Gezegenimizi Yakından Tanıyalım: Dünya'nın Yaşı ve Oluşum Süreci

Üzerinde yaşadığımız bir gezegen var, adı Dünya. Güneş Sistemi'nin üçüncü gezegeni. Gözlemlenebilir Evren'de Dünya'dan başka canlı yaşamına izin verecek başka bir gezegen henüz keşfedilmedi.

Koca Evren'de gezegenimiz ufacık yer kaplar.

Gezegenimizi Yakından Tanıyalım: Dünya'nın Yaşı ve Oluşum Süreci

En kısa yoldan size Evren'de ne kadar yer kapladığımızı açıklayayım: Dünya'nın en geniş kısmı olan Ekvator'un çevresi tam 40.076 kilometredir. Basit bir yolla Evren'in büyüklüğünü ışık hızı vasıtasıyla öğreneceğiz. Işık hızı 1 saniyede Ekvator çevresini tam 7,5 tur atmakta. Dünya'dan ışık hızıyla yola çıkarsanız ortalama 8 dakikada Güneş'e varmış olursunuz. Biz Samanyolu Galaksisi sakinleriyiz. Geceleyin gökyüzünde gördüğünüz yıldızların hepsi bu galakside yer almakta. Güneş'ten çok daha büyük yıldızlar mevcut. Samanyolu Galaksisi'nin keşfedilen en büyük yıldızı Uy Scuti bunlardan bir tanesidir. Uy Scuti Yıldızı Güneş'ten tam 5 milyar kat daha büyüktür. Bu kadar büyüklükte bir yıldız Samanyolu Galaksisi'nde ufacık yer kaplar. Basit bir kıyaslama yapacak olursak; Samanyolu Galaksisi'ni bir basketbol sahası düşünün, o basketbol sahasındaki basketbol topu da Uy Scuti'dir.

Kırmızı dairedeki Samanyolu Galaksisi'dir. Bu galaksiden başka 100 milyar daha galaksi var ve boyutlarının birçoğu Samanyolu Galaksisi'nden milyarlarca kat daha büyük.

Samanyolu Galaksisi'nin bir ucundan diğer ucuna ışık hızıyla yani 1 saniyede Dünya'nın çevresini 7,5 tur atan bir hızla yola çıkmak isteseniz bu yolculuğunuz tam 100 bin yıl sürer. Samanyolu Galaksisi'nden başka milyarlarca galaksi vardır ve bu galaksilerden Samanyolu Galaksisi'nden milyarlarca kat daha büyük olanları vardır. Yani Evren o kadar büyüktür ki yüzler, binler, milyonlar yetmiyor. Devasa boyutlar üzerinden milyar hesapları yapılabiliyor ki bu hesaplar da en az 7 haneli oluyor. Evren'de gözlemlenebilen en uç nokta 46 milyar ışık yılıdır. Yani Dünya'nın en geniş kısmını 1 saniyede 7,5 tur atabilen bir hızla Evren'in gözlemlenebilen en uç noktasına yolculuk yapsaydınız 46 milyar yılın sonunda yolculuğunuzu tamamlayabilirdiniz. Dünya'nın yaşının 4,5 milyar olduğu tahmin edilirse bu oldukça uzun bir zaman dilimi. Dünya'daki bütün kumları Evren olarak saysak Dünya 1 kum tanesi bile etmez. İşte koskoca Evren'de gözlemlenen bütün yerler dahil hayat sadece Dünya'da var.

Peki bu ufacık gezegen nasıl oluştu ?

Uzay boşluğunda süzülen asteroidler (gök taşı) bir zaman sonra birbirlerine çarpmaya başlayarak devasa bir kütle oluşturmaya başladılar. Kütle ne kadar çok büyürse çekim kuvveti de o kadar artar. Gitgide büyüyen bu gök taşı kütlesiyle çevresindeki tüm gök taşlarını kendine çekmeye başladı. Yamuk bir gök taşı oluştu. Bu kütle artık gök taşı olmaktan çıktı ve gezegen statüsüne erişti. İçerisi korkunç volkanik lavlarla dolu bir gezegen Güneş Sistemi'ne girmek için Güneş'in yörüngesinde ve kendi etrafında dönmeye başladı. Aşınan yüzey bir zaman sonra yuvarlak (geoit bkz: kutuplardan basık, ekvatordan şişik) hâlini aldı. Ardından iklim olayları meydana geldi. Yağmur yağdı ve okyanuslar oluştu, canlılar türedi, insanoğlu doğdu. Bu oluşum süreci kesin olarak bilinmemekte. Basit bir örnek verecek olursak Dünya'dan 1 litre suyu bile azaltamazsınız. İçtiğiniz su bir zaman sonra boşaltım yoluyla denize karışır ve oradan buharlaşıp gökyüzüne yükselir. Ardından yağmur suyu olarak tekrar yeryüzüne düşer. Bu bir döngüdür ve bu döngü asla bozulmaz.

Bebeklik, ergenlik ve yetişkinlik çağı.

Gezegenimiz diğer gezegenlere kıyasla biraz yaşlı. Dünya üzerinde en eski bulunan kayaçlar Grönland ve çevresinde ve yaşları tam olarak 4,5 milyar civarında. Aslında Dünya'nın yaşının daha az veya daha fazla olabileceğini düşünenler de var. Fakat Dünya'dan çıkarılan en eski kayacın 4,5 milyar yıllık olması Dünya'nın da 4,5 milyar yaşında olduğunu ortaya koyuyor.

Bu süreçte devasa kara kütleleri birbirlerinden kopmaya başlamıştır.

