“……..Henry, kapandığı kütüphanesinde bir buzul parçasının içinde otururken, bulunduğu yerin burası değil bir bahar bozkırı, güneşin sarı sisi içinde yeşil yaprakların arasında öten adını bilmediği bir kuşu görmek için uzandığı sıradan bir ağacın altı olduğunu hayal etti. Antik Yunan’da mutluluğu arayanların böyle yaptığını okumuştu defalarca. Öyle ya, mutluluğun içinde, sorulacak bir soru, bulunacak bir cevap, endişe, karamsarlık veya korku, yani bir başkası, insanın kendinden bir başkası yoktu. Haklı olabilirdi. Sabah yaşadığı gibi bir yabancılığa bir üçüncü kişi sebep olmuştu. Bir an düşündü, kalbine çok yakın olduğu için cennet kuşu zannettiği ikinci kişinin izin vermesi veya dikkatsizliğiyle birden karşısında adeta kendine düşman kesilmiş dostlar buluvermişti. Tekrar düşündü ve bu sefer daha derinden yıkıldı ve esas gerçeği gördü; suçlu kendisinden başkası değildi. Thales’in dediği gibi onu sarhoş etmek için geceleri şiir ezberlediği bahar çiçeğini tanıyamamış, onun bir güz meyvesi olduğunu görememişti. Onun için kış yakındı ve sararıp düşmek, vahşice yenmek, sahipsizce yok olmak ya da yolunu kaybedip kaybolmak çok yakındı. Korku ve endişenin kalp çarpıntısı ve heyecandan çok az farkı vardı; Henry bu farkı görememişti. Eskimiş vernik ve güve yeniği kitap kokuları içinde yalnız kalmasına sebep olan bir başkası değildi. Yeniden, biraz önce yırtılmış gece kâğıtlarına bakarken insanların boşboğazlığını, kendini korumak için söylediği basit yalanların verdiği cezayı,
siir defteri
bir kuşun çürük bir armut gibi düşünmesini, armutların kurtlanıp birlikte dökülmesini, sözüne güvenilmeyen bir düzenbazın adi bir kumarbazdan başka bir şey olmadığı bilinse de herkesin kumarbaz avına çıkma hevesiyle yanıp tutuşması ama kaderin bir cilvesiyle düzenbazlarla birlikte yaşamak için yemin etmesi Henry’e anlaşılmaz ve uzak geliyordu. Üzerine severek giydiği lacivert ceketi, cilalı ayakkabıları ve ılık nefesiyle bir yere gitmediyse kimse görüldüğüne şahitlik edemezdi. Belki gidebilir, birini ziyaret edip düşüncelerini paylaşabilirdi. Diğerlerinin böyle bir durumda hesapladığı kötülüğü göremiyordu. Platonun söylevindeki bir notu hatırladı: “biraz önce bir bataklığın içinden geldiğimi anlasalar da etrafımdakilere doğru yolu göstermek için yemyeşil bozkırları anlatabilirim, çünkü çamur bulaşan şey düşüncelerim ve özüm değildir, sizin gördüğünüz elbiselerdir ve elbiselerin halini açıklamak da dünyanın en saçma şeyidir.”
Eski çağ filozoflarıyla ruhunu dinlendiren Henry kendisini hiç sevmediği din öğretmeni Franklin’e yakın hissetti ve bunu bile asık suratlı sonbahar kelebeğinin dikkatsizliğine bağladı. Diğerinin ya da yandaşlarının aksine gerçekte kendisinin rahatladığını düşündü. Oysaki bu düşünce de bir yanılsamaydı. Çünkü gerçek bir insan bir yanlışı ya da yalanı fark ettiği için değil, büyülü bir gerçeği bulduğu zaman rahatlar ve mutlu olurdu. Tatil için her yıl geldiği bu taşra kasabasında son zamanlarda çevresinde gerçekleşen bütün bu basit olaylar zaman kaybından başka bir şey değildi. Uzaklaşan at arabasının rutin sesinden kütüphanenin ısındığını ve yaprakların arasındaki sesi duymasını engelleyen rüzgârın havadaki ayaz kokusuyla birlikte kendi kendine yitip gittiğini anladı…………..”

0|1
3|4

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 3

  • Teşekkürler bence için emek vermişsiniz başarılı gerçekten

    0|0
    0|0
  • Çok güzel. Eskiden ne güzel yazarlar varmış burada...

    0|0
    0|0
  • güzel paylaşım olmuş, teşekkürler :)).

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 4

  • Tesekkurler paylasım icin.

    0|0
    0|0
  • İyi bir yazı olmuş

    0|0
    0|0
  • Süper bence olmuş

    0|0
    0|0
  • Emeğine sağlık

    0|0
    0|0
Yükleniyor...