Bal Kız ile bir Cuma eleğimsağmasında... (3)?

Bal Kız: Yazarın ırmağı, etkilenene etkilene kendi arkını bulur da. Tersi ve Yüzü'nü tavsiye ederim. Camus'un ilk kitabı ve henüz 22'sinde yazmış. Diğer kitaplarının eskizi gibidir.
Bilirsiniz, yazarlar belli bir yazı olgunluğuna eriştiklerinde ilk eserlerine burun kıvırırlar. Daha öngörülü olanlar acemiliğin farkındadır ve eseri yayınlamaz; yayınlayansa yıllar sonra bir pişmanlık çölünden utanarak bakar o kaktüsüne. Bazısı da saklar, inkar eder.

Ben: Hala bağlamı kuramadım.

Bal Kız: Ibsen'deki dağ tırmanışları, baskıyı/geleneği yırtmak, ardında bırakmak ve böylece özgürleşmektir. Ama öte yandan da toplumla kesilen bağ, bu uzletlik hali, kişiyi Kubrick'in astronotu misali bir tramplen gibi yaşamın diğer yakasına fırlatır.

Ben: Ölüme mi?

Bal Kız: Evet. Ortaçağ sanatı, ölüm korkusu bir psikoza dönüştüğünde, yaşamda daha canlı renkler bulacaktı. Bondone'de insan yüzleri, tanrı'ya değil bizzat insana sunulur. İfadelere, anlam gelmiştir.
Tersi ve Yüzü'ndeki "Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur." tespitini içinde taşıyan bir ölüm. Galebe çalınamaz bir bireyselliğin bir bedel ile "doğrulanışı". Eğer hayat, anlamsızlık, sıradanlık ve uzlaşmalar ringiyse. Bireyi o gergin ipin diğer yakasına ulaştıran çetin yolun ışığı da, içteki bir ışığın huzmeleri oluyor sanırım. Sisifos'un bir gün -aniden- dekoru yırtması; dalgın konuşan dostuna rastlayan adamın evinde intiharı gibi. "Saçma" düşüncesine, başkaldırının eşlik edişi gibi. Anlamsız ve bıktırıcı döngünün, gün gelip anlamla perçinlenişi ve "bilince" yol açışı ya da.
Mesela Kafka'nın "şartlı özgür"ü de bunu yapmak ister ama o, evrensel fare kapanından çıkmayı başaramaz.

Ben: Her 2 Mersault'un son kısımdaki ruh halleri.

Bal Kız: Oradaki anlık dış "uyum" da (ya da uzlaşma) kendini içten gelen ışığın parıltılarına borçludur. Biri zindanda diğeri yatağında, ölüm korkusunu artık yenmişlerdi. Mutlu ölüm, dekorları yırtan "yaşanmışlıkların" ve bir bilincin meyvesiydi.

Güncellemeler:
Ben: Yoğun sefaletlerin egemen olduğu yerde, en küçük rahatlıklar bile alabildiğine büyütülür.
İbsen'in dağı bu öyküde nereye konumlanıyor?

Bal Kız: İlk cümleniz çok ama çok alakasız. Öyle bir şey değil. İyi dinlemiyorsunuz ya da okumamışsınız. Sıcak güneş (dağın doruğu) ve "öğle düşüncesi" size yaramamış. Bir Jean-Baptiste Clamence "gölge"liği biliyorum, oraya geçelim.
Ben: Neresi ora?

Bal Kız: Prag'ın mezarlığı ya da keskin sirke kokulu, izbe sokakları. Size ışığı ve güneşi özletecektir. Hayat, basit. Onu zorlaştıran aslında bizleriz. Öyle karmaşık hale getirmişiz ki binlerce yıldır; hayat üzerine habire bir şeyler söylemek ihtiyacı hissediyoruz. Aslınca çeperlerde dolandığımızı bilmeden.

0|0
1|0

Kızlar Ne Diyor 1

  • Bal Kız ''Hayat basit'' derken, aklıma kazınmış şu yazıyı anımsadım yeniden: ''Ben basit bir insanım; düşünceleri, istekleri, her şeyi basit bir insan. Herkes gibi ben de karşılıklı bir anlayış, bir dayanışma, bir arkadaşlık duygusu içinde yaşamak istiyorum. Hepsi bu kadar.''

    0|1
    0|0

Erkekler Ne Diyor 0

Erkekler görüş yazmamış.

Yükleniyor...