Türk Dil Kurumu'nun gereksiz kelime icatları?

Spam yerine çöpçül.
Duayen yerine aksakal. :)

Gibi. Karşılık bulma ve eski köye yeni adet hastalığına tutulmuşlar. Yani yerleşmiş bir duayen dururken, kim kalkıp aksakal der. Dile, özleştireceğim diye zorlama müdahalelerle ipotek koyamazsın. Ancak kaos yaratırsın.

Ayrıca TDK'nın özerkliğini büsbütün kaybettiğini de Gezi olaylarından sonra "çapulcu"nun tanımını değiştirilmelerinden hatırlıyoruz :

www.tdk.org.tr/index.php

Çapulcu, yağma eden demek. Gezi'den sonra "düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan" oldu. Bir gecede tanım değişti ne hoş. :)

Sizin de düşüncelerinizi merak ettim. Nedir fikriniz?


0|0
4|10

En İyi Kız Görüşü

  • Türk dil kurumu, kuruluş amacına hizmet eden bir kurum olmaktan çıkalı çok oldu. Dile yerleşmiş yabancı kökenli kelimelere illa Türkçe karşılık bulmak istediğinizde sonuç bu oluyor.

    Bir edebiyat öğretmeni olarak şapkalı sesleri en son ne hale getirdiklerini takip etmeye çalışmaktan yorulmuştum.

    Türkçede uzun ünlü yoktur şapkalar çıksın !
    Uzatmaları koymayınca sesler karıştı şapkalar geri gelsin !!!
    Bu kadar istikarsız bir kurum görmedim.
    Marifetleri saymakla bitmez ama kabul edemedikleri şey şu :

    Türkçe yetersiz ve eksik bir dil olarak kalıyor yerleşmiş sözcükleri yerlileştirmeye kalktığınızda..
    Ki bazı sözcüklerin dilimizde tam karışığı bile yok
    Ör, akıl Arapça Türkçesi us
    Bizde akıl ve us aynı kapıya mı çıkıyor?

    Bu kurumun ve icraatlarının en kısa zamanda yeniden düzenlenmesi gerekiyor bence

    1|1
    0|0
    • Sonuçta yüzyıllardır imparatorluk topraklarında yaşamışız ve farklı kelimeler kültürel zenginliğin belirtisi.
      Ve hala adamakıllı bir sözlük çıkarmalarını bekleyenler var.

      Deneme tahtası olmuş Türkçe. Sizin işiniz de zor gerçekten, özenli yorumunuz için teşekkür ederim.

    • Hepsini Göster
    • Teşekkür ederim...

    • Ben teşekkür ederim hocam, kolay gelsin size.

Erkekler Ne Diyor 10

  • Betül, penceresine güvercin konmuş 3 yaşında bir kız çocuğudur. O'nun bir "güvercin olduğunu" bilmemektedir. Betül için kuş, neyse odur: O an gördüğü bir çift ayak, belki sulu bir göz, yeşil gerdanlık... O'nun bir güvercin olduğunu "öğrendiği" andan itibaren artık kuş, safi gerçekliğini yitirir. "Kavram" düzeyine çekilir ve zihinde kategorize edilir.
    Çıplak doğan insanoğlunun giysilerle kuşatılacağı uzun bir sürecin enterne borusu çalmıştır.

    Tabii doğaya dönüş gibi romantik hayaller peşinde değilim. İnsan, toplumsal bir varlık ve 7/24 Walden'cilik oynamak, kolay değil. F. Pessoa'nın 'Anarşist Banker'ini okudun mu bilmiyorum. Bir bölümde paranın tahakkümünden kurtulmak ister. İlk çare olarak, mağara insanı dönemlerinin yaşamına kaçmayı düşünür: "Doğaya dönebilir, kökler yiyerek, kaynak suları içerek çıplak dolaşabilir, bir hayvan gibi yaşayabilirdim. Bana hiç de zor gelmeyecek olmasına rağmen, bu şekilde hiçbir toplumsal şartlanmayla savaşmış olmayacaktım. Hiç ama hiç savaşmamış, kaçmış olacaktım. Doğal olarak; bir savaşa girmeyip tüyen kişi, o savaşta yenilmiş olmaz. Fakat savaşmadığı için, ahlaki anlamda yenilmiştir."

    İşte dil de böyledir. O da insan gibi toplumsaldır ve nefes alır/verir.

    Yani soruya cevabım, Betül'de saklı. Dil, yaşayan bir unsurdur. Uygarlığın taşıyıcısıdır. Bir vetire sonucu alışkanlıklara dönüşür ve "kavramsal" düzeyde de yerleşir. Zorlama teşrihler/tamlamalar, hayatın pratikleri ile uyuşmaz. Ölü doğmuş birer Sevr'dirler nihayet.

    Avrupa'nın köklü dilleri ve edebiyatı, kurumların güdümünde mi gelişti? Hayır! Şairlerin, ediplerin, filozofların eserlerinden doğdu ve yığınlarla da paslaşarak serpildi. (bknz. Shakespeare)

    Bir de 1960'lardaki Milli Sinema (Refiğ) ve Batıcı Sinema (Erksan) kutuplaşmasına benzer şekilde, ideolojik yaklaşanlar var. Genç Kalemler dergisinden, 2014'e; bu "öz"leştirme tartışmaları, kamplarını da yarattı.
    Ne aşırı oynamalı ne de dondurmalı galiba. Dil, mecrasını bulur. Laissez speak!

