Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma.!

Hayatımız hep birilerini suçlamakla geçmiştir. Hatayı yaparız ama o hata hiçbir zaman bizim olmamıştır. Hep karşımızdaki kişi suçludur. Örneğin sigaraya başlarız başlamamızdaki gerekçemiz arkadaş ortamıdır. Kendi irademizle bağlantısı yoktur gerçekleştirdiğimiz eylemin. Bekaretini kaybeden bir kız çıkar ortaya beni evine çağırdı kandırdı bekaretimi aldı ve şimdide ortada bıraktı der. ( eee kardeşim evine çekirdek çıtlamaya çağırmıyor ya adam seni yaratma o ortamı yapacağın şeyden pişmanlık duyacaksan.) Eylemlerimizi gerçekleştirirken özgür değilmiyiz? Zorla kimse kimseye bir şey yaptıramaz değil mi? Doğru bizim doğrumuzda, yaptığımız hata... Neden sahiplenmiyoruz?

Güncellemeler:
teşekkürler arkadaşlar. Doğrularınızın yanlışlarınızdan fazla olması dileğiyle...

0|0
6|4

En İyi Kız Görüşü

  • lisedeyken ilkay kasatura'nın şimdi adını hatırlayamadığım bir kitabını okumuştum. orada 'sadece aciz insanlar sorumluluklarını kabullenmektense başkalarının üzerine yükler' gibi bir söz vardı: kelimesi kelimesine böyle olmayabilir ama tam olarak bunu anlatan. tam da sürekli başkalarını suçlayan biri olarak çok etkilemişti beni ve ondan sonra her yüzleşmem gereken olayda bunu hatırlattım kendime.

    reddetme, inkar etme veya suçu bir başkasına atma çok tipik bir kaçınma dürtüsü; gel gör ki insan o anda o stres kaynağından kurtulduğunu sansa da aslında her şeyin farkında olan bilinçaltı, sürülen bu sahtelik çamuruyla bulaşık bir hale gelip sıkıntıyı hepten çapraşık biçimde saklamaya devam ediyor. oysa bir kez gerçek bir çarpışmayı göze alıp sorumluluğu aldığında insan, o anda çok bunalsa bile olayla ilgili olarak yüreği ferah olacağından tertemiz bir dimağ ile yoluna devam ediyor: o olay yaşandığı yerde kalıyor ve bitiyor yani, sürekli olarak içinde taşıyıp kendine gereksiz yük etmiyor.

    yetişkin ile erişkinin en büyük farkı belki, kendi sorumluluğunu hak ettiği ağırlıkta -ne gereğinden az ne de çok- kaldırabilmek.

    1|0