İslamiyetten Önce Türk Sanatı

Hunlar Devri

Milattan önce birinci binde Kuzey Çin'de görülen Asya Hunları tarih sahnesinde rol oynayan ilk Türk devletidir. Asya Hunları hakkında ilk tarihi kaynak, M.Ö. 318 yılında Hunlarla Çinliler arasında yapılan bir anlaşmayı gösterir. Bu tarihten sonra sınırlarını giderek genişleten Hunlar karşısında, Çinliler meşhur Çin seddini örmeye başlamıştır.

Çinlilerin entrikaları yüzünden ikiye bölünen devlet, aynı zamanda Avrupa Hunlarının atasıdır.

İslamiyetten Önce Türk Sanatı

Asya Hun Sanatı

Güney Sibirya'da Altay Dağları eteklerinde bir Rus arkeoloğun yaptığı kazılar sonucu, milattan önce 4. ve 3. yüzyıllardan kalma kurgan mezarlar (Kurgan nedir?) içinde Hunlara ait birçok eşya ve buzların altında bozulmamış insan ve hayvan cesetleri bulunmuştur. Eşyalar arasında halı, kumaş, renkli keçe aplike örtüler gibi hayvan kavgaları ve insan figürleriyle süslü çok zengin tekstil işleri; atlı araba ve çeşitli eşyalar vardır. Ölü ile beraber atları da gömüyorlardı. Atlardan bazılarına geyik ve ren maskesi takılmıştı. Ölülerden birinin vücudu hayali hayvan desenlerinden oluşan dövmelerle kaplıydı.

Realist hayvan kavgaları ve simetrik sahneler, Hun resim sanatının en belirgin özellikleridir. Ayrıca portre sanatının temellerine bu çağda rastlanmak mümkündü.

Açılan kurgan mezarlarda (kurganlarda) etrafı kalın kütüklerle çevrili, üzerinde çatısı olan, ağaç direkli mezarda çok iyi bir işçilik gösteren tahta tabut bulunuyordu. Ölü güzelce giydirilmişti. Mezar odasının etrafı, tavan ve yer ipek, keçe ve yün örtülerle kaplı idi. Bunların haricinde birçoğu hayvan figürüyle işlenmiş gümüş levhalar, eyer takımları, üç ayaklı masalar, ağaç eşyalar, renkli cam boncuklar, çatal işlevi gören çubuklar, Çin işi aynalar, araba tekerlekleri, mücevherler vs. bulundu.

Bu döneme ait evlerin döşemeleri altında sıcak hava ve duman için ısıtma yolları var idi. Bu ısıtma sisteminin Çinlilerden geldiği düşünülmektedir.

Göktürk Devleti

Altıncı yüzyılda Orhun Nehrinin batısındaki yayla bölgesinde (Ötügen) kuruldu. Devlet ve millet olarak Türk adını kullanan ilk büyük siyasi kuruluştur. Çin kaynaklarına göre Göktürkler, Asya Hunları soyundan gelmiştir. Kurucusu Bumin ve kardeşi İstemi idi. (552) Mukan Hakan zamanında en parlak devrini yaşadı. Bütün Orta Asya'nın Türkleşmesi için ilk adım atılmıştı böylece. İmparlatorluk doğu-batı olarak ikiye bölündü ve bir dönem Çin nüfusu altına girdi. 682'de Kutluk Hakan'ın ve Tonyukuk'un çabalarıyla tekrar bağımsız hale gelmiştir. Bu devletin en tanınmış şahsiyetleri; Bilge Hakan ve kardeşi Kül Tigin.

Orhun Yazıtları

Orhun vadisinde bulunan dikili taş kitabeler Bilge Hakan zamanından kalmadır. En eski Türk abecesi ile yazılan bu yazıtlar Türk tarihinin en eski edebi metinleridir. Türk tarihinin taşa yazılmış en eski kaynaklarıdır.

Orhun kitabelerinden birincisi Bilge Kağanın veziri, büyük devlet adamı Tonyukuk adına dikilmiştir. (731) Yazıtı, Bilge Kağan dönemine kadar başkomutanlık ve vezirlik yapmış olan Tonyukuk dikmiştir. Metnin yazarı da yine Tonyukuk'tur.

