Türk Toplumunun Geleceği Nokta ve Acı Gerçekler/Tespitler.

Özellikle 70’li yılların sonlarından itibaren büyük şehirlere yapılan göçler ve beraberindeki kültür çatışması ülkenin eğitim düzeyindeki düşüşü ve suç oranlarındaki artışı epeyce yükseltmiş durumda iken, bir de hiç gelişmemiş bir topluma teknolojinin ani bir hızla sunulması, insanlardaki aykırı davranışları ve yeni nesillerdeki hızlı bozulmaları önüne geçilmez bir hale getirmiş durumda!

Bu gidişin ileriki yıllarda Türkiye’yi getireceği muhtemel duruma değinmek istiyorum.

Az nüfuslu küçük bir köyde ve kapalı bir gelenek ile büyüyen eğitim-öğrenim görmemiş bir insanın yeni ve büyük bir kente göç ettiğinde yaşayacağı zorluklar ve beraberinde yöneleceği hataları düşünebiliyor musunuz?
Ellerindeki para ile şehrin en ücra noktasında ufak bir gecekondu alınır. Henüz duygular ve umutlar taze ve son derece masumane bir beklentidedir… Önce, tüm paralarını döktükleri ve yaptıkları günlük işlerle değirmenini döndürdükleri evleri tapusuz, imarsız denerek yıkılır.

Türk Toplumunun Geleceği Nokta ve Acı Gerçekler/Tespitler.

Sonra, ya tanıdık bir ailenin yanına geçici olarak sığınılır ya da döküntü içinde küçücük bir bodrum katında kalmaya başlanılır.
Aile bireyleri karın tokluğuna çalıştıkları işlerde ayakta kalmaya çabalarlar. Fakat insan avcılığı yapan büyük şehir vampirleri cahil kitleleri aykırı işlere kolayca nasıl yönlendireceklerini çok iyi bildiklerinden en ufak fırsatta sürüden kopmuş koyun gibi birer birer avlamaya başlayıverirler…

Önce, çevresindeki insanların lüks arabalara bindiklerini, fiyakalı giysilerle işe gidip geldiklerini görerek sürekli ah çeken genç bireylerden başlarlar.
Geldiği andan itibaren hayatın zorluklarıyla boğuşan ve çalıştığı her işte hayvanca kullanılan toy ve cahil olan erkek birey, ‘’Bu şehir, bu insanlar bana acımıyorken, ben neden onlara acıyacakmışım ki!’’ düşüncesiyle başka insanlara zararı dokunabilecek icraatları ifa etmeye başlar.
Nedir bunlar?
Uyuşturucu satmak, hırsızlık yapmak, fuhuş yaptırmak, tetikçilik yapmak, kaçak ve sahte mal satmak ve haraç almak şeklinde sıralanabilir…
Genç kızlar ise, genelde çalıştıkları yerlerde o saf ve arayış halindeki tavırlarını fark eden ‘’Alçak!’’ ruhlu insanlar tarafından farklı bir kirli hayata çekilirler!
Bu genelde fuhuş olduğu gibi bazen de erkeklerin icra ettikleri suç içerikli farklı işler de olabiliyor…

Anne ve babalar, peki ya onlar?
Büyük umutlarla geldikleri, ‘’evlatlarımız iyi okullarda okurlar, iyi yuva kurar mutlu olurlar’’ gibi hayallerle başladıkları şehir yaşamında evlatlarını pis işlere kurban vermenin ve acımasız sisteme boyun eğmenin acısı ile hayata daha farklı noktalardan bakmaya başlarlar.
Onlar da etraflarında çocukları ile türlü türlü eğlenceler icra eden, lüks arabalarla gezmeye giden ve sürekli yüzleri gülen aileleri gördükçe kin ve nefrete bürünürler!
‘’Biz neden böyle mutlu olamıyoruz! Biz neden bu haksızlıkları yaşıyoruz!’’ isyanlarının verdiği gözü dönmüşlük artık onları da aykırı davranış ve yaşam biçimlerine sürükler…

Bu insanlar mutsuz olsalar da, zorluklar yaşasalar da yine de hayatlarını idame ettirmeye devam eder ve herkes gibi onlar da ürer, yeni nesiller dünyaya getirirler.
İşte toplum için asıl olan sorun da budur!
Sürekli acılar çekmiş, aykırı yaşam biçimini benimsemiş ailelerin herhangi bir eğitim ve iyileştirme sürecinden geçemeden yeni bireyler dünyaya getirmeleri ve onları da aynı yaşam biçiminde topluma salıvermeleri…

Bunu en açık ifadeyle şu şekilde açıklayabiliriz: İstanbul’u örnek alalım. Mesela 1970’lerin başlarında 3 milyon civarı olan Büyük Şehir İstanbul’un şu anki nüfusunun 15 milyonun üzerinde ve hatta 20 milyona yaklaştığı söyleniyor.
Suç çeşitliliğinin ve oranlarının en yüksek olduğu, tabiri caizse ‘’cadı kazanı’’ denen İstanbul’un o dönemlerden beri en çok göç alan ve yukarıda anlattığım örnekteki aileleri barındıran şehir olduğu biliniyor.