4,5 milyar yıl önce Dünya'da tek bir kara kütlesi vardı ve bunun da adı ''Pangaea'' idi. Daha sonra bu kara kütlesi yıllar geçtikçe çeşitli yerlerden kopmaya başladı. Buna ''kıtaların hareketi'' adını veriyoruz. Yıllar geçtikçe kıtalar birbirinden ayrılmaya başladı ve şu anki hâlini aldı. Kıtalar gitgide birbirlerinden uzaklaşmaya veya yakınlaşmaya devam ediyor. Mesela Avrasya Levhası ile Hindistan Levhası'nın birbirlerine doğru hareket etmeleri sonucu en büyük sıralı dağlar olan Himalayalar oluşmuştur. Yine gezegenin en yüksek noktası olan Everest Dağı da Himalaya Dağlarından biridir. Peki kıtaların hareket ettiği ne mâlum ?

1) Kıtalar birbirlerine yapıştırıldıkları zaman uyumlu olmaktadırlar.

Fotoğrafta da görüldüğü üzere Afrika Kıtası ile Güney Amerika Kıtası'nın sınır kısımları birbirine uyumlu. Bunu birer yapboz olarak da düşünebilirsiniz. Asya Kıtası'nın güney kısmı ile Afrika Kıtası'nın kuzey kısım sınırları da birbirine uyumlu.

2) Amerika Kıtası'nda bulunan bir fosilin Afrika Kıtası'nda da bulunması.

Amerika Kıtası ile Afrika Kıtası arasında okyanus var. Yani uçma ve yüzebilme özelliği olmayan bir canlının Afrika Kıtası'ndan yola çıkıp koskoca Atlas Okyanusu'nu aşıp Amerika Kıtası'na varması mümkün değil. Farklı kıtalarda bulunan aynı fosiller de bir zamanlar kıtaların bitişik olduğunu kanıtlıyor.

3) Sıvının kütleyi hareket ettirme gücü.

Tahta parçacıklarını su dolu bir küvete koyarsanız o tahta parçacıklarının hafiften hareket ettiğini görürsünüz. Veya denizde bağlı bir sandalı gördüğünüzde de o sandalın hafiften hareket ettiğini fakat bağlı olması sebebiyle uzaklaşamadığını görürsünüz. Dünya'nın iç kısmının da sıvı lavlardan olduğunu düşünürsek üzerindeki kara kütlesinin hareket hâlinde olması gayet doğaldır.

Atmosfer Dünya'nın zırhıdır.

Gök cisimlerinin yüzeyini gaz ve buharla saran tabakaya atmosfer denir. Bu tabakayı koruyucu olarak da düşünebilirsiniz. Dünya'nın canlı yaşamına izin vermesinin en büyük nedenlerinden biri de atmosferdir. Atmosfer Güneş'ten gelen ultraviyole diğer bir ismiyle X ışınları veya mor ötesi ışınları emerek zararlı ışınların yeryüzüne inmesini engeller. Dünya'ya gelen Güneş ışınlarının yalnızca %8'i atmosferden içeriye girer. Eğer bu oran daha fazla olsaydı Dünya canlılara ev sahipliği yapamazdı. Ayrıca atmosfer, Dünya'ya doğru ilerleyen gök taşlarını da yakarak yok etmektedir.

Jüpiter'in hakkını yemeyelim.

İçinizden ''Jüpiter ne alaka ?'' diyebilirsiniz ama Dünya'ya gök taşlarının çarpmamasında Jüpiter'in de parmağı var. Jüpiter Güneş Sistemi'ndeki en büyük gezegendir. Hiç kara kütlesi yoktur, tamamen gazlardan oluşur ve yoğun fırtınaları vardır. Kütlesi sebebiyle çekim kuvveti fazla olduğundan etraftan geçen bütün gök taşlarını kendine çeker. Biz buna muharebede görev alan bir tank da diyebiliriz. Cüssesiyle büyük gök cisimlerini çekmesiyle de Dünya'ya ve diğer gezegenlere çarpması muhtemel gök taşlarını engellemiş olur.

Dünya bu şekilde günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Bilim adamları artık çok fazla ömrünün kalmadığını iddia ediyorlar. Bu sebeple NASA yaşanabilir gezegen ve uydu aramak için gözlemlere devam ediyor. Bilim adamlarının ortaya koymuş olduğu bütün bu veriler tahminidir. Aslında yazılacak daha çok şey var fakat ben olabildiğince özet tutarak size en kısa yoldan anlatmayı tercih ettim.


5|2
35

En İyi Kız Görüşü

En İyi Erkek Görüşü

  • İşte böyle benceler, en güzel bencelerdir. Emeğine sağlık.
    Dünyanın güneşten fırlayan bir parça olduğu doğrudur, ancak bazı masal kitapları önce dünyanın var olduğunu yazar.

    0|0
    0|0

Senin görüşün nedir?

Kızlar Ne Diyor 2

  • Güzeldi. Emek verilmiş ve akıcı bir dille anlatılmış her yazıya hayranlık duyuyorum.

    0|0
    0|0
  • Şöyle benceler daha sık yazılsa keşke. Emeğine sağlık

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 4

  • Bana böyle şeyler masal gibi geliyor.

    3|0
    0|0
  • Tek bir pangea olmamış dünya tarihinde. Birkaç milyon yıl sonra yenisi olcak belki de. Güzel bence eline sağlık.

    0|0
    0|0
  • Emeginize saglik efenim..

    0|0
    0|0
  • Bir kafa dağıtılım... :-D :-D
    https://youtu.be/M-vDmVIKRic kohttps://youtu. be/lQ663km45sE

    0|0
    0|0
Yükleniyor...