme sebebidir.

Yakınlık aynılıktan, uzaklık farklılıktan...

Her zaman uyumlu olmamız gerektiği konusunda, çocukluktan bu yana nasihatler verilmiştir. "Sürüden ayrılanı kurt kapar" burada kast edilen sadece yalnızlığın ürkütücü yönü değil, fikir olarak da farklı olunduğundan bundan da korkmamız gerektiğini bilinç altına ilmek ilmek işlenmiştir.

İnsanlar, farkın aynı olan içindeki ahengi bozacağını düşünürler. Oysa ki farklılıkların bir araya getirdiği ahenk tüm uyumlardan, tek düzeliğin kasvetinden daha güzeldir.

İnsanlar farklılıkların güzelliğine kördür. Görmek istemezler çünkü algılarında öfkenin vücut bulmuş şekli farktır.

Farkınızı farkettiğinizde bu yüzden korkarsınız, tedirgin olursunuz. O öfkeye maruz kalmaktan dışlanmaktan, ayıplanmaktan, hırsla sıkılan avuçlarının içinde beklettikleri çamurun suratınıza tokat gibi fırlatılmasından korkarsınız.

Cesur insanlar o öfkeli kalabalığı karşısına alırlar.

Kendi fikrini, benliğini haykırıp kendini onlara göre şekillendirmeye uğraşmaz. Açıkça kendi doğrularını yaşar...

Elbette ki her cesur kişi, şanslı değildir. Eğer şanslıysa toplum onu anlar ve o topluma şekil vermiş olur. Eğer şanslı değilse karşısındaki "toplum" denilen öfkeli kalabalığa yem olur çünkü bu tekdüzelikte, uyumsuza asla yer yoktur.

Korkaklar vardır birde...Cesaret yoksunları vardır... Onlar yontar, kendini çoğunluğa göre şekillendir, kendini eğer büker yontar, toplumun istediği kalıba girip o çoğunluğun içinde olup, söz sahibi olabilmek için, kendinden özünden tüm benliğinden ferâgat ederler...

Ben ise ne o kadar korkak, ne de o kadar cesur olabildim.

Film seyreder gibi izledim insanları, hiç müdahale etmeden, müdahil olmadan seyrettim sadece...

Öylece etkisiz bir elemandım, sıfırdım, hiçtim...

Yalnız bir şekilde yalnızca izliyordum onları, bazen bir korku filmi izliyormuşçasına dehşete kapılıyordum. Bu yüzden tıpkı bir camın arkasından izler gibiydim, o cam benim mesafemdi...

Hâlen de izlemeye, gözlem yapmaya devam ediyorum...

Ben hep yalnızdım, yalnızım, yalnız kalacağım...


1|1
0|3

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 3

  • Çok uzun olmuş ama yinede okumaktan keyif aldım :)

    1|0
    0|0
  • Yalnızlık kendini tanımaktır derim hep.
    Saygı duyulan tercih sebebi, renk katmış benceye😊

    1|0
    0|0
  • Bir nevi hapishaneyi anımsattı , bana da Allah kurtarsın demek düşer. Ellerine sağlık.

    1|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 0

Kendi cinsiyetinde ilk görüşü sen paylaş ve
1 Xper puan fazladan kazan!

Yükleniyor...