Peki, 3 milyondan 20 milyona gelen nüfus artışını en çok kimler sağlamış oldu? Elbette ülkenin farklı noktalarından gelen ve eğitim düzeyi oldukça düşük, saf ve cahil olan göç etmiş kesimler…
O halde göç oranıyla suç oranının aynı düzeyde yükseldiği bir durumda yukarıda anlatılanların doğruluk payını tartışmaya gerek var mı?
Tabi ki de hayır!

Peki, tüm bunlar için yalnızca o insanları suçlamak ve dışlamak doğru mu?
Asla doğru değil!
Çünkü her seçim döneminde yoksul kesimleri yalnızca oy potansiyeli olarak gören ve hem öncesinde ‘’buyurun oturun, ileride tapunuzu vereceğiz’’ diyerek gecekondular inşa ettiren hem de işi bittiğinde o konutları insanların üzerine deviren siyasi yönetimlerdir buradaki en asıl ve birinci suçlu olan!

‘’Ne de olsa içinde var, yapan yine yapar, yapmayacak adam da yapmaz!’’ demek işin en kolay yönüdür… Bazen empati yapmak, karşıdaki açısından bakmak ve yüzeysellikten uzaklaşmak gerekir.
Senden daha az çalışan bir insan 5000 alıp da, sen daha zor şartlarda çalışarak 1000 alıyorsan ve hiçbir sosyal yaşama sahip olamıyorsan, orada durup bunu sorgulamaya ve daha ileriki safhalarda hesap sormaya başlarsın.
Bu da sende olan başkalarına karşı anlayış ve merhamet duygusunu silip atar!

Türkiye toplumsal olarak şu an ne durumda ve hangi aşamada?
Bazı örnekler verelim:

Daha bugün (05.11.2015) haber sayfalarına yansıyan bir olay!
Genç kız öldürdüğü kediyi çatıya asıyor ve fotoğrafını çekerek internet sayfasından sevgilisine ‘’Dikkat et sevdiğim senide böyle asmim’’ mesajı ile yolluyor…
Henüz 15 yaşında.

Haberlerde, gelinine tecavüz eden şahsın bir iki yıl hapis cezası aldığı, 14 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz eden şahsın efendi duruşu ve saygın görünüşü gerekçesi ile ceza indirimi aldığı, karısını öldüresiye döven ve halen de tehdit eden bir magandanın tutuksuz yargılandığı haberlerini sıkça görüyoruz.
Yukarıda işin farklı bir boyutuna değinerek kültür şokunu baz aldık.
Şimdi bir de işin daha vahim yönünü biraz ele alalım...

Bu ülkede yıllardan beri yapılan yargı haksızlıklarını tartışıyoruz. Adaleti temsil eden adli mecraların adaletten çok uzak olduklarını ve çıkar amaçlı olarak dönemsel biçimlerde kullanıldıklarını biliyoruz.
3-4 yıl öncesinde 40-50 yıl ağır hapisle cezalandırılan ve kesin olduğu ifada edilen deliller sunularak mahkum edilen bir insanın daha sonraki başka bir yargılamada hiçbir suçunun olmadığının tespit edilmesi ve salıverilmesi gibi…

Eminim dikkatinizi çekmiştir. Haberlerde gasp ve cinayet işleyen bir şahsın bilgisi verilirken onlarca suça karıştığı ve sayısız şekilde davada beraat ettiği vurgulanır.
Peki, yüzbinlerce polisin olduğu, savcıların, hakimlerin, avukatların ve istihbaratın olduğu bir ülkede nasıl oluyor da o kadar sayısız suça karışmış binlerce insan dışarıda serbestçe dolaşabiliyor ve anca sonraki suçlarında fark ediliyor?

Bazı adli kararlarda ‘’suça teşvik’’ denerek cezalar verildiğini biliyoruz. Peki, bu da suça teşvik değil midir?
Hayatta yoksulluk ve çeşitli sıkıntılar çekerek arayışta olan insanların, bu tür durumlar karşısında ‘’Ne de olsa bunu yapan adamlar kısa sürede salınıyor, rahatça dolaşabiliyorlar’’ diyerek aynı olaylara karışmaya yeltenmelerine sebep olmak da suça teşvik değil midir?

