Maskelerle mi dolaşıyoruz günlük hayatta? (Sosyal maske)?

Sizin kaç maskeniz var? İş yerindeki sen, okuldaki sen, evdeki sen, akraba ziyaretindeki sen, banka kuyruğundaki sen.

Şunu yapma ayıp, bunu yapma günah. Herkese nazik ol. İncinsen de incitme. Her zaman güleryüzlü ol. Cinselliği ulu orta konuşma, yaşama. Şu ayıp bu ayıp. Falan filan.

Aferin sana örnek vatandaş!

Yani toplum ve geleneklerin empozesi o kadar güçlü ki. Hepimiz olmadığımız insanları oynuyoruz. "Kabul görmek" adına gerçek benliğimizi değil ideal benliğimizi gösteriyoruz. Maske, bir yere kadar normaldir ancak bazıları "olmadığı" insana bürünüp çıkıyor.

Aslında ben şunu merak ediyorum. Maske taktığımız işin tespiti. Şimdi bazı şeyleri topluma şirin görünmek adına bastırıyoruz ya. Mesela cinsellik.
Tecavüzler bundan mı kaynaklı? Tecavüzcüler bastıran tipler mi? Demek istediğim, maske düşüyor ve işte olan oluyor.

Saçmalamış olabilirim. :)


0|0
2|12

En İyi Erkek Görüşü

  • Saçmalayan bunca zamandır tabulaşdırılmış zihniyeti koruyup, yayan ve yaşatılmasın da ısrarla çapalıyanlardır aslın da.

    Bu konu da daha önce de bir çok sorulan soruya cevap vermişim dir her cevapım da da şunu söylemişimdir;her birey nasıl yetişdi ise ve gelişimini nasıl tamamladı ise o ortamı kabullenrek bilinçsizce dayatılmış ve aşılanmış karakterin kostumün üstlerine geçiriyor.

    Benliğini yansıtamayıp ailesinin, çevresinin ve toplumun dayattığı psikolojik açı dan bilinçini ele geçirmesi sonuçu giydirilen her kostumu koşulsuz şartsız kabullenmesi insanların istemediği figürlere dönüşmesine neden oluyor. Gerçeklik den uzaklaşıp gerçekliğin inandırma çapasın da ustalığa yelken açıyorlar.

    Mutsuzluklar, huzursuzluklar, suçlar, ihanetler yani tüm olumsuzluklara kapının aralanmasıdır benliğin yok sayılıp dayatılan kostümlerin giyinilmesi.

    Elalem ne der? her şey bu soru cümlesi ile başlar, bu cümle bir ömürü alt üst edebilme yeteneğine sahip ve en etkilisin den dir bir toplumu psikolojik açı dan yok edebilmek için.

    Baskıların ve dayatmaların sonucu oluşan bu olumsuzluklar bilinçsizlik üzerine var olmuş toplumlar da görülür. Malesef Müslüman olan ülkeler de bu kolayca aşılana biliyor. Dediğim gibi bilinçsizliğin doğması bunlara neden.
    Herşey gibi cinsellik de nasipini almışdır , tabulaşdırılmış bir cinselliğe sahipiz. Hiç bir aile genel anlam da çocukları ile cinsellik hakkın da iki kelam etmezler. Utanırlar ve ayıp olarak nitelendirirler. Çünkü ailelerin den öyle gördüler. Kendi bedenine bile dokunulmayı günah ve sapıklık olarak nitelendirirler. Cinselliği öcüleşdirip konuşulmasına msade etmezler. ve daha sonra oluşaçak olumsuzluklara kapıyı arkasına kadar aralarlar.

    Dostum lanet olsun bu kahrolası bilinçsizlik.

    Herşey bundan ibaret gelişiyor.

    1|1
    0|0
    • Teşekkür ederim gayet güzel anlatmışsınız.

    • Rica ederim.

      Önemli olan düşünçeleri paylaşarak ifadeye anlam katmak.
      Daha detaylandırırsak çok ekleçenek ve söylenileçekler va bu konuda, artık onları da diğer soruların çağrışımı ile paylaşılması dileğiyle.

