1 Doğru 3 Yanlışı Götürebilir mi? (Kısa Hikaye)

[Gününüzün birkaç dakikasını kısa bir hikâyeye ayırabilir misiniz? :) ]

Açtı gözlerini... Saat sabahın yedisi. Hâlâ az önce gördüğü rüyanın etkisindeydi ve uyandığının farkına varana dek rüyasını devam ettirmeye çalışıyordu. Uykuda olmadığını tam olarak kavradığında rüyayı bırakıp dün yaptıklarını düşünmeye başladı. Bomboş geçirdiği gününü düşünürken huzursuz hissetmişti. Neden bu kadar gereksiz olduğunu düşündü. Daha önceki her sabah yaptığı gibi... Ve yine her sabah önüne koyduğu hedefler sıralandı önünde...

1 Doğru 3 Yanlışı Götürebilir mi? (Kısa hikaye)

1- Kalk!

2- Kendine çeki düzen ver!

3- Bugün herhangi biri için bir şey yap. Bugün bir işe yaramak zorundasın! Böyle devam edemezsin!

Sadece 3 dakika... Bundan sadece 3 dakika sonra ruhunun hiç bir işe yaramayan üşengeç tarafı " Daha çok zamanın var. Günler torbaya mı girdi?" diyerek etrafına ipleri çekti ve hakimiyetini kurdu.

Bir kaç dakika daha geçti. Henüz yatağını bırakmak istemesede bir süre sonra yatış pozisyonu yordu bedenini ve mecburen ipleri gevşeterek kalktı.

Yataktan ayaklarını sarkıtırken bir yandan da karşıdaki aynadan kendini incelemeye başladı. Saçlarına dökülmüş kar tanelerinin içinde oluşturduğu huzursuzluğu göz ardı edemiyordu artık. Göz çevresindeki ve dudak çevresindeki kırışıklıklar da katılınca yılların ona miras bıraktığı aklar dökülmüş saçlarına daha da zorlaşmıştı katlanmak. Görüntüsüne bakıp ne ara bu hale geldiğini düşündükçe ruhu çekiliyordu.

Zaman treninin ineceği durağa yaklaştığı gerçeği zoruna gidiyordu. Kendini hep özel sandı bu güne kadar. Hep farklı olduğunu düşündü.

-Bir zamanlar ölümsüz gibi yaşadığı aklına gelinceyse yüzü kızardı yine-

Ama artık bunları düşünürken yılların geçmişine koyu harflerle yazdığı gerçeği es geçemiyordu;

" Herkes kendinin özel olduğunu düşünüyorsa - ki buna emindi- özel olmanın ne özelliği var ki. Ve yine herkes farklıysa; farklı olmak ne kadar farklı olabilir ki"

7 yaşından öncesini bir kaç anı haricinde hatırlamıyordu bile. Dudakları gerildi.

7-18 yaşlarında her gittiği okulun utangaç çocuğu olduğu geldi aklına. Gözlüklerini takmıyordu dalga geçerler diye. Şimdi bu korkunun anlamsızlığını düşünürken dudağında ip gibi bir tebessüm belirdi. Sahi gereksiz insanların düşünceleri uğruna hibe ettiği hayatı ona pişmanlıktan başka ne bırakmıştı? Şimdi etrafına baktığında hiç birini göremiyordu. Ve bu daha çok zoruna gidiyordu.

Sonra üniversite yıllarına götürdü onu; bir yıl öncesini net hatırlamayan ama 7-45 yaşlarını eksiksiz önüne serebilecek yaşlı zihni. İlk aşkı, ilk kalp kırıklığı, en iyi arkadaşı -sevdiği kadınla evlenen, üniversiteyi geçebilmek uğruna onu bir basamak haline getiren ama bunu daha yeni yeni anladığı; başarılı doktor, iyi bir baba, iyi bir eş, kötü bir arkadaş olan en iyi arkadaşı- annesinin cenaze töreni, babasının hastalığı geldi aklına.( 36 yaşında babası da vefat etti)

Gözünü kısarak tutsak etmek istediği gözyaşı çabucak sıyrıldı kirpiklerinin güçsüz parmaklarından. Yanağından aşağı süzülürken teninde anlamsız bir sıcaklık bıraktı. Anılarının taşıdığı her duyguyu hissedebildiği ama artık hiç bir kıymeti olmayan anlamsız bir sıcaklık...