Türkiye’nin geleceğini suç oranlarının ve insan hayatının çok ucuz olduğu bazı Latin ülkeleriyle aynı görüyorum.
Mesela; Meksika, Jamaika ve Honduras… Bu ülkelerde cinayet işlemek artık doğal bir hal almış durumda diyebiliriz. Bazılarında nüfusun %30’una yakını cinayetlere kurban gidiyor!
Çocuklara fuhuş yaptırılması, hırsızlığın yaygın olması ve uyuşturucunun alışıldık bir şey olması bu ülkeler hakkında bildiğimiz bazı gerçekler.
Mesela, Meksika’da onlarca öğrencinin katledilip caddelere, duvarlara asıldığını gördük…

Tecavüz edenlerin ‘’dürüst tavır, saygın duruş’’ gibi gerekçelerle masum gösterildiği, cinayet işleyenlerin almaları gereken cezanın yarısı kadar bile hapsedilmediği bir ülke olan Türkiye’nin geleceğini de maalesef bu ülkelerle aynı görüyorum!



Adalet yalnızca bu dönemde değil, hiçbir zaman tecelli etmedi Türkiye’de!
Örnek olarak, 1989’da eski kocası tarafından vurularak öldürülen şarkıcı Bergen’in katilinin 7 ay hapis yattıktan sonra serbest kaldığını hatırlayalım.
Evet, bir cinayet sonrası zanlının sadece 7 ay hapis yatıp serbest kaldığı bir ülke…

Biz yalnızca lüks arabaya binmeyi, lüks kafelerde kahve içmeyi, pahalı giysiler edinmeyi, maaşımızdan fazlasını cep telefonlarına vererek vaktimizin çoğunu internette geçirmeyi gelişmişlik sayarak kaybettik bu ülkede!
Çağdaşlığı-uygarlığı lüks kullanımda, teknolojiyi yakalamakta ve cinsel arzuları serbestçe doyasıya yaşamakta arayarak bu günlere geldik.
İşte bu yüzden hiçbir zaman gelişemeyeceğiz, hiçbir zaman ilerleyemeyeceğiz!

Zihniyet temizliği yapmak ve bu kaygılarda azalma sağlamak imkansız değil. Ama bunu sağlayacak ve bazı konularda öncülük yapacak bir yönetim sistemi bu ülkede halen mevcut değil ve bu gidişle de olmayacak!


1|0
1|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 1

Erkekler Ne Diyor 2

  • Türkiyeye az bile keşke toplumun yarısı ölse ne güzel olur önce siyasette uğraşnaların bütün hepsi ama hepsi bütün partiler çünkü boklu götlerini düşünmekten başka bir halt yapmıyorlar. Halkta bununla paralel gidiyor aslında çünkü halkta cahilliği sevince ortaya böyle b*k gibi bir türkiye tablosu çıkıyor :( Bu ülke düzelmez bütün türkiyeye güzel bir nükkler atılmadan kilodu olanı alıyorlar bak diğer ülkelere vatandşının rahatsız olucağı hiç birşey yapmıyor ve kalkışmıyorlar kaçakları istemediklerinden bize yolluyorlar zaten. bir devlet ilk önce halkını sonra refah düzeyini sornra piskolojiini düşünücek sonra belki diğer halkları düşünücek bizmkiler * et doluşturak cahilini sapığını tecavüzcüsünü ülkeyi siksinler ama bizede oy versinler diyorlar.

    0|1
    0|0
    • Biraz sert ifadeler kullanılmış ama yine de teşekkür ederim yorum için. ☺

      Bazen ben de öfkeleniyor "lenet olsun az bile bu insanlara" diyorum istemeden.
      Ama bu toplum 600 yıl boyunca kul sistemi ile yönetildi...
      Yani, her sonuca saygı duymak, ses çıkarmamak ve ümmet olup hiçbir şeye tepki koymadan yalnızca şükretmek öğretildi onlara.
      Bu yüzden Cumhuriyet ve onun getirdiği bazı yeniliklere uyum sağlamaları pek de mümkün olmadı!

      Ben de gidişatı hiç ümit verici bulmuyorum.
      Ama umut olmadan da insan tahammül etmekte zorluk çekiyor.
      Her şeye rağmen az da olsa umut barındırmalıyız içimizde...

