(Tali Soru) İstanbul'a hangi kapıdan girersin? // (Asli Soru) Atiye nasıl kurtulur?

(I)

Dönmeli, geri gelmeli

O sevdalar çağı.

Sinema tarihinin en histerik kadın karakterlerinden Delphine'yi bizlere armağan eden Le rayon vert (Rohmer'in 86 yapımı unutulmaz filmi), üstteki dizelerle açılıyordu.

Karamsarlığın bir müellifiyse, "Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine" adlı kitapta, 19. y.y. Alman idealistlerini salvolarken, bir dayanakta bulunur. Sanırım şuna benzer bir şeydi: Kişi; bir konudaki yetersizliğini gizlemek için süslü kelimelere başvurur. Yanı sıra ve daha önemlisi. Bütüncül (irdelemeli, derinlemesine) değil; parçalı (yüzeysel, her çiçekten bal alan) bir anlatım tutturur.

*

Soru okuyucusu: Vay kifayetsiz!

*

Katılır mısınız, muhakkak katılırsınız :) İyi bir okuyucunun beyninin içinde gözeler ve bölmeler bulunur. Komodine, ilgi (-dışı) ve ihtiyaçlar doğrultusunda dizilir bu bölmeler. Kişi, gerektiğinde oraya uzanıp istediği şeyleri "çıkarır".

Öte yandan "Guttenberg Galaksisi", s.o.s. vermekte. 20. y.y.da izafiyet/kuantum/Heisenberg belirsizliği vb. saldırılarla tahtından indirilen Newton evreninin kaderini yaşamaya ramak mı kaldı dersiniz? Bu kez saldırıya geçen, siber alemin kuşatıcılığı -veya nimetleri-. Bilgiye zahmetsizce ulaştıran (zahmetsiz ulaşılan şey, çabuk da yitirilir) bu alem, kitabın "yerini" de sorgulatır olmuştur. Mao'nun Kızıl Kitap'ı, bugün 2. bir Kültür Devrimi olsa, yine 2 milyar satabilir mi? Sanmam.

Giriş dizelerinin sahibi Mallarme, dünyadaki bütün kitapların bilgisini barındıran "tek" bir kitap düşlemişti. Türlerin/beğenilerin ve üslubun gitgide giriftleştiği günümüzde, düşten de öte bu.

Bizi ilgilendirense, karamsar müellifin yani Schopenhauer'in üstte bahsedilen eseri. Parerga diye başlayan kitabının bir bölümünün, müstakil sunulmuş halidir. Sineğin yağını çıkarmada ustalaşan yayınevlerimiz, "aynı" şeyleri makyajlayarak önümüze sunuyorlar. Şu da var, mesela Enis Batur kitaplarını raflarda her incelediğimde bir güzel söverim. Bir adamın her kitabı köşe yazıları derlemesi mi olur! Amip gibi de durmaksızın çoğalıyor. Çıkarın iki üç kitaplık külliyat, basın.

Refik Halit Karay oldu mu iş değişir ancak. Bugün bir kitabevinde gördüğüm "Hep İstanbul", 2014 basımı. Bu da derleme aslında. Çeşitli gazete ve dergilerde, yorgun payitaht üzerine kaleme aldığı gözlemlerden oluşuyor.

Kitabı, almadım. Çünkü duran adam pozisyonunda, ayaküstü okudum :) 68. sayfadan bir kupleyi de, tezgahtar kızın garip bakışları altında (deli, pis fakir!) deftere yazdım. Bakınız Haydarpaşa'yı nasıl tarif etmiş:

-Haydarpaşa merdiveninden İstanbul'a bakış... Yarabbim! Bunu seyre alışmışları başka ülkelere salıp, sakın o kereminden uzun müddet cüda düşürme. Ve mükafat vermek istediğin iyi kullarını da, hayatlarında bu yalancı cennetin zevkine eriştirmeden hakiki cennetine alelacele sakın tıkıverme. (1942 - Tan)

150'likler mensubu, bunu Sertel'lerin gazetesinde yazmış. Uyanan ehl-i vatanca ofsetlerinin paramparça edildiği o hezeyan anlarına 3 yıl; Bakırcıoğlu ailesiyle tanışmak içinse 20 seneden fazla beklemek gerekecek. (...)

Güncellemeler:
Bakırcıoğlu ailesi, istanbul'a -o dönem mutad olduğu üzre- Haydarpaşa'dan giriş yapmıştı. Peki siz? İstanbul'u "bugün" fethe koyulsanız, nişangaha ilk nereyi yerleştirirdiniz?


Şu an tek açık kapı, içtihat kapısı :)
(II)

Ulan yemişim İstanbul'unu! Dünyanın koca kahpesi! Örtünsün ve sonsuz uyusun o. Şehri şehir yapan, insanlar. Atiye'ye gelelim asıl.


İstanbul şairi Beyatlı gibi kökü mazide olan bir ati değil, Atiye; atiye tutulacak fecre ihtiyaç duyan ve mazide kalması istenen biri.

Önerilerinizle olacak.
Üstelik onun, Delphine gibi beklediği bir "Yeşil Işık"ı da yok.


Söyler misiniz, Atiye nasıl kurtulur?


Şimdi kolay olmasın, sayın bayan öl demek...

0|0
3|0

En İyi Kız Görüşü

  • Tan olayı, - bir vatanseverlik ölçütü olarak yağma- anlayışının geçmişteki sonuçlarından sanırım. ASlında mantıklı, OrtaAsya'dan gelen atalarımızda savaşmayı, yağmayı ve fethetmeyi severmiş zira.