Erkekler Ne Diyor 11

  • Tam Jung'un persona & gölge'sine bağlanacak soru.

    - Bu insanlara zor gelmiyor mu Olric?
    + Ne zor gelmiyor mu efendimiz?
    - Her sabah iki yüzlerini yıkamak!

    İlkel insanın, hesapsızca yaşayış içeren içgüdüsel/vahşi yönü, Hıristiyanlık ile gelen sevgi, erdem vb. unsurların markajı altına girdi. Bilinç/bilinç altı arasındaki ciddi kopuş! Zamanla o ilkel yön -salon uygarlığı lehine- gitgide törpülendi. Ötelendi.

    Jung, saldırganlıkları da işte bu "bastırılmışlığa" yorar. İpek böceği, etrafına koza örmede ifrat noktasına ulaştığında ölür ya. Kozalarla perdelenen "saldırganlık", hoyratça yüzeye çıkar.
    20. yüzyılın büyük kıyımları ve totaliter deneyleri de öyledir. Bilimin/aydınlanmanın ehlileştirdiği ve bilinçten kopardığı (!) "ilkel" yön, esasında hep vardı. Bilinçaltının dehlizlerinde, pusudaydı. Kontrolden çıkacak anları beklemişti.
    Hakeza, karnaval adı altındaki gösteriler. İlkele, pagan ayinlerine, Rousseau'nun "iyi vahşi"sine özlem gibi.
    1960'larda, Hesse'nin de etkisiyle boyut kazanan Hindistan'a yöneliş yahut günümüzdeki spiritüalizm arayışları da modernizmin cebrinden "ilkel"in kucağına kaçıştır.

    Gelelim bağlamaya. Persona, toplumdan dışlanmamak ve kabul görmek adına takınılan o maskeler herkeste var. Bazen farkında olmaksızın bile takılır. Grup hayatını idame ettirmek adına gereklidir de.
    Gölge ise, senin tabirinle "kabul görmek" adına bilinç halısının altına süpürülen "muzır" neşriyat. Bastırma, bazen aşırı gelişmiş entelektten de sadır olabilir.
    Burada önemli nokta, Persona inşa edilirken "gölge"nin ne oranda bastırıldığı. Ve onunla ne oranda yüzleşildiği, farkındalık kurulduğu.

    İnkar edilen veya sürekli preslenen gölge, hem iç huzursuzluk hem de dışa karşı patlamalarla açığa çıkar.

    Vergilius, İlahi Komedya'da pagan olduğundan ötürü cennet yolculuğuna alınmamıştı. Gölgemizi sürekli sus bakayım sen diye yol dışına itmemeli. Alimallah. Malraux'un İnsanlık Durumu'nda işçilerin içine atıldığı kazanlar gibi yakar.

    (...)

    2|0
    0|0
    • Oysa iç disipline ve olumlu benlik algısına sahip insan, gölgesiyle barışıktır. Duygularını yönetmeyi bilir. Persona ve gölge, onda çatışmadan var olur. Bunu şöyle düşün. En gayretkeş insanda bile bir tembellik isteği vardır. Ancak kişi, söz konusu benlik algısına haizse bu tembelliğin (yani gölge), persona'ya (yani çalışmak) giden yolda küçük bir mola olduğunu bilir. Rahattır. Çalıştığı için var olmaz o; çevrenin yüklediği değer örüntüleri 2. plandadır. Var olduğu için sırasında çalışır, sırasındaysa tembellik eder.

      Tecavüz konusu daha karışık sanki de. Şuna benziyor biraz. Bir kitapta okumuştum. Yıllarca eşinin tasallutu altında yaşayan ve eşi ölünce baş örtüsünü çıkartıp pavyonlarda şarkıcılık yapan bir kadın varmış. Bunun da öteden beri en büyük hayali olduğunu belirtmiş. Ne kadar "preslenmiş" bir hanımefendiymiş ki, gölge bir anda olanca heybetiyle belirmiş.

      SONUÇ YERİNE;

      Koyverelim gitsin!

      Gölgelerin gücü adına...

