Eriyen Kimlikler

Ergenlik, çocuklukla yetişkinlik arasındaki sancılı bir dönem. Ne çocuksun ne de ergin... Kendini bulmak adına çabalıyorsun öylece...

Ve sonuçta, her yeni nesil kendi özdeyişlerini de yaratıyor. Bizim ergenliğimizde türeyen bir "kanka" terimi vardı, kan kardeşinin kısaltması oluyordu. Aradan 20 yıl geçmeden "panpa"ya dönüşmüş durumda. Şimdikilerin pek de özgün olmadıklarını gösteren küçük bir örnek. Bizim ergenliğimiz de özgün değildi gerçi. Bolca kavram karmaşası, kimlik bunalımı, sosyal baskılar, gösteriş merakı...

"90 nesli"nin ünlü kavramlarından olan "kaşarlık"ı ele almak istedim. "Ucuz kız", "basit kız", "saçı uzun aklı kıt"ın eşanlamlısı.

Burada mesele, bir genç kızın yemek-içmek gibi temel bir insan ihtiyacı olan cinselliğe ilgi duyması değil de, sevgi, güven, beyin uyumu gibi kavramları içermeyen sığ bir cinselliğe hevesli oluşu. Önceki Bence'mde de yazdığım gibi, doğadaki tüm canlıların dişileri az sayıdaki üreme hücresini en iyi şekilde değerlendirme içgüdüsüne sahip. "En güçlü", "en uygun" gördükleri erkekleri ararlar, çok seçicidirler, gelişigüzel ilişkilerden kaçınmaya meyillidirler. Erkeklerde durum farklıdır, çok eşliliğe yatkındırlar. İnsanın özü budur.

Ama vahşi doğada yaşamıyoruz. Davranışlarımızı sadece hormonlarımız belirlemiyor. "Kültür" diye bir şey var, karmaşık bir toplumsal hayat var, bir bilgi ve tecrübe havuzumuz var. İnsanlar, sevgi ve güven gibi güçlü bağlarla kurulan ciddi duygusal ilişkilerdeki cinselliğin toplum için çok olumlu sonuçlar verdiğini anlayalı yüzyıllar oldu. Yeni doğanların daha yüksek oranda hayatta kalmasını bu sağladı. Yavruya bakmak üzere uzun süre bir arada kalan anne ve baba figürleri, aşk denen duyguyla birbirine bağlandı. Gelişigüzel cinsel ilişkilerden doğan çocukların kaderi ise pek iyi gitmedi. Ne bugün ne de tarih öncesinde...

Bugün gelişigüzel cinsel ilişkiye olan merak, bu "kaşarlık" mevzusunun nereden kaynaklandığının tek bir cevabı olduğunu düşünüyorum: Pornografi.

İnsanlarda hep cinsellik üzerine fanteziler, oyunlar olmuştur, çiftler özel hayatlarını kendi çaplarında renklendirmek istemiştir de 50 yıl öncesine dek dünya çapında bir p*rno endüstrisi de oluşmamış. Açık ve gizli olmak üzere iki türlü pornografi var. Açık olanını yazmama gerek yok, gizli olanı ise bugün pek çok dizide, yarışmada, reklam filmlerinde, kliplerde sürdürülüyor... 7 gün 24 saat.Eriyen Kimlikler...

Bu "gizli pornografi" bilhassa genç kızları hedef alıyor, onlara bir "ulaşılmaz güzellikte kadın", "mükemmel kadın" imajı aşılanıyor, 28 beden olmanın "sağlıklı ve güzel" demek olduğu yalanları da buna dahil mesela... "Onun gibi" olmak adına, kozmetik sektörünün aslında bir işe yaramayan ucuz ürünlerini alması dayatılıyor. Onun gibi giyinmesi, onun gibi davranması bekleniyor. Photoshoplar, Retricalar da bu işin bir parçası elbet. Sonuçta bir mutsuzluk yaratılıyor, asla "öyle bir kadın" olamayacağını gören genç kız, hazırdaki doğal güzelliğiyle de çatışıyor, şu ünlü ağız büzüştürmeli fotoğrafların psikolojisinde bu yatmakta aslında. Kendisiyle barışık olamayan, kendisini sadece "o kadın" olabilirse, başkası olabilirse, kendini geliştirmek yerine başkasını taklit ederse "kanıtlayacağına" inandırılmışlar. Aşırı özgüven gibi gözüken bir özgüvensizlikte boğuluyorlar. Özgüvensizlik de bu konunun kilit noktası zaten.

Parantez: İnsanların toplum hayatı, birey olarak kabul görmek ve kabul göstermek üstüne kuruludur. Bireyler herhangi bir özgün yanlarıyla toplum için faydalı olduklarını kanıtlamakla hükümlü sayılır. İyilik eden iyilik bulmuştur, dostluklar kurulmuştur, "karşılıklı fedakarlık"larla insan türü hayatta kalmıştır. Bugün dini öğretiler dünyanın insan için özenle yaratıldığını iddia etse de, bilim bir zamanlar insan türünün oldukça çileli hayatlar sürdüğünü, pek de ayrıcalıklı yerinin olmadığını ve kitlesel yok oluş sınırlarına bile vardığını ortaya koymuş durumda. Sonuçta 9 ay süren gebelik ve uzun yıllara yayılan bir yavru bakımı ile doğada oldukça dezavantajlısınızdır. Ama serbest kalan iki elinizle ve hayal gücünüzle fırtınalar estirebilirsiniz, 1 milyon yıl boyunca aynı baltayı yapsanız da daha sonra uzaya çıkacak yola girersiniz de...