    Haydarpaşa'da bundan payını almış olabilir. Yoksa neden yolu İstanbula düşen bütün yağız Anadolular, ışıltılı fetih hayallerine Haydarpaşa'da kapılsın? Üç Beş kişinin Kısmet'i de ilk kez İstanbula giden bir trende kurtulmuştu kendinden. ''33 yaşındayım. Vatandaşım. Özgürüm. '' Bu kadar sade ve anlık olunca kulağa Asiye'nin sermayeden sermayedarlığa debdebel yükselişi gibi olmuyor tabi ama yazar gerçekçi başlangıçlarla biten sonları sevdiği için yapılacak birşey yok.

    Bana gelince ben hep otobüs kullandım feth aracı olarak. Arabalı vapurlara pas vermezsen Dudullu Tesisleri insanı parıltılı fetih hayallerinden uzak tutuyor

    0|2
    0|0
    • Son paragraftaki hınzırlığa bayıldığımı belirtmeliyim, bu kadar olur :) Tarihi yarımadayı, saray ve burnunu şöyle bir cepheden görenin zihinde, Arif Nihat Asya'nın Fetih Marşı terennüm edebilir.


      Asiye'ye gelirsek (...)

    • Hepsini Göster
    • İnandırıcılık yara alıyor abartıldığında, katılıyorum.

      Atıf Yılmaz, Mine'de kırmıştı oysa o klişeleri. Hem de ne kırış.


      Sevindim beğenmenize.

    • İzlemedim, Yeşilçam filmleriyle pek aram yoktur. Özel televizyonların Türk filmi seçimlerini suçluyorum bununla ilgili. Ama böyle bir övgüden sonra bir şans vermek gerek sanırım.

Kızlar Ne Diyor 2

  • istanbul a ilk haydar paşadan girmiş olmam sebebiyle tali sorudan başlıyayım ben. bana biraz filmlerdeki "ışığı takip et" klişesini hatırlatmıştı. karanlık soğuk bir yerden koca bir şehre çıkmak , az da olsa mucizevi bir tarafı yok değil. kaç yıl geçmiş o an hala aklımda.

    atiye ye gelecek olursak ;

    hollwood klişelerini herkes bilir. tesadüflerle örülüdür. neden çünkü aşkın sihirli bir yanı olmalı anlaşılmaz bilinmez bir tarafı. oysa her şeyin farkında olduğumuz bir çağda yaşıyoruz. ya da bu tarz şeyleri düşünmeye fazlaca zamanımız var. her neyse ortada eksik olan bir şey varsa kimseyi aslında öyle çok fazla sevmiyor olduğumuz gerçeği. bu aynı zamanda kimsenin de bizi öyle çok sevmeyeceği sonucuna götürüyor ve bu nokta biz çıldırıyoruz nasıl olur ?

    sonra bizi bir düşünmek alıyor "bu seferki farklı olsun" biraz tesadüflerle örülü olsun yoksa diğerleri gibi kaybolup gidecek. çünkü aramızda bizi birbirimize kitleyecek öyle güçlü yaşanmışlıklar yok. o halde ilişkimize önceden planlanmış süsü verip onu kendime kendimi ona bağlıyayım. yoksa kopmak an meselesi.

    kısacası atiye şimdiki sevdaları, piskolojik dışavurumlarımızdan bağımsız değerlendirebilecek bir kafaya ulaşsın derim. insanların aşk dediği şeyin kendini başkasının üstünden var etme çabası olduğunu bilmesin. atiye nin kurtuluşu sevdalar çağını filmlere gömüp sadece gerçeği görenlerle beraber olması diyelim.

    0|1
    0|0
    • "Seni yenecem İstanbul." Orhan Gencebay filmlerinde, bilumum arabesk filmlerde karşımıza çıkan "iddialı" söz. Taşı toprağı altın şehir... Taşına toprağına gelene, tası tarağı verip gönderiyor :)


      Atiye'yi öldürmüştük... Sen de gömmüşsün zaten son cümlende.


      Eline sağlık, yol arkadaşım.

    • Hepsini Göster
    • aklımdaydı söylemesem olmazdı.

      şeyler hakkında da düşündüğüm oluyor bazen ama başkaları yazıya daha çabuk dökülüyor.

      bu kötü mü.

    • Değil.

  • atiyeyi uyuşturucuya başlatalım. önce sıkılsın. tanımıyorum kadını. kurtarmak da istemiyorum. sıkılsın istiyorum. zamanı anlayamasın istiyorum. mağdur olduğunun bilincinde bir mağdur gibi geldi. en sıkıcısı da o. atiyeyi kullanıp atalım.

    0|1
    0|0
    • Evet, Atiye'ye bunu yapalım. Atalım, ama mümkünse kullanmadan.


      Peki ya Asiye? Asiye ne olacak?

    • Hepsini Göster
    • afişten anladığım kadarıyla, asiyenin yapması gereken kendi gibi insanlar bulup, dayanışma içine girmesi, dünya zikime minareyse daha münasp yerlerime mottosunu benimseyip, kitap okumasıyla gerçekleşebilir asiyenin kurtuluşu. yazık.

    • Dayanışmak, bilinçlenmek güzel ifadeler. Ama kendilerini o hale getiren çarklara da bilenmek gerek; yani boş vermemek.

Erkekler Ne Diyor 0

Erkekler görüş yazmamış.

Yükleniyor...