    • Jung'u okumadığım için sana eşlik edemeyeceğim ama aradığım cevap orada görünüyor. Hindistan'a gitme, arınma mevzusu bana da ilginç gelmiştir. 60'lardan çok önce de vardı bildiğim ve şundan ilginç geliyor, bir şekilde sana tamamen farklı bir dünyaya giriyorsun. Avrupalılar için farklı yani. Ne kadar anlayabilirsin ne kadar girebilirsin? Bunun senin bahsettiğin ilkeli bastırmayla ilgisi konusunda tam emin olamıyorum. Yani karma felsefesi, gurular hep derinimizdeki ilkel vahşiye mi cevap veriyor? Sevgiyi törpüleyen mekanik dünyadan kaçışa. Çok zor bir konu.
      Yine zamanda yolculuğa çıkardın teşekkür ederim. :)

    • "Hindistan'a gitme, arınma?" "Ne kadar anlayabilirsin ne kadar girebilirsin?"

      Bu zorluğun cevabı, çizgisel ve döngüsel zaman'ın farkında saklı belki de. Bu fark, dünyayı algılayışa da tesir ediyor. Yitik cennetlerini orada arayan Batılılar'ın önündeki zifiri uçurum...

      Doğu ve Batı'yı coğrafi bağlamlı darlığından koparıp, kıyasladığımızda.

      Aydınlanma ve sanayi devrimi ile iyiden iyiye tekamül bulan rasyonel/mantıksal Batı düşüncesi, Doğu'ya bu mantık ile nüfuz etmeye çalıştığında sıkıntı doğar. Batı çözümlemesi, mantık içerir. Zaman algısı da lineer, ilerlemeci, evrimci ve gelecek odaklıdır. (20. y. y. başında kısmen Nietzsche felsefesi, kuantum ve nihayet postmodernizm, bu lineer'i sallayacaktı.)

      Oysa Doğu'ya ancak "sezgiler" yardımıyla nüfuz edilebilir. Zaman algısı da döngüsel ve non-lineerdir. Şimdi/geçmiş odaklıdır. Hatta kaotiktir. İlkel yaşam/düşünüş örüntüleri * vardır. (* Sevgili duyarlı çok güzel bir film önermiş sana. Walkabout, nefistir.)

  • Kesinlikle hayır.. Son söylenecek sözü önce söylerim çekinmem.. Bir şey yanlış veya hatalı ise mutlaka söylerim hem de ima etmeden ve hiç kimseye de şirinlik yapmam.. Fakatttttttttttt evet fakat ve ne yazık ki günümüz de bir yerlere oturabilmek veya yükselmek için dilin büyük olup birilerini kıçını yalamak elzem durum da.. Cinsellik de çocuklauktan başlayan baskıcı yetişme ve sokakta öğrenilen yanlış bilgiler sayesinde bir nevi paronaya halinde.. Çoğu erkek için biraz kısa eteklik, omuzları açık elbise giymek hafifmeşreplik ve onlar için hemen her yer de her şekilde ilişkiye hazır görülmekte.. Bir de pısırık, öz güveni olmayan vekorkak erkek tiplerinin tek yapabildiği tecavüz.. Ama dediğin çok doğru ortalıkta maske takmış hatta elbise giyen, konuşan ve lüx arabaya binen bir sürü yeni nesil hayvan var..

    1|0
    0|0
    • Son cümleniz çok güzel. Çok eleştiri aldım soruda ama anlayan birilerini görmek de güzel. Bunları doya doya yaşamak için en azından okulda, ailede iyi bir eğitim almak lazım. Leylek seni dünyaya getirdi diye cevap veren ebeveynler ya da cinselliği tabu sayan eğitim olunca sizin de bahsettiğiniz maskeli bastırılmış tipler dolaşıyor ortada. Neden oldukları olaylar da ortada. Bazı şeylerle yüzleşmek lazım yoksa bastırıp yok sayınca araz doğuyor. O sana hakim oluyor. Teşekkür ederim ilginize.