Tam 7 yıl boyunca doktorluk için uğraşmıştı. Çevresindekilerin ona gıpta dolu bakışlarla bakması, göğsünü gere gere dolasmak, birkaç kuru alkış ve tebrik uğruna sevmediği meslek için 7 yılını evrenin geri dönüştürülemez kutusuna göndermişti. Ve sonuç hüsrandı. Bunu anlayıp üniversiteyi bıraktığında kendi kendine "işe yaramaz" rozetini yapıştırmıştı. Boşboş gezerek geçirdiğini her gün özsaygısının üzerine tuğlalar atılıyordu. Tamamen dipte kalana dek...

26 yaşına geldiğinde çevresindeki 2-3 kişi haricinde kimse kalmamıştı yanında. Gençliği karakterine iki şeyi eklemişti. Sinirlilik ve yetersizlik... Belki de sadece o öyle sanıyordu.

30 yaşına kadar babasının emekli maaşı ve eski birikimleriyle zar zorda olsa geçinmeyi başarmıştı. Sonrasındaysa karşısına çıkan ilk kızla hayatını birleştirdi. Önünü arkasını düşünmeden... Bunun nedeninin; tek aşkıyla kardeşim dediği adamın düğün davetiyelerini eline tutuşturmuş olmaları olduğunu biliyordu. O zamanlar kabullenmese de gururu kırılmıştı. İçinde büyük bir nefret tuğlası daha yerine oturmuştu ve bunların hepsinin acısını evlendiği o masum kadından çıkarmıştı. Onların oğlu olduğunda, karısı ellerine Azra'yı bıraktı. Bunun için nasıl utandığını, nasıl dövdüğünü hatırladı; ona sadece sevgisini veren tertemiz yürekli kadını. Tabi sonra pişman olmuştu; bir kere bile eline vermediği güzel çiçekleri, üstünü örten koyu toprağa bırakırken... Bir mide dolusu pişmanlık duymuştu; tarihi çoktan geçmiş kuru bir pişmanlık...

Onu kaybettiğinde 40 yaşındaydı. Bir araba yıkamacısından kazandığı parayı hasta karısını iyilestirmek yerine, hafta sonu kahvede bir kaç alyaşa yedirmek daha mantıklı gelirdi ona.

Nefesi kısıldı, midesi kasıldı ve acıyla dökülmeye başladı yaşlar feri sönmüş gözlerinden. Geçmişinin elleri yakasından tutup sarsıyordu ruhsuz kalmış ruhunu; yaşlı adamın. "Ah" diye acı dolu bir serzeniş kurtuldu kupkuru dudaklarının arasından. Karısı öldükten sonra kızına pek bir düşkün olmuştu. 9 yasında olmasına rağmen annesine yapılan haksızlığı burnundan getirmiş olan küçük kızına..

Ona bir daha hiç baba dememisti. En çok da buna üzülüyordu. 21 yıl boyunca bir kere sarılıp öpmemişti yanaklarından. Şimdi zengin bir iş adamıyla evli ve bir oğlu bir de kızı vardı.

Sadece resimlerini gördüğü, şimdi gorse de tanımayacağı iki torunu vardı. 29 yaşında güzeller güzeli bir kızı da vardı elbet. Ama o içinde ne bir baba ruhu ne de bir dede kalbi taşıdığına inanmıyordu. Yine derin bir iç çekti, bu sefer daha bir suçlu...

8 yıl önce kızı onun isteğin üzerine bu küçük huzur evi odasına bırakmıştı yaşlı babasını. Arada bir ziyaretine gelse de onu görmek istemedi hiç. Belki ona kızgındı herşeye rağmen babasını düşündüğü için belki de yüzüne bakıp bakamayacağını bilmiyordu.

61 yıllık hayatında onu mutlu edebilecek olan tek şey 12 yıldır kıldığı namazıydı. Rabbine karşı kendini ne kadar mahcup gorse de bir tek ona sığındığında, bu kutu gibi odadan, geçmişinin pençeleri arasından kurtuluyordu. Ha bir de ayda bir kere karısının mezarına birkaç çiçek götürdüğünde....

