Azra Erhat'a bir saygı duruşudur?

Bir edebiyat ve amfora işçisiydi...

Kuşları, çiçekleri tanımayan öykü yazamaz demişti Faik. Kelimeleri işleyebilmek için önce kavramları bilmek gerekir; aslolan, kavramdır. O kavramların da günlük hayatınızda yer etmesi, karşılığı olması gerekir. Yanı sıra iyi bir gözlemci olunmalıdır. Aksi takdirde zengin bir iç doku da oluşmaz; kısır bir hazne ile yol alınır. Onun menzili de, ülkemizdeki demokrasi tramvayından hallice olmaz.

Geçmiş zaman olur ki. En iyi eserlerini hapishanede yazanları düşünüyorum; Bursa'nın taş duvarlarını akademiye çeviren Nazım'ı... Halit Refiğ'in Karılar Koğuşu'nu... Osmanlı'daki beşik ulemasına ve medrese öğrencisine, çarşıda gösterilen izaz ikramı... Okuyan insana çekinceyle karışık bir saygı duyuluyormuş.

Derken... Beyazıt Çınaraltı'ndaki edebiyat tartışmaları, bir Novalis düşü gibi düşünceme çıma atıyor. Bir yılgınlık ile Akşit Göktürk'ün 'Ada'sını da tartışmışlar mıdır 80'lerde diye düşünüyorum. Filokteses, Sophokles'in bir eserinde "ada"da mahsur kalır. Bir süre sonra kurtuluşu umut etmeyi bırakır; tam tersine kurtulacağına dair bir endişe kaplar içini.
Kıral'ın Av Zamanı; İleri'nin Her Gece Bodrum'u ve Türkali'nin Mavi Sürgün'ü... Küçük burjuvazi ve sol, bir Morel'in Buluşu olamamıştı.

Bir ülkenin tarihini, kültürünü en güzel "ozanlar" duyumsar ve yorumlar; bilginler değil. Bilgin, olsa olsa kitaplığı serer ozanın önüne. Azra Hanım, her ikisiydi. İşte MAVİ YOLCULUK ve MAVİ ANADOLU ile o ada kabuğunu ve körlemesine karamsarlığı kırar. Enginlere kucak açar. Ören yerleri ve köpük sesleri, ülkemizin kısrak başı gibi uzanan kısmında bir yolculuğa çıkartır insanı. Kesinlikle okuduğum en iyi gezi kitapları arasındadır. Müze gezerken, eser hakkında bilgi almak yerine, orada kaybolmayı tercih etmek mantıklıdır hani. Google var; bilgi, her türlü alınır. Ama kendinizi bir an için "eski" zamanlara bırakmak, her zaman nasip olmaz. Mavi Anadolu, bu anları koltuğunuza dek getiriyor.

https://www.youtube.com/watch?v=rRZuHdLNc-M

Güncellemeler:
SORU:

Gezi kitapları sever misiniz?
Mavi Anadolu neden görmezden gelinir? Bir Lizbon'a Gece Treni kadar ederi yok mudur?
Ölüm yıldönümüne birkaç gün kala bu anmaya katılmaz mısınız?

0|0
2|0

En İyi Kız Görüşü

  • işte insan ı okumuştum çok önceden ne yazık ki kitap bende olmadığından açıp altını çizdiğim yerlere bakamıyorum. ama kitaptan bir alıntı aklımda kalmış: " tatlı sert ağusuyla diz bağlarımı çözen aşk, bir sürüngen gibi yere seriyor beni" ordaki tatlı sert kelimelerine uzunca bir değindiğini hatırlıyorum. aşkı tanımlarken bu iki kelime çok sık kullanılır. hatta şöyle bir şarkı paylaşayım yıllar önce söylenmiş bu sözle bağdaşan.
    Hindi Zahra-At the same time/ http://www.youtube.com/watch?v=mEHpSjtYkX0
    "oh, love is so beautiful and cruel at the same time
    at the same time, at the same time"
    mavi anadolu yu ekliyorum istediğim kitaplar listesine.

    1|1
    0|0
    • Sıkıcı ilk bölümden sonra, bir tanım da Ecce'nin "Homo"suna geliyordu: İşte "erkek"... Hatırladığımca, kadının "insan"dan sayılmadığını Adem ve Havva'dan başlayarak açıklıyordu. Senin de eski nickinle açtığın öyle bir soru anımsıyorum. Lilith'li bir şeydi.
      Okuyucuya insanım diye hitap edişinde de bir nevi tepki vardır. Nabokov gibi okurun zekasıyla alay eden tarzda araya girişler de değildi. Yüksek perde konuşmuyordu.

      Repertuarıma bir şarkı kazandırdın. Biraz da Clapton'un Layla'sını anımsatıyor. Sözlerin hüznü ile melodinin güzelliği, denge oluşturuyor sanki. Aşk gibi bir nevi. Akıl ve duygu.

      Ne iyi ettin de yazdın. Azra Erhat başlığı çorak kalmamalıydı.

    • bu kadına karşı öyle bir sempatim vardı başarılı olduğu için sanırım. başlığı görünce atladım hemen. teşekkürler.

Kızlar Ne Diyor 1

  • ''Müze gezerken, eser hakkında bilgi almak yerine, orada kaybolmayı tercih etmek mantıklıdır hani.'' Ama bu satırlar çok güzel ki^^ ''Hissetmek'' aslında en önemlisi. Yalnız olmadığımı da hissettim okuyunca:) Hani diyorlar ya hep ''Turistler ellerinde kitapçıklar ile gezmeye geliyorlar, harıl harıl.'' diye. İşte bunu hiç zaman sevmedim. Bürokratik hava boğuyor insanı. Bu demek değil ki gezilen görülen yerlerin duvarlarına o bürokratik hissi dağıtmak için ''Ali <3 Ayşe'' minvalinde şeyler karalansın:)
    Sonra, gezmeyi sevmiyoruz ki gezi kitaplarını sevelim. Azıcık maddiyatımız olsun, ikinci ev alma planları yaparız^^ Tabi şimdi anma olunca kısa kesmek lazım gelse gerek... Adım atıyorum keşifler için.
    Sevgiler ve saygılar ile...

    0|1
    0|0
    • "Hissetmek" demişsin... Bazen de bir şeylerin değişmediğini gösterip efkarlandırır bu hissedişler. Ali Özgentürk'ün, uzunca zaman sinemamızın kayıp kıta Atlantis'i olagelmiş "Su da Yanar"ında (1986), bir Athena tiyatrosunda harıl harıl kazma sallayan taş işçileri seyreyleriz. Ören yeri emekçileridir onlar. Ee diyecek okuyanlar;
      Kazıyı yapan, mahkumlardır...

      Saygılar karşılıklı. Teşekkürler :)

Erkekler Ne Diyor 0

Erkekler görüş yazmamış.

Yükleniyor...