  • toplumda baskı olduğunda maskeler mecburiyet oluyor aslında ama tecavüz konularının filan bu olay ile alakası yok orada saçmalamışsın. eğer maske takmaz isek gerçek benliğimiz diğerlerinden farklı olduğu için dışlanacağımızı düşünüyoruz kısacası.

    1|0
    0|0
  • Benden daha ıyı saçmaladın kanks senı sıtenın en saçma üyesı ılan edıyorum altın teker ödülünüde sana verıyorum

    0|0
    0|0
  • Aferin sana.

    0|0
    0|0
  • Sacmalamis olabilirsin tespitin doğru. Yani sacmalama hususunda.

    0|0
    0|0
  • Ben heryerde aynıyım valla. İşte evde okulda.

    0|0
    0|0
  • Gogus kafesini açıpta içindekileri göstermeye kimin cesareti yeterki...

    0|0
    0|0
  • sanalda bile maskem var benim :D maskelerimi seviyorum :D ve evet sacmaladin az kitap oku!

    0|0
    0|0
  • İnsanı tekdüze bir benlikten oluşuyormuş gibi düşünmek veya ele almak komik olur. Bir insan, bir ben'e sahip pek çok benlik topluluğudur. Nasıl ki sürekli karamsarlık bir benlik hali sayılıyorsa, sürekli mutluluk da bir benlik biçimidir ve bizler, kontrollü bir şekilde bunların sürekliliğini mümkün kılamayız. Dolayısıyla benliğimiz tek yöne doğru akan bir çizgi değildir. Değişim gösterir.

    Yıldızlarla dolu bir gökyüzü gibidir insan. Bazı yıldızların -benliklerin- daha parlak olduğu, bazı yıldızların ise daha yüksek başka yıldızların egemenliği -aydınlığı- altında olup, arkada kaybolduğu bir bulamaçtır. Maskeler ise iç dünyamızdaki bu düzensiz kargaşanın sırayla rol oynayan yapıtlarıdır. Hiçbirinin tek olarak bir anlam taşımadığı, ama kümelenmiş bir şekilde bizi -gökyüzünün güzelliğini- meydana getiren parçalar olurlar.

    Her biri birbirinden eşsiz bu maskelerin derin içselliğimizde oluşma nedenleri bastırılmışlık duygusudur. Örneğin; suda oynamayı seven küçük bir çocuğun annesi tarafından oyununa son verilmesi, sahip olduğu zevklerin içe atılmasına neden olur. İçimize doldurduğumuz tüm zevkler, duygular ve düşünceler, bizim ortam el vermişken kullandığımız maskelerimiz olur.

    Diğer taraftan, maskeler bazen zorunluluktan takılır. Bazen sırf sürüye yararlanmak amacıyla çaresizliğin doğurduğu sahte kişilikle yüzmek zorundadır kişi. Her ne kadar uyum yeteneği ile kişinin çıkarlarını ifade etse de bu strateji, bir yerde patlak verecektir kendisini sonunda.

    Sürü ile hareket etmenin tam tersi, aykırılıktır. Bir vizyona sahip olmak için kurulan benlikler yeni bir çıkış noktası sayılır. Sürüden kendini kırma noktası, -bu düşünce tarzı- hayatının ikinci baharını yaşamayı hedefleyen ahmaklara özgüdür. Çünkü bilemedikleri tek şey;
    Yeni bir ben yaratmaya çalışmak zaten bir yenilgidir. Farklı olmaya çalışmak en başından beri kaybetmektir.

    1|0
    0|0
    • Oluşturulmuş yeni benlik, ne sen, ne içinde atıp duran gerçekleştirmeyi beklediğin vizyonun, ne tamamen hayal ettiğin, ne de tamamen beceriksizliğindir senin.

      Bir yığın zevk ve ruhtan oluşmuş varlığında belirlemeye çalıştığın kişiliği oynamaya çalışan bir kukla. Bulamaç olmuş arzularındaki zavallı tiyatron. İçinde kopan fırtınaların karmaşası. Gerçeği bulamamış çırpınmalar ancak hayallerindeki benliğin maketidir.