Yaşlı adam bunları düşünürken saat 08.20 oldu. Her saniye onu ineceği durağa yaklaştırırken içinde de iki şey artıyordu:

Rabbine kavuşmanın heyecanı ve hasat zamanı yaklaşan tarlasında mundar olmuş hayatının içinde oluşturduğu sıkıntı...

Küçük kare kutusunda daha fazla kalamayacağını anladığında yaşından beklenmeyecek bir atiklikle siyah kabanını ve kar botlarını aldığı gibi atladı kapının arkasına. Neyse ki yılların eskitemedigin kasları, 25 yasında bir gencinkiyle neredeyse aynı sağlamlıktaydı. Gençken hergün yaptığı sporun karşılığını alıyordu.

Huzurevi müdüresinden kısa ama ikna edici bir tartışmayla birkaç saatliğine izini kaptığı gibi binanın demir kapısını sürüyerek açması bir oldu.

Bir kaç gündür şehrin üzerinde dolaşan kar bulutlarının uykuda olması onu mutlu etti. Dondurucu bir soğuk olmamasına rağmen kulağının, burnunun ve parmaklarının kıpkırmızı olduğunu tahmin edebiliyordu. Kabanının cebindeki bereyi kulaklarını kapatacak şekilde takıp kafasını kabanının boyun kısmından içeri soktu. Ellerini de ceplerine yerleştirdikten sonra yer yer buz tutmuş kaldırımda yürümeye devam etti. Birkaç adım sonra tökezlediginde; yılların acı bir mirası daha olan kanı çekilince sönük bir balona dönmüş dudaklarında tecrübe kokan bir gülümseme oluştu. Evrenin yazısız kanunlarından 32. Maddenin 423. fıkrasına göre ellerin ceplerinde karda yürürsen dengeni kuramazdın. Deneme yanılma yöntemiyle çoğu kez kanıtladığı kanun...:)

Ellerini soğuğa teslim ederek yurumeye devam etti. Bir saniyeliğine gözüne çarpan beyaz Jeep'in plakası( 34 DM 5661) onu anılarının kollarına attı. -bugün kaçıncı kez olduğu bilmiyordu-

Üniversitenin ikinci yılıydı. Genç adam sınıfta ders notlarını çıkarırken birden içeri giren beyaz tenli, kumral saçlı ve kestane gözlü; yaklaşık 170 boylarında zayıf da şişman da diyemeyeceği ve o günden sonra kalbinin içinde "Bal" ismiyle yer edecek olan Derya'dan gözlerini alması yarım saatten fazla zaman almıştı. Kalbinin her noktasındaki büyüyü hissetmişti bir kere...

Birkaç ay sonra kardeşim diye seslendiği Serdar'ın zorlamalarıyla açılmıştı Derya'ya... Fazla da açılamamıştı aslında; adımını attığı gibi boğuldu demek daha doğru olurdu :)

"Üzgünüm" dediğinde kimin daha çok üzüldüğünü bilmek için kahine gerek yoktu. Kalbi kırılmıştı, gururu da cabası... Serdar'ın desteğiyle daha bir çok bağlandı "Bal'ına". Hiç vazgeçmedi aşkından; şimdi bile...

Heryere adlarının baş harflerini yazarsa onun olur diye umut ediyoru. Masanın üzerine, teninin üzerine, kalbinin üzerine...

Şimdiyse karşısındaki arabanın plakasına baktığında kalp icinde büyüttüğü D-M geldi aklına ve göğüs kafesi hızla inip kalkmaya başladı. Unutmamıştı... Belki de unutamamıştı.

Gözlerini bir saniyeliğine kapatıp anılar defterinin kapağına bir süreliğine mührü basarak yoluna devam etti.

Kaldırımın kenarına oturmuş ağlayan çocuğun yanından geçerken kalbi sızlamıştı. Ne olursa olsun çocuk göz yaşına dayanamıyordu.