Bilge Kağanın tahta çıkmasında kendisinden bir yaş küçük kardeşi Kül Tigin'in büyük katkıları olmuş, Bilge Kağan onun sayesinde ordusunu derleyip toparlamıştır. Buna karşılık onu ordularının kumandanı yapmıştır. 732'de büyük bir kitabe taşı diktirmiş, mezar anıtı yaptırmış ve kardeşinin adını ölümsüzleştirmiştir. Kendisi de 734'de ölmüş, bir yıl sonra adına kitabe dikilmiştir. Bunların hepsi yarı tarihi mezar kitabesidir. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının yazıcısı Kül Tigin'in yeğeni Yolluğ Tigin idi.

Orhun vadisinde yapılan araştırmalar ve kazılar sonucu Kül Tigin'in mezar anıtından kalan kısımlar ve heykeller çıkarıldı. Anıt, önce soyulup sonra tahrip edildiği için heykeller parçalanmış ve çoğu kaybolmuştur. Kül Tigin'in ve hanımının bazı parçaları tam veya eksik şekilde bulunmuştur. Kül Tiginin başındaki tacın üzerine işlenmiş kartal arması göze çarpar. Kartal; büyük bir kudret sembolü idi. Aslında Kül Tigin ve eşi yan yana oturmuş olarak yapılmıştı. Ancak heykeller parçalanmış ve dağılmıştır. Ayrıca balballar (kahramanın yendiği düşmanlarının heykeli), bir çift koç heykeli, üzerine kitabe taşının dikildiği kaplumbağa heykeli ele geçirilmiştir.

Çin kaynakları mezar anıtının yapılışını uzun uzun anlatır. Burada bir sunak mabedi, Kül Tigin'in taştan heykeli bulunduğu ve onun savaşlarının tasvir edildiği yazar. Özellikle mermer heykellerde Çinli sanatçılar çalışmış olabilir ama balballar tamamen Türk usulü yapılmıştır.

Uygur Kağanlığı

Selenga Nehrinin doğu kıyısında Göktürklere bağlı yaşayan Uygurlar 745'de Göktürklerin yerine geçerek Uygur devletini kurdular. Merkezleri Ötügen yaylasındaki Karabalgasun şehri. Kurucusu Alp Kutlug Bilge Kağan. Ondan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü Moğolistan'ın kuzeyinde bir kitabe dikilmiş. Bu uzun kitabede Uygurların bağımsızlığını kazanması, gelişmesi, zaferleri yazılıdır.

762'de Bögü Kağan Mani dinini devletin resmi dini haline getirmiştir ama halk yine de Budizm'e inanmaya devam etmiştir.

840'da başkentleri Karabalgasun işgal edilince, Uyguların büyük kısmı tarım bölgesine geçti ve Hoço'da yeni bir devlet kurdu.

Uygur Sanatı

Buda dini Uygurlarda edebiyatı geliştirmiştir. Birçok dilden tercümeler yapılmış, Budist metinler okunmaya çalışılmıştır. Mani dini için aynı özen gösterilmemiştir. Göktürk yazısından sonra Uygur yazısı kullanılmış, Budist metinler bu şekilde yazılmıştır. Moğollar da Uygur yazısını tercih ediyordu.

Uygurların kitapları kağıt üzerine yazılıp basılıyordu. Uygurların kendi kağıt imalatı vardı. Yazı aleti ise kamış kalemdi. Baskı da vardı. Uygurlar, sert ağaçtan, tek tek, hareketli Uygur harfleriyle kitap basmayı başarmıştır.

Pandomim, bale, şan, tiyatro, hikaye anlatma sanatları da mevcuttu.

Mimari

Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran ateşgahları biçimden yapılıyordu. Hoşoda bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür. Duvarlar yontulmamış taşlardan harçla örülmüştür. Sirkipte kule biçimde bir yapı nişler içerisinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından başka bir şey değildir. Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimari şekilleri de yan yanadır. Bu zamanda İranda mezar yapısı yoktur. Zerdüşt dininde ölülerin gömülmesi düşünülemezdi. Aynı devirde Uygurlar ilk