      Kişi, başka biri olmayı istemekle kendini kandırır. Maskelerin zayıflığını vurgulayan bir replik ile son bulayım , çok gereksiz şeyler karalandı nedensizce.

      "Yüz maske bile taksan yüzüne, aklından geçen en küçük düşünce bile bilgim dışında kalmaz benim..."

    • Hepsini Göster
    • Seni görmek de büyük keyif. Bana paralel evrenler teorisini sevdirecektin az daha. Bir ara evreni uzun uzadıya anlatıyordun bilim dergilerinden bahsediyordun. Aklımda kalmış. :)
      Söylediklerinde haklısın. Ama sen hep suya yazıyorum demiyor muydun bence yine öyle yap. Varsın kimse anlamasın, sen kendin için yaz. Ayrıca bir sorumda hazineler saklı olur diyordun, haklıydın.
      Çıkmak zorundayım, sen de kendine iyi bak. Hala internete bağlanan bir cep telefonu alamadım, kendimi uzaylı gibi hissediyorum.

    • Benim dediklerimi benden fazla hatırlıyorsun. Bu beni ürküttü. ;)
      "Varsın kimse anlamasın" ...
      Çok acı bir cümle bu.

      Artık yazdığım şeylerin çürüyerek eski hesaplarda kalmasını istemiyorum. Kapatmış olduğum hesapların her birinde, en azından bir tane bile değerini kaybetmemiş yorumlarım bulunabilir. Ve bu yorumların toplamı en az 10 tane güzel bir yazı demek.

      Egomun kurbanı oldum. -her zamanki gibi- Artık bir bloğum var ve en azından kendi mekanımın içeriğinde kaybolsun o yazılar. Sessizliğin ve benliğin hakimi o değersiz mantalitemin kazıldığı yerde.

  • hiçkimse olmak istediği gibi olamaz. istediği gibi yaşayamaz.
    en zengin isterki param açıkta dursun ama kimse almasın. ama deli gibi saklar ve gerekince çok yalan söyler param yok diye.
    aciz adam güçlü görünmeye çalışır çünkü görünmese tepesine binecekler..
    kısacası hiçkimse heryerde aynı değildir. aksini iddia eden varsa kapışırım :D

    0|0
    0|0
    • Kimse iddia edemez. :) Sadece "olmadığımız" kişiyi asıl kişilik haline getirmemeliyiz diye düşünüyorum. Yabancılaşma.

    • aslında o bir amaçtır. tam tersine öyle yapmamız laızm.
      bir düşünsene kemal sunalın filmini.
      ormanda büyüyor filan. bir kız görüyor keşfedildikten sonra "doktor kız"
      kızın memelerini tutuyor filan ayva diyor :D
      öyle oluruz olduğumuz gibi olsak :D
      kibarlık taklit edilir, sonrada karakter haline getirilir.

Kızlar Ne Diyor 2

  • Sonsuz Çöl filmini hatırladım:) Neden derseniz, güzel noktalar vardı modern hayat-vahşi hayat karşılaştırmasına dair. Örneğin, bir kadın ''modern hayat''ta gömleğinin düğmeleri biraz açıldığında bile tacizci bakışlara maruz kalıyor. Ama vahşi denen hayatta çıplaklık ilgi bile çekmiyor. Son kısmı da vurucuydu filmin. Belki de şu ''dayatma''lardan kurtuldukça özgürleşeceğiz de, zor..

    1|1
    0|0
    • Googleye aratınca Walkabout diye bir film çıktı o mudur bahsettiğiniz? Bu arada teşekkür ederim anlattığınız kadarıyla ilgimi fazlasıyla çekti.

    • Evet, o film. Rica ederim. Sizi de geç keşfettim bu sitede, kaliteli sorularınıza dahil olmak güzel:)

    • Linkini buldum bu arada indirmeye gerek kalmadı. Sözleriniz için teşekkür ederim bu arada, film için de. :)

  • Kimse gerçekte olduğu gibi değildir dışarda. Evde çok sacmalarim ama dişarıda ağır başlı diyorlar haha.

    0|0
    0|0
Yükleniyor...