Yılmaz Güney sineması sever misiniz?

Sitenin entelektüel üyeleri, şu sahneyi izleyip yorumlarını paylaşabilir mi?

https://www.youtube.com/watch?v=2hjQRmqXdJU


0|0
0|1

En İyi Erkek Görüşü

  • Sevilmez mi? Tıraş losyonu reklamlarından çıkmış jilet gibi adamların arasında, 'Bir Çirkin Adam'dır o. Sonra sonra, romantik sevgili ya da acar delikanlı söylemleriyle içi boşaltılmaya çalışıldıysa da (Nazım'ın vatan şairliğinin, sosyalistliğini perdelemek için kullanılışı hesabı), nafile! Kemal Tahir'in motorlu taşıtlara direnen gerici etiketi vurduğu Faytoncu Cabbar'dır Güney (gerçi yönetmen de 74'ten önce bir röportajında sanayileşmenin önemine temas etmişti. neyse dağılacak konu). Camları kırık 4. Koğuş'un "abe" diyen çocuklarıdır. Azem'dir (A'da şapka var); "Endişe"nin ırgatlarıdır. Temel Gürsu'nun İzin'inde, Azra Balkan'a son sahnede gösterilen demir kafestir. Sürü ve Yol ise iki cümleyle izaha gelmez.

    Düşman'ı ne çok sevdiğini biliyorum. Güney'in "çömezlerinin", ustalarının tuttuğu fenerde sinemayı -o günkü mücadele ve şartlarla da paralel- bir silah gibi kullandıkları dönemden yadigar, nefis bir iş gerçekten. 'İsmail' karakteri, en az Diyet'teki baloncu amca kadar insanı bam telinden yakalar. "Düşüdürtür."
    Tahtacı Fatma belgeselindeki ormancı aile misali yoksulluğun pençesindedir, hiçbir yere ait olamayandır.

    Sahne, çok şey anlatıyor. En başta da halkını tanıyan bir sinemacıyla karşı karşıya olduğumuzu. Özetlersek;

    - Normalde birbirleriyle DAYANIŞMA içerisinde olması gerekenlerin, hayat gailelerinden ötürü "düşman" kesilmeleri. Bu suni düşmanlıkların temeli de üretim ilişkileridir demeye getiriliyor haklı olarak.
    Yani zemin çürük olunca, ilişkiler de yara alacaktır.

    - İlk maddeyle paralel;
    Seyyal Taner'in Naciye'si; Vasıf Öngören'in Asiye'si; 'Patroniçe' S. Çakmaklı ve 90'ların akla zarar Hello Malatya'sı.
    Kapitalizm, Güngör Bayrak'ın gözlerini kamaştırır. Doğu Berlinliler de aynı cazibeye (!) kapılmıştı.

    - Dostoyevski'nin bir vecizesine atıf yapılıyor: "Bir yerde bir adam öldürülmüşse, suça katılmayanların da eline kan bulaşmıştır. "Kızılca kıyamet koparken, duyarsız kalırsan sel, seni de alır götürür.
    Sistem, bencilleştiriyor.

    0|1
    0|0
    • Diyecek laf bırakmıyorsunuz, küçük noktaların hepsi yakalanmış, insaf artık :)

      "Tahtacı Fatma" belgeseli üzerine de bir soru soracaktım ki (malum o tarz bir yaşantı günümüzde "ayrı bir gezegen gibi" değerlendiriliyor) aklım okunur gibi o da yerleştirilmiş :)

      Bu sahnede en çok sevdiğim şey, hep "iç ve dış mihraklar" şeklinde aranan "suçlu"nun, ya da "3-5 kötü adam"a veya 3-5 "yoz kurum"a fatura edilen "suç"un, Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da da bir sahnede ifade ettiği gibi, ("sulu bir ortama düşen elma çürümeye mahkum") çürük bir çevredeki insanların ister istemez el ele yaşattığı bir şey olduğunu göstermesi... Sizin de dediğiniz gibi...

    • Tahtacı Fatma'nın o çarpıcı tiradını yazmayayım o halde, hala açmayı düşünüyorsan sürprizi kaçmasın :) Soruyu az çok tahmin edebiliyorum.
      Sinemamızın unutturulan örnekleri...

      Sorun çok daha "derinlerde", haklısın.
      "Bü düzen var oldukça, binlerce Naciye yaşar. Bir Naciye ölür, bin Naciye doğar." diyerek, linke de bağlayalım.

    • Soruyu açmaktan vazgeçtim çünkü bu sitede o belgeseli izleyen kimsenin olduğunu zannetmiyorum... Ekonomiye olan katkılarını "yol-su-elektrik olarak" geri alamayan insanların hayatını en güzel özetleyen cümle; "Çok aydın fikirliyiz ama fakir misin, 5 kitap yutsan cahilsin" olsa gerek... Eh, kendi halkına "ilkel kabile" muamelesi yapan "aydınlar"ımız da varken...

Kızlar Ne Diyor 0

Kızlar görüş yazmamış.

Erkekler Ne Diyor 0

Erkeklerden En İyi Görüş seçilmiş!

Yükleniyor...