    3|0
    0|0
    • Zavallı Betül. Ya bu deveyi güdecek ya da taşlanacak, dışlanacak. Ama Betül aklını rehber edinir, sorgular, her önüne sunulanı sünger gibi emmezse sorun yok. Hem çevresine de ışık saçar belki.
      Bir Huzursuzluğun Kitabı değildi ama okumuştum abi Anarşist Banker^i. Gezi'den sonra popüler olmuştu, Duran Adam'ın kitabıydı. :) Hatta senin yaptığın alıntının devamında da galiba "Para parayı söker"de karar kılıyordu. Para tutkusunu, çok paraya sahip olarak törpülemek. Mesela hayatımın kitaplarından Zorba'daki gibi. Alexis Zorba da bir şeyin baskısından arınmak için o şeyi sonuna kadar sömürüp tüketir.
      Anarşist Banker özgürlükçü başladı, kodaman kapattı. Karakterin kendisinde çelişkiler var.

      Doğaya kaçış da aklıma Into the Wild'i getirdi. İnsan bazen heverslenmiyor değil.

    • "Hırpalanmışlığın" tepe noktasında gelen bilinç/uyanış... Jack London, bize bunu fısıldar aslında. Başyapıtı Demir Ökçe bir yana... Beyaz Diş'inde, yaşadığı dar dünyanın dışına çıkan kurt köpeği, hayatı keşfe koyulur. Bir yandan vahşi doğa, diğer yandan efendileri yani insanlar, hayvanın bağışıklığını gitgide güçlendirir. Amansız bir kurt oluverir çıkar. Otorite ve evcilleşme arasında sorgulama eğrisi çizilmiştir.

      Hakeza Vahşetin Çağrısı'ndaki Buck. Konaklarda büyüyen köpek, Altına Hücum'cuların kızaklarına koşulmak üzere, kutuplara gönderilir. O köpek, zamanla yaman şartların etkisiyle sürünün liderliğini alacak, kuzeyin efsanesi haline gelecektir.

      Demem o ki... İsyan şarabını içebilmek için bazen üzüm gibi ama "en hat safhada" ezilmek gerekir. Ki, bir uyanış yaşanabilsin.

      Konudan biraz saptık ama ne fark eder. Suya yazıyoruz nasılsa :)

      Not: Çelişki tespitine katılıyorum. Var.

    • Bir şeylere sahip olmak için bazen her şeyi kaybetmek gerekebilir. (Acı, arabesk edebiyatına girmeden.)
      Ya da doyumun tepe (!) noktasına ulaşmanın getirdiği monotonluğun, sürekli yeni doyumları gerekli kılması ve kısır döngü.
      Konudan sapmak da güzeldir bazen. :)

  • duayen kadınlara da aksakal kadın mı dicez ya da aksakallı kadın mı diyelim :)))

    0|0
    0|0
  • Türkiyeli değilim ama Terkçem hepinizden çok daha iyi, TDK`dan çok ama çok yaralandım.

    0|0
    0|0
    • Pardon bir şey sorabilir miyim? Cümleyi yaralandım ile bitirmişsiniz, bir yazım yanlışı var mıdır acaba? Önce yararlandım şeklinde okudum çünkü.

    • Özür dilerim. R`yi düşürmüşüm, YARARLANDIM

  • bazen de güzel kelimeler bulabiliyorlar chip (çip)= yonga

    0|0
    0|0
  • Otobüs = Çok amaçlı oturgaçlı götürgeç

    0|0
    0|0
  • işsizler kapatalım şunları bir işe yaradıkları yok :D çok oturgaçlı götürgeçten sonra pek umursamıyorum onları

    0|0
    0|0
  • Binlerce Osmanlıca kelimeyi yok et sen , sonra kıytırıktan kelime ara

    0|0
    0|0
  • tren yerine alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı götürgeç saçmaladıgı kelime çok

    0|0
    0|0
    • Alttan ittirmeli üstten tüttürmeli mi? Bu gerçek mi. :)

    • aynen öyle, çok oturgaçlı götürgeç = otobus demek
      sigara=dumansal tutturgec demek
      fotokopi=tıpkı çekim demek :D saçmalıgı çok

  • özçekim :D

    0|0
    0|0
  • Hostes= Gök götürü konuksal avrat :D

    0|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 3

  • Trt filan kullanır şimdi bu uydurma kelimeleri, yaygınlaşsın deyu. Bir de bunların büyük Türkçe sözlüğü var ya, orada aradığım her kelimeyi bulamıyorum ben. Marketlerden bim'e benzetiyorum bu halini, benzemiyor mu allasen? :))

    0|0
    0|0
  • bide selfie kelimesini anlamlandırmıslardı.. Tövbe ya :D

    0|0
    0|0
  • Özçekim..

    0|0
    0|0
Yükleniyor...