Bir Delinin Akıl Hastanesindeki İlk Günü

Yasemin kokuları, hafif esen meltem ile birlikte yüzündeki tebessümü sevgili şefkati ile okşuyordu. Gözlerini kapatıp kollarını açtı ve kendini rüzgarın akışına bıraktı. İlkbahar yeni gelmişti ve en sevdiği mevsimdi. Sarı-beyaz renklerin ahengi ile bir o yana bir bu yana salınan papatyalar, kelebeklerin kanat çırpışları ile birbirine kur yapıyor sevgi sözcükleri fısıldıyorlardı. gökyüzü de maviliklerden en mavi rengi giymişti üstüne. O da güneşe kur yapar gibiydi. Güneşte gökyüzünün beklentilerine hep karşılık verirdi ya. Tüm güzelliklerden daha bir güzel görünüyordu bugün. Sanki bambaşka bir evrende bambaşka bir düğün töreninde giyilen sarı renkli bir gelinlik gibiydi parlaklığı. Gökyüzü de fazla heyecanlıydı. Bir duruluyor bir rüzgarlar savuruyordu, heyecandan sıklaşan nefes alışverişini insanlara haykırmak ister gibi.

Bir delinin akıl hastanesindeki ilk günü

Bir arı yaklaştı o an, kollarına uzandı. Selam verdi ve anlatmaya başladı. -"Böyle bir günde çalışmanın ne kadar zor olduğunu bilemezsin insanoğlu. Yoruldum artık, bakma üzerimdeki sarı-siyah renklere. Hepsi solgun, sizin yüzünüzdeki çizgiler gibi. Aşkımızda sizinkilere benzemez. Âşık oluruz bir çiçeğe, kelebeğe alamayız da karşılığını. Uzaktan uzağa severiz. Balına da dokunmayız onun. Dokundurmayız da ama başka arılara.”

Korktu arıdan insanoğlu. Bu güzel gün, bir an kasvetli bir güne dönüvermişti. Arıyı kovdu kollarından ve koşmaya başladı nice güzellikleri içinde barındıran ormana doğru. Yemyeşil güzelliklerin çağrı fısıltıları inletiyordu kulaklarını. Dizlerinin bağı çözülene kadar koştu ormana. Birden durdu, gözlerini hayretle çevirdi 300 yıllık ulu meşe ağacına. Dakikalarca bakakaldı büyülenmişcesine.

Meşe ağacı dile geldi, konuşmaya başladı. – “İnsanoğlu, yeniden hayata dönmek ne zor olur bilir misin? 300 yılda 30 kez öldüm ben belkide. Ya insanoğlu kesti dallarımı, ya rüzgârlar depremler göz dikti köklerime. Bir de aşk belası vardı hep başımda. Bak şu karşımdaki kızıl çam. Hiç söyleyemedim kendisine. Söyleseydim de olmazdı. Çok uzaktı, ulaşmazdı dallarım kendisine. Onun dalları başka bir ağaç ile kavuştu da zaten. Bak şimdi kırılıyor gövdem artık. Sende git artık. Birazdan fırtına patlayacak.”

Tekrar koşmaya başladı insan. Çevresine baktı. Kurak bir çöl. Ne ormanlar kalmış, ne güzel çiçekler. Havada cehennem yadigarı bir sıcak. Dizlerinin üzerine düştü birden. Ellerini gök yüzüne uzattı. Tam o sırada fark etti beyaz dört duvarı. Deli gömleği üzerinde. Bir hemşire başında elinde iğne. Sakinleştirmek için onu bekliyordu.


0|0
4|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 4

  • Neden bu kadar geç gördüm ki? Tebrikler gerçekten enfes bir sadelik söz konusu.

    0|1
    0|0
  • Bu tımarhaneye bir deliyi neden çok görüyorsun? /Amak-ı Hayal. Çok güzel kitaptır. Benceyi de güzel buldum.

    0|0
    0|0
  • Sen yazmissan cok guzel yazmissin fakat resimler dikkatimi cekti o yuzdende konudan tamamen bagimsiz kaldim resiim kullanmasaydin daha iyi olurdu

    0|0
    0|0
  • Oldukça edebi bir yazı, beğendim, iyi olmuş. yazmaya devam et.

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 2

  • Okumaya Doyamadım Teşekkür Ederim.

    0|0
    1|0
  • Harika olmuş. Hepimiz bir nevi akıl hastanesindeyiz. Güzel yaşamasını bilene cennet olur bu tımarhane.

    0|0
    0|0
    • Dünyaya ironik bir bakış açısı bırakmak istedim bu yazıda bende. Kesinlikle katılıyorum. Yaşamasını bilene her şey.

Yükleniyor...