90lı Yıllarda Yaşamak

91 doğumlu biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki Türkiye’de arada kalmış en nadir doğum yılına sahibiz. Gerek Türkiye’ni n siyasi konuları, gerekse dünyanın gelişimi açısından en tehlikeli bölgede kalmış olduk. Hani derler ya çölde kutup ayısı misali bizde de biraz öyle oldu. Bizden önce doğanların birçoğu bu teknolojik gelişimin başından itibaren yani yavaş yavaş seyrederek devam ettiler ve onlar için bu teknolojik gelişme inanılmaz büyük adımdı. Bize ’de “hep siz çok şanslısınız ohhooo bizim zamanımızda telefon bile yoktu “derler. Fakat göz ardı ettikleri bir nokta var. Bizlerde bu teknolojik gelişim karşısında çuvalladık nasıl mı hemen anlatayım.

90 yıllarda çocuk olmak

Öncelikle tüplü televizyondan bizim nesile dert yanan abilere amcalara ablalara teyzelere selam ederim ki bizde çocukken o eski kasası ahşap olan tüplü televizyondan bolca film seyrettik hatta hiç unutmam o yıllarda her gazete kuponla bişiler dağıtırken bizde 4 televizyon olmuştu evde. Babamlar sağolsun bolca gazete okuduklarından her gelişen televizyon serisinin 37 ekranlığında evimizde mevcuttu. Tüm bunlar ben daha büyürken oluyordu ve gerçekten hayal meyal bana anlatılanlar benim beynimde kalan ufak parçalarla bu olayları hatırlıyorum.

1995 yılıymış efenim şimdi baktım Aslan Kral’la ilk sinema deneyimimi edinmiş. O eski Bakırköy deki Avşar sinemasına götürmüştü babam beni. Film ara vermeden hemen önce aslan kral öldü ve ışıklar açıldı ardından önce gözlerim doldu sonrada hıçkıra hıçkıra merdivenlerden koşarak dışarı çıktım. Ağlamam kesilmediği için tabiki de filmi kaçırdık eve döndük.Ertesi hafta bir daha götürün beni ölmeyecek bu sefer dedim gittik tabi ki gene öldü ve bu sefer filmin sonuna kadar kaldık. Sonraki haftalarda da bu inadım sürmüş ve bir rivayete göre 8 defa (film vizyondan kalkana kadar) gitmişiz.

Bir de o video kasetler yok muydu? Çocukluğun dibiydi benim için çünkü Şirinleri, Jetgilleri, Richi rich’i izlemenin keyfi bambaşkaydı. Özellikle her hafta sinemaya gitmektense her gün evde istediğimizi izlemek süper bir olaydı ve babam özellikle bu konuda çok mutluydu zira Türkçe altyazılı filmlere beni götürün diye tutturuyormuşum (tabi ki 5-6 yaşımda okumayı bilmiyordum) babamda her altyazıyı bana okuyormuş. Evlat olsan sevilmezsin cümlesi aynen bu olayda benim için geçerli çünkü altyazı uzunsa babam kısa bir cümle söylediyse direkt o kadar uzun cümlede bu kadar şey mi söyledi diye de ukalalığımı yapıyormuşum.

Evde teknolojiyle durum buyken ben 6 yaşımda şirketi babama ilk cep telefonunu vermişti. Gerçekten sadece yes ve no tuşundan ibaretti bizim için ve gazulet bir antenle babamın pantolonundaki yerini almıştı. Ardından atari geldi evimize fakat gel gör ki o mario bir türlü prensesle kavuşamadı L Bu kadar gelişime kimse inanmaz derken insanlar 1997 de milenyumdan bahsetmeye başladılar ki hiç unutmam 98 yılında bir çok kişi 2 sene sonra herşey değişecek artık 2000 ‘ler geliyor diye yaygara yapıyorlardı ki takdir edersiniz 7 yaşında bir çocuğa 2000’ler geliyor dendiğinde inceden bir tırsma ve heyecan geliyor. Kim l*n bu 2000 ‘ler oluyorsun ister istemez.

İlk okula başladığım senelerde cep telefonları biraz daha yaygın hale gelmeye başladı ve annem bana gerekmez dedi ve onun yerine bana Gd 90 Panasonic üstelik 4 renk ekran özelliği olan bildiğmiz çanak anten gibi uzunca antenli fakat dönemin şartlarına göre hafif bir telefon aldılar. Tabi kimi arıyordun diye sorsanız sadece telefonu merakımdan bolca kurcaladığım için sağa sola konu komşuya teknik servis olarak yardımcı oluyordum.

1.sınıfın sonlarına doğru televizyonda oyun konsolu Playstation 1 ‘in reklamları çıktı ve benimde içim gidiyordu birçok çocuk gibi. Hiç unutmam dönem sonu yaklaştığında bir gün balkonda annem çamaşır asarken bende balkona dışarıya çıkmam için annemden izin almaya gittiydim birde ne göreyim babamın elinde koskoca bir kutu eve geliyor. Bir baktım Playstation nasılda mutlu olmuştum hiç unutmam kaç gün ben evdeki büyük televizyonu işgal ettim diye babamla annem küçük televizyonlardan izlemek zorunda kalmışlardı. Crash isimli bir oyun ise benim o zaman ki bağımlı olduğum oyundu.

