İnsanlığın acıları ortak değil mi? (Sınır denen saçmalık)?

Geçen gün bir kitap okudum Muğla'daki bir köyden bahsediliyor. Şimdi bu köy ile Amerikadaki kızılderililer arasında bir antlaşma yapılıyor. İki taraf da birbirine maketler gönderecek. Kızılderililerden, beyaz adamın yaktığı bir köyü temsil eden maket gelir. Hal böyle iken Muğlalıların illerinden bir hediye göndermesi abes kaçar der yazar. Onlar da Doğu'ya gitmeli, oradan bir köyün maketini falan göndermeli. Hediyeyi ancak o paklar.

İnsanlığın acıları evrenseldir. "Acı"lar bizleri birleştirir; suni düşmanlıkları dağıtır. Ben daha okula yeni başlarken 1995 gibi Manisa Çocukları Davası vardı. İşkence kavramıyla o yaşta tanıştım. Bazı şeyler yaşanmadıkça sadece kelime olarak kalıyorsa da. Sonra Cumartesi Anneleri ve ölüm oruçları oldu. Hunger filmini izlediğimde onlar ve IRA eylemcileri arasında bağ kurdum... Darağacında bile dik duran, direnen Sokrates, Deniz Gezmiş ve Zoya Kosmodemyanskaya'dan üçgen çizdim... 17 Ağustus depreminde yardımımıza koşan Yunanistan halkını düşündüm... Sınırların, kimliklerin bendini aşıyordu acılar.

Yerel kültürler bir zenginliktir. Çok çeşitliliktir. Ama neden insanlar "kimlik" uğruna birbirlerini öldürür anlamam. Neden bu dünyada hala "din" uğruna savaşlar çıkıyor, insanlar öldürülüyor anlamam. (Aklıma getirdiği: Amin Maaoluf, Ölümcül Kimlikler.) Silahlanma yarışına harcanan paraların % 1'i ile açlık ortadan kaldırılabilecekken neden insanlar açlıktan ölür anlamam.

Neden SINIR diye bir şey var onu hiç anlamam. Pasaport, vize ıvır zıvır.

Herkesin pimi çekilmiş el bombası kıvamında dolaştığı bugünlerde hep aklıma bunlar takılıyor. Bulabildiğim cevapsa şu. Acılar ortak ama "menfaatler" çapraşık. İnsanlık da henüz evrimini tamamlamadı. :) Ve bulabildiğim cevap tüm o safça özlemlerimi bakayaya bıraktırıyor.

Elimizde kala kala ütopyalar kaldı.


0|0
0|3

En İyi Erkek Görüşü

  • Cihangirane bir soru çıkarmışsın bir kabileden.

    Efradını cami ağyarını mani der, eskiler. Yani gördüğümüz her ne ise o kadar "olması gerektiği gibidir ki", bir şey eklesen yahut bir şey çıkarsan tüm ahengi bozulacaktır. Bozacağız.

    Öncelikle etnik ve mezhebi dairede kimlik, içi boş bir aldatmacadan başka şey değildir bana göre. Jean Jacques'lerin Rousseau'su, toplumsal sözleşmede "insan özgür doğar ancak zincirleriyle yaşar" demişti. Kimliklerin etnik/dini olanı, doğumumuzla birlikte bir deli gömleği gibi üzerimize giydirilir. Ve buna uygun örüntüler beklenir. Kimliklerimiz çeşitlidir ve en fazla tehdit altında görülen de baskın kimliğimiz olur çıkar. Toplumlar, korku/çaresizlik anlarında nasıl onları sarmalayacak bir otoriteye (güneş krallara) ihtiyaç duyuyorsa; yaşamlarının anlamını bulmayı da bir yere/şeye ait olmakta buluyorlar. Cemaatler, örgütler hep o aidiyet (ve varoluş) ihtiyacından itkileniyor. Şurada yazdıklarımızda bile örtük bir "kimlik kazanma" gayesi var. Sosyal medya fenomenliği ise kimlik edinmenin en zahmetsiz yollarından. Yani kimliğin kümesi geniş.

    Hayatın diyalektiği, altyapı/üstyapı ilişkilerinde ve ekonomide kendini gösterir. Ancak bu gömleklerin de -tekil saha olmamak kaydıyla- bir belirleyiciliği var. Öyle ya. Mücadele ve deneyimler neticesinde teori de dogmalıktan çıkıp gelişir; gelişen teori de her defasında pratiğe daha iyi bir fener olur.

    Meseleye -Demiryol'daki Tarık Akan misali- büsbütün ekonomizm batağına da saplanmaksızın ancak o "asıl" gerçeği de gözden kaçırmaksızın bakarsak temeli sağlam atmış olacağız. Aksi, Hale Etkisi'ne açık kapı bırakır.

    Acılar, evrenseldir. Haklısın. Kıskançlık da evrenseldir; ihanet de. Kıskançlık olmasa o kadar tragedya yazılır mıydı? Hayır. Ve evet; "sınırlar" neden?

    (...)

    3|0
    0|0
    • Bu arada Manisalı Çocuklar ve IRA bağlantında film yazmışsın. Eğer izlemedi isen 1996 yapımı yine bir IRA filmi olan 'Some Mother's Son'u tavsiye ederim. Helen Mirren, açlık grevindeki militan oğlu için endişeleniyordu. Mücadelesine göz mü yumsun; yahut müdahale mi etsin. "O daha çocuk" der, bir sahnede. Manisalı çocuklar da öyleydi.

      Sen umudunu kaybetme. Voltaire bile yanılmamış mıydı. Güya 14. Louis uygarlığın son beşiğiydi. (!)

      Bugünlük bu kadar. Bir sonraki derste Amerika'yı da işleriz Gary Cooperle.* Ugh! :)

      * Salah Birsel

      Not: Zoya hatırlatması için teşekkürler. Paul Robeson ile mukabelede bulunalım. Söz Nazım'da:

      "Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten
      korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
      türkülerimizden korkuyorlar."

    • Hepsini Göster
    • Hoş geldin abi gerçi özelden de yazmıştım ama buradan da söylemek istedim. :)

      Kıskançlık evrensel olmasaydı Shakespeare her dönem bu kadar güncel olur muydu.

      Link attığın filmi de mutlaka izleyeceğim güzel eleştiriler almış.

      Zaten bu yaz Fethiye'ye gidecektim Kayaköy'ü öğrendiğim iyi oldu. Tabii ben yine de Doğu'da yakılan bir köyü tercih ederim. :) Çok teşekkürler.

    • Sizleri görmek de güzel.

      Ben teşekkür ederim.

Erkekler Ne Diyor 2

  • herkes kendi dötünün rahatını düşünüyor--duaların kurtaracağını zannediyor!

    1|0
    0|0
  • Aaaahhhh ahhhh... yok mu şu NEFS?

    0|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 0

Kızlar görüş yazmamış.

Yükleniyor...