    • :( Şunu diyiyim bak avrupada adamlar bizim bin katı kötüydü ama onlarda beyin vardı fakat kullanmıyorlardı ama türkiyede halkın beyni yok :( Yani 600 yıl boyunca kölelik yapılmadı beyinlerini yok edildi bu yüzden halk çok cahil ya cinsellikte cahil olan bir ırk zaten hepten cahil demektir biyoloji dersinde üreme konusunda neredeyse işlememiştik hocaya cahil ve gereksiz insan muamelesi yaptım çünkü o kişiden eskiden baskı görüp beyni yok edilmiş ve erkkelere de ayrı kızlara ayrı bir düşünce aşılanmış buda tecavüz ve suusklunluk getiriyor ha birde bizim ADALET dediğimiz kavram var meşhur TÜRK ADALETİ! Bundan bahsetmiyorum ya da bahsediyim türkiye kanunları tamamen boştur ben toalete gidiyim sıçıyım o boku bir poşete alıyım bu kanunların yazılı olan kitaba bir iyice bokmla sıvıyım daha ADALET'Lİ oluruz!. sert yazmasan nasıl anlıyıcak bu insanlar yumuşak yazsan beyin soğancığından "Haklıın Kardeşim"Derler.

    • Kesinlikle doğru.
      Avrupa Ortaçağı bizden de cahil ve acımasızdı!
      O dönemler Katolik yönetimin ve Engizisyon Mahkemelerinin neler yaptıklarını biliyoruz.
      Ama insanlar okuyarak, bilimle aydınlığa ve gerçeklere ulaştılar.
      Osmanlı döneminde 600 yılda basılan kitapların iki katını aynı dönem Avrupada 3 yılda basıyorlardı.
      Osmanlı'nın çöküşünde en büyük paya okur yazarlığın düşük olması ve bilimsel gelişmelere-yeniliklere ayak uyduramamasının sebep olduğunu biliyoruz...

      İşte şu anki toplum da onların devamı. O toplumun evlatlarıyız, devamıyız biz de.
      Bu yüzden insanî gelişmişlikte dünyada 102. 103. sıralarda geziniyoruz halen.

      Adalet konusuna yukarıdaki yazımda degindim zaten.
      Adaletin "A"sı bile halen mevcut değil bu ülkede!

  • Medya yüzünden toplumumuz insanlıktan çıktı. Evlilik öncesi cinsellik, alkol vb. kötülükler bizlere empoze edilmeye başlandı. Peki neden bizimle, daha doğrusu kültürümüzle bu kadar oynandı? Cevap belli. Bizi savaşarak yenemeyeceklerini Çanakkale ve diğer savaşlarda anladılar. Ama bizi haltetmeleri gerekiyor. Çünkü 1500 yıllarda ki gibi Türklerin tekrar dünyaya hakimeyet kurmasından son derece korkuyorlar. Ortadoguyu yöneten dünyayı yönetir. Bunu unutmayın... Toplumu oluşturan bazı temel unsurlar vardır. Ahlak, din, gelenekler, adetler gibi. Bu saydığım 4 temel unsuru bir toplumdan çektigin an, o toplumda ki birlik ve beraberlik duygusu yok olur. Birlik ve beraberlik duygusu da yok olmuş bir millette tarih sayfalarına karışmaya yüz tutmuş demektir. Zaten farkettiyseniz toplumuzuzda ki ahlak duygusu meyda sayesinde git gide çökmekte...
    Bencenizi begendim bu arada👍

    0|1
    0|0
    • Çok teşekkür ederim, bu değerli yorum için...

      Kesinlikle doğru bir noktaya değinmişsin.
      Medya birçok hususta öncülüğü eden ve toplumu teşvik eden taraf oldu bu ülkede.

      80'lerde dünyaya gelmiş ve 90'ların başından itibaren tüm süreçleri yaşamış biri olarak, medyanın ahlâk ve dürüstlük yönünden topluma ne kadar kötü örnek olduğunu fazlasıyla gördüm...
      91-92 civarı idi ilk özel kanal Star TV'nin çıkması ve hemen ardından Tele 10, Show TV, Kanal 6, Atv ve Cine 5 gibi kanalların sıralanması...
      Daha önce sadece TRT'nin birkaç kanalı var iken sınırlı ama seviyeli şeyler izledik.
      Aileye hitap eden Küçük Ev, Lassie ve benzeri diziler karşısında ailece çayımızı içer, sabahları Barış Manço'nun programlarıyla kahvaltımızı ederdik...

    • ... (devamı), Gece 12'den sonra kırmızı noktalı yayınlarla uykusuz kalmayı, sözde yarışma adı altında insanlara boş umutlar bağlamayı, gençleri özendirecek sakıncalı yayınlar yapmayı özel kanallar getirdi medyaya...
      Dediğin gibi, toplumun bozulmasında önemli bir payı da medya sağlamış oldu maalesef.

Yükleniyor...