Tabi bunlar olurken ara ara Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz gibi isimleride duyarak ülkede bişiler olduğunu anlıyordum fakat ne olduğunu çözmek ilk 8 senemde pekte mümkün olmadı. Fakat 99 senesinde bizim neslin hayatını tamamen değiştiren bir gerçeklikle karşılaştık

Deprem! Sanırım bizim nesilde olgunlaşma süreci biraz tutarsız oldu ve sürekli gelecek kaygısıyla yaşadığımız için kendimizi inanılmaz derece dışa dönük bir nesile çevirdik. Zira bu son gezi olaylarında da bu dışa dönüklük bu binlerce 90 ‘lı yıllarda doğmuş insanın aralarında hiçbir sorun yaşanmadan aynı yerde aynı amaçla sanki kardeşmiş gibi yaşamasına da neden oldu.

1999 yılındaki o inanılmaz depremden sonra biz biraz daha yardımlaşmayı ve sevdiklerimizi kaybetmenin acısını anladık ki benim için 2000’li yılda anneannemi kaybetmemde sanırım olgunlaşma sürecimdeki en büyük adımlardan biri oldu. Belki bir kısmınız hatırlar o sony walkmanler ilk çıktığında küçük kasetlerden çalıyordu ve inanılmaz cool bir aletti ki bana doğum günümde hediye olarak alınmıştı ilk walkman’im.

O uzun yolculukların en güzel anları kafamı cam’a dayayıp kulaklığımda walkman’imle dinlediğim şarkılardı. İnanılmaz bir teknoloji birden hayatımıza giriyordu ve bunu öğrenmekten başka şansımız yoktu. Aslında bunu şöylede betimleyebiliriz. Bütün herkes maratonda koşuyordu ve engellere takılanlar geride kalıyor dolayısıyla bir sonraki tur’a dezavantajlı başlıyordu.

2001 ya da 2002 ‘de ilk bilgisayarım geldi ve hem pahalı bir aletti hemde çok kişi kullanmayı bilmiyordu. Dolayısıyla bir sorun olduğunda kendi kendime çözmek zorunda kaldığım için o zamanın şartlarında olası bütün problemleri hem donanım hem yazılım kendi başıma çözmek için dünyanın vaktini harcıyordum ki internette bilgisayara bağlanınca site kurmak faz olmuştu.

Mynet o zamanın en kolay site kurabileceğim ücretsiz alanını veren internet siteyisydi ki okey oynamak için her zaman tercih edilirdi. Aşık olduğumuz kızlara kurduğumuz internet sitelerinde yazardık sevgimizin belirtilerini ki şimdi düşününce ne kadar komik olduğu geliyor aklıma.

Bilgisayardan sonraki çağı herkes bir arada yaşadığı için yazımı burada kesiyorum. Yukarıda kronolojik sırayla yazdığım olaylardan da görüldüğü üzere 80’lerdekiler sadece siyah beyazdan renkli televizyona geçişe şaşırırken birde arabalara biz etrafımızdaki her şeyin birden şekil değiştirmesine kaybolmasına ya da kullanım alanının değişmesine tanıklık ettik ve bu olayların göbeğinde yer almak zorunda kaldık.

Tabi ki yaşımız el vermediği için siyasi olayları veya ülke gündemini değilde Tolga abiyle Hugo ‘yu ya da Çılgın Bedişi hatırlıyor bizim nesil ama buna rağmen teknoloji bazen benim bile gözümü korkutuyor.En basitinden şöyle düşünebilirsiniz bizim nesil evinde telefon olan bir nesilden artık evinde telefon olmyan elinde telefon olan bir nesile dönüştü.

Eskiden tüplü televizyonla çizgi film izlerken ,çevirmeli hatlarla internete bağlanırken şimid 3D 4D teknolojilerini kullanıp telefonumuzdan bile eskiden kullandığımız internetten daha hızlısını kullanabiliyoruz. Tüm bunlar 90’larda doğan çocuklar için birden geldi ve bizde teknolojinin gelişmesiyle büyüdük yani teknolojinin içinden çıkmadık kendimizi teknolojiye adamak zorunda kaldık !


0|0
31

En İyi Kız Görüşü

  • Çok özlüyorum o yılları. Belki gotumuzde donumuz bile yoktu ama daha masumduk uçuk isteklerimiz beklentilerimiz yoktu hersey daha güzeldi

    0|1
    0|0

En İyi Erkek Görüşü

  • Keşke hiç bitmeseydi o yıllar...
    Sobanın üzerine su sıçratmak en büyük eğlencemiz olarak kalsaydı.

    Emeğine sağlık.

    0|1
    0|0

Senin görüşün nedir?

Kızlar Ne Diyor 2

  • 2000ler geliyo kac:))

    0|1
    0|0
  • Bizde ilerde inslh torunlarimiza bizim zamanimizda face whats vardi diye anlatiriz artik:D

    0|1
    0|0

Erkekler Ne Diyor 0

Erkeklerden En İyi Görüş seçilmiş, ancak hala görüşünü paylaşarak katkıda bulunabilirsin.

Yükleniyor...