Poseidon ve Tırpan...

Poseidon ve Tırpan...

  • Önemli Not: Her cümlesi ironi içeren aşağıdaki paralel cümlelerden "dini, siyasi, tarihi, milli, mantıksal" çıkarımlarda bulanacak olanlar, materyalden oryantale geçiş yapamayanlar, sizleri seviyorum ama yorumlarınızı içinizden yapın. Öteki olmayanlar; paletlerinizi giyin ve çamurlu denizime doğru geri geri yanaşın...Başlıyoruz.

Ay dünya çevresindeki dördünlü-hilalli devinimine bıkmadan, yılmadan devam ederken, geldiğimiz nokta bir pazar günü oldu en nihayetinde. Eski tapıcıların bazıları; yahu bu güneş bir kayboluyor bir geri geliyor -vouuuv- şeklinde mi yanaşmışlar meseleye bilemiyorum ama hadi gelin bugün güneşe tapalım demişler zamanın ince bir anında. "-Sun-day" diye fısıldamışlar birbirlerinin şakağına ellerini dayayıp, ancak, fakat, lakin, daha Poseidonun teninin kokusu uçuşmuyordu burun deliklerinin civarında. Tunç nallı atlar daha toydu, çabuk yorulmaktaydı ve daha zamanı vardı...

Bir sonraki gün adı bile konmamış bir nehirin kenarında, yaz sıcağında cibinliğin arasından sinsice giren sivri sineklerin (belki de o zamanlar daha iriydiler ve isimleri magna sivri sinekti) ve bilhassa uykusunun ihanetine uğrayan bir bilge yeni bir güne vesselam der. Demesine der ama bir de ne görsün; şimdilerde güneş denen o değirmen taşı yok, yerinde daha küçük ve daha az parlak olan "the thing" var hala. Uyku sersemi bilge kendine gelirken arkasından bir inek salına salına yaklaşır yanına, derin bir iç çeker... Bu arada inek diye bahsettiğimiz şey de bildiğiniz "Yak". Birden aydınlanmışçasına "Mooooon" diye bağırır. Devamı bildiğiniz şeyler işte "monday" falan feşmekan. O gün, ondan önceki gün ve ondan sonraki günlerde aya tapılmış mıdır bilmek zor iş, lakin ecnebilerin bu günü ona bahşettikleri gerçeğinden, önüne engel karınca gibi kaçmak da zor iş olsa gerek.

Bu pekmez tadındaki hikayelere ekmek banmaya doyamadınız biliyorum ama tiw, wodan, thor, Freya, Saturn ve hatta ray şalafatiko diye devam eder bunlar. İnanırmısınız öyle muammalar vardır ki bu hikayelerin yüzdüğü gölette binlerce nilüfer yaprağı ve her birisinin üzerinde altın kaplama sandıkları vardır. Zamanında kazlar, leylekler açmaya çalışmışlar; içinde yumurtalarının olduğunu sanıp, başaramamışlar. Neden mi? Çünkü her tanrı "sizler beni hiç anlayamayacaksınız" diyen ergen edasıyla küçük mü küçük, sefil mi sefil, pasaklı mı pasaklı gördükleri insancıklara bir elveda bile demeden, sandıklarının yanına hiç sönmeyeceğini düşündükleri ve fitilini yeni değiştirdikleri bir gaz lambası koyup, dünya oksijeninden son bir fırt çekip içeri girmişler. Bilirsiniz bağımlılık yapar dünya oksijeni, bırakmak zor iştir. Neyse bu konu da ayrı. Bakalım.

Gel zaman git zaman Kronos ve Rhea aynı yastığa baş koyarlar ve birbirinden tanrı altı tane çocuk ışınlarlar. Her biri birbirinden biskolata ve lokum olan çocuklardan üç tanesini bilmeyenimiz yoktur zahar. Zahar işte ya olasılıkla, ihtimalle, muhtemelen anlamlarına gelen söz. Her neyse bu üç biskolatlar Zeus, Hades ve Poseidon. Bu arada şunu da belirtmek goynumun borcudur ki bunlar TAM TANRI haaa. Hani 50'lik piyango bileti misali ya da "moruk geçenlerde bizim kuzen %12.5 lik tanrıya tam kafa atmış, oda kuzene çeyrek aduket sallayıp %6.25 depresyon büyüsü fırlatmış. Zeus sağolsun 'mana'sı az kalmış" şeklinde masallar uydurulan tipitiplerden değiller. Tabir yerinde olacaksa izninizle söylemek istiyorum; kodu mu oturdan türden bunlar.

Vezirle şahın yerlerinin karıştırılmadığı zamanlarda, fillerin kaleleri uçarak aldığı günlerde, atların "L" değil de "T" şeklinde gidebildiği diyarlarda bir gün öyle bir hadise yaşanmış ki o olayı gören kargaların saçı ağarmış. Poseidon, Hades'e bulaşmış. Zeus gökleri almış eline, Hades yer altı dünyasında hükümranlığını sürerken, Poseidon'a tekrar affınıza sığınarak söylüyorum ki orta parmak kalmış. Poseidon her zaman kibirli ve hırslı bir kardeş olmuş. Gözü kardeşlerinin arazisinde imiş. Haluk Levent bir şarkısında der ki "Ne yerdeyim ne göklerde, Sevmek böyledir işte..." Bizim Poseidon da o misal " Ne yerdeyim ne göklerde, tırpan böyledir işte" naraları ile üç başlı tırpanını geçirmiş yere. Yer yarılmış, adeta dünya ikiye ayrılacakmış. Bir de ne görsünler Hades, hacet hadisesini hararetle tatbik etmekte. Poseidon ve kurmayları bunu komik bulmuşlar ve kakara-kikiri-lololo gülüşmüşler. Hades bu bu toprak yarma vakasını gururuna yediremez. Ölüler ordusunu kurar ve Atlantis'i denizin dibine gömer. Bana bu kısmı biraz hınzırca geldi zira bu Hades Atlantisi gömdüyse eğer arazinin hükmü yer altı valiliğine geçmiştir değil mi? Acaba tapusunu aldı mı?

Hades, Zeus, nilüfer yaprağının üzerindeki kekremsi tadı ile surat ekşiten tanrımsılar arasından bugün acaba Poseidon ile karşılaşırmıyız? Yoksa herkes Poseidon olmuşta, tırpanlarını mı gizliyorlar?

Ne dersiniz?

Zaman ayırıpta okuduğunuz için gözünüze ve hayal dünyanıza sağlık.

Saygılar...


0|0
5|5

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 5

  • Güzel bence, teşekkürler.

    0|0
    0|0
  • Güzel yazmışsın teşekkürler :))

    0|0
    0|0
  • Emeğinize sağlık.

    0|0
    0|0
  • Emeğinze sağlk..

    0|1
    0|0
  • Tanrıların sana bir mesajı var, elçiye zeval olmaz. "Cahil ile etme sohbet küstürür, tırpan ile alma tahret yırttırır." Bir Poseidon atasözüdür. Bunu burada okuyan çıkar da anlayan olur umarım.

    0|1
    1|0

Erkekler Ne Diyor 5

  • Süper olmuş

    0|0
    0|0
  • Eline sağlık, paylaşım güzel

    0|0
    0|0
  • Emeğinize sağlık iyi olmus

    0|0
    0|0
  • teşekkürler yazı için.

    0|0
    0|0
  • guzelmis...

    0|1
    0|0
Yükleniyor...