Bir saniyelik tereddütten sonra ıslak ve soğuk kaldırıma oturup çocuğun yüzüne şefkatle baktı. Ne olduğunu sorduğunda en başta cevap vermese de sonra anlatmaya başladı:

" Paramı kaybettim. İlaç alacaktım. Kardeşim için..." sonrasında daha şiddetli ağlamaya başladı. Çocuğun küçük elini kırışık ve kuru parmaklarının arasına alarak pantolonunun cebinden çıkardığı 50 lirayı avucuna sıkıştırdı.

Ona şaşkın şaşkın bakan çocuğun itiraz etmesine fırsat bırakmadan sözünü kesti:

" Bu senin paran. Allah beni buraya bu parayı sana vermem için gönderdi. " yüzünde samimi bir gülümseyiş oturttu. Kalbinin dudakları yukarı kıvrılmıştı. Karşısındaki çocukta olduğu gibi...

Kalkıp ilerlerken evden çıktığı için Rabbine şükretmeye başladı. İşe yaradığını hissetmişti ve bu onun için gerçekten önemliydi.

Bir yarım saat daha yürüdükten sonra huzur(!) dolu evinin yolunu tuttu. Parmakları uyuşmuştu. Dudakları biraz daha kurumuş, yanakları ve burnu kıpkırmızı bir domatese dönmüştü.

Ellerini burnuna ve ağzına siper ederek sıcak nefesiyle ısınmaya karar vermişti ki yollun ortasındaki küçük kızın şokla hareketsiz kalmış küçük bedeni ve kocaman olmuş gözleriyle hızla gelen arabaya baktığını farketti. Ellerini arabayı durduracakmış gibi ileri uzatmıştı.

Bir an bile durmaksızın koşarken dinç bedeni için şükürler yağdırmaya zaman bulamamıştı yaşlı adam. Kızın hafif bedenini karşı kaldırıma fırlattıktan saniteler sonra bu sefer yolun ortasındaki elleri ileride, kocaman gri gözlerle ve şok içindeki yaşlı kalbiyle bekleyen kişi oydu. Keskin fren sesi kulaklarını tırmaladıktan kısa süre sonra aldığı son oksijen ciğerlerine gömüldü. Yanık lastik kokusu almıştı. Çarpışmanın sertliğini çıkan ses destekliyordu.

Duyduğu ayak sesleri ona doğru ilerlerken, ağzında metal tadını hissetti. Aynı zaman diliminde hayatı bir film şeridi gibi saniyesi saniyesine gözünün önünden geçiyordu. Bunun olacağını hiç düşünmezdi. Beyaz ışığın ve hayatının kısa özetinin süslediği ölümleri film uydurmacası sanmıştı hep. Ama şimdi ikisi de karşısındaydı.

Sonsuz uykuya dalmadan önce yüzünde bir tebessüm oluştu. Filmin sonu hoşuna gitmişti belki de...

Bir çocuğun kardeşine ilaç alması için para verdiği ve küçük bir kızın hayatını kurtardığı sahnede hoşuna gitmişti elbet ama mutluluğunun asıl sebebi ikisi de değildi.

Asıl sebep tam karşısında kanıyla boyanmış olan plakaydı. (34 DM 5661 ) Gözlerini sonsuzluğa kapatmadan önceki son görüntü olmuştu "onun Bal"....:)

İlk aşık olduğu günkü gibi hızla atarken kalbi bir anda durdu....

..........................................................................

Bu adamın mezar taşında aynen şu yazıyordu :

" İYİ BİR ADAM, İYİ BİR BABA VE SON GÜNÜNDE TORUNUNUN KAHRAMANI OLDUN. MEKANIN CENNET OLSUN BABACIGIM"

KIZIN

AZRA

:::::::::::::::::::::::::::::::! !::::::::::::::::::::::::::::::::::

- Şu hayatta iki şeyin aniden geldiğini anladım, biri aşk diğeri ölüm

{Kusurlar için özür diler okuduğunuz için tesekkur ederim :) }


0|0
2|1

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 1

  • TVD - Supernaturel --> +9 Bence Paylaşan Ks Üyesi İtemi.

    0|0
    2|0

Kızlar Ne Diyor 2

  • jensen ackles'a bakmaktan bazı yerleri kaçırdım ama çok güzeldi

    1|0
    0|0
  • Güzel bir yazı fakat fazla uzundu, bir ara uyuyakalmışım. :) Eline sağlık.

    1|0
    0|0
Yükleniyor...