Kabul görmek konusunda, "popüler bilim" dergisi Focus'tan bir alıntı yapıyorum şimdi:

200'den fazla cinsel ilişkim oldu ve 13 yaşında erken denebilecek bir çağda cinsel bakımdan aktif hale geldim. Seks, istendiğimi ve özel olduğumu hissettiriyordu, bu yüzden de bana çekici geliyordu. Şimdi anlıyorum ki dikkat çekmeye çalışıyordum. Çünkü annemle babam boşanmıştı ve annem, erkek kardeşlerimi ve beni kendi halimize bırakmıştı. Sevilmeye ve insanlarla fiziksel temas hissetmeye karşı takıntılı bir arzu duymaya başladım. Adımın "kolay kız"a çıkması herhangi biriyle yatağa girmeme engel olmadı. Evlendim ama sadık kalmayı başaramadım ve evliliğim sadece birkaç yıl sürdü...Bunun üzerine bekar kalmaya çalıştım ama sadece birkaç yıl dayanabildim. Dolayısıyla bir sorunum olduğunu fark ettim ve yardım aradım. Şimdilerde yalnız yaşıyorum ama başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabiliyorum ve seksi ne sevgi ne de

yakınlıkla karıştırıyorum.

7 yıl öncesine ait bu dergide, 33 yaşında olduğu yazılmış "J" denilen yabancı bir kadının anlatımı bu şekilde. Anahtar noktalar gayet açık:

  1. Erken yaşta cinsel olarak uyarılmak
  2. İlgisiz aile
  3. Toplumda ilgi çekmek adına cinselliği kullanmak

Yukarıda yazdığım konuya bağlanıyor elbet... 7 gün 24 saat bir cinsellik uyarısı veriliyor hepimize. Diziler, klipler, reklamlar... Mankenler, modeller, starlar... Kadının bir seks nesnesi olmaktan öteye geçmediği, erkeklerin de bunların peşinden koşmasının beklendiği bir dünya tasarlanıyor. Ben yaşım gereği etkilenmiyorum ama 4-5 yaşında çocuk televizyon karşısında ise tüm beyni bunlarla doluyor, gördüğü insanları taklit yoluna giriyor, bu fazlasıyla korkunç. Bunların dışında, cinsel taciz bu ülkenin basit bir gerçeği olmuş durumda. Küçük yaşta tacize uğramış yığınla kız çocuğu mevcut. Cinsellikle çok kötü tanışılıyor.

İlgisiz bir aile söz konusu ise, çocuğun elinden tutulmuyorsa, bir gün karşısına geçilip de sorunları konuşulmuyorsa, kendine güvenen, keşfeden, okuyan, özündeki sağduyuyu ve mantığı kullanan bir insan olması da sağlanmıyor. Çocuğun hobileri gelişmiyor, gelişiyorsa da sığ şekilde... Efes'e gidip oranın tarihine kafa yormak yerine, orayı Facebook'larda arkadaşlara hava atacak şekilde "fon malzemesi" olarak kullanmak misali... Çocuklarda özgün bir yan gelişmiyor, "ilgili" gözüken kimi aileler de çocuklarını keman kursundan çıkarıp baleye, oradan tiyatroya yollamakla çocuklarını boğduğunun farkında bile değil. Ya abartılıyor ya hiç ilgilenilmiyor. Kuşkusuz bu ilgisizliğin bir nedeni de ölümüne çalışan, fatura-vergi-harç ödemekten bıkan, evi nasıl geçindireceğini düşünmekten bunalan anne-babalar olabiliyor...

İlgi çekmek adına, hobileri gelişmemiş, hiçbir özgün yanı olmamış genç kızlar da cinselliği kullanma yoluna giriyor. Ünlü deyimle, "fahişelik yetersiz kadının yeterli kadına karşı bir silahı"... Erkekleri çekmekle kalmıyor, hemcinslerine de üstünlük kurup rahatlıyor. Toplumda "saygın bir birey" olduklarını hissediyorlar.

Son olarak, kendi "sosyal deney"lerimden bir şeyler... Sosyal medyada iletişim kurduğum tüm LGBT bireylerin ve bu yazıya konu olacak türden, gelişigüzel ilişkiler yaşayan genç kızların tamamının (ki aralarında dini inancım güçlü diyen ama zinaya hiç karşı olmadığını belirten birisi bile vardı, kavram karmaşasına güzel örnek) ya boşanmış anne-babalara sahip olduğunu ya anne/babadan birinin çoktan ölü olduğunu, özetle ilgisiz, sorunlu ailelerden geldiğine de tanığım. Elimde topu topu 20-25 kadar örnek olsa da "tümevarım" yapmak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta egolarımız aynı tabanlı. İnsanız. Birimizde Windows, diğerinde MacOS kurulu değil. Kimimizin gittiği yol pek "yol" olmasa da hayattaki en temel amacımız aynı...

Özgürlük kovalanıyor... Kimi kızlar aşık olmadığı birileriyle, sorumluluk içermeyen, emek içermeyen, cinsellikten başka şey olmayan ilişkilerde kendini ve karşısındakini kullanıp atıyor, bağlılık yoksa özgürlük var sanıyor... Kimi kızlar kendisinden büyük bir erkeğin parasını "dertlerinin ilacı" görüyor, onun yatağına girmeyi de kurtuluş görüyor... Hadi son sözüm de hemcinslerime gelsin; kimi erkekler de her yerde sürekli küfürlü konuşarak hayatı yendiğini, özgür olduğunu sanıyor...


16|0
0|0
  • Bu Bence, görüş paylaşımına kapalı!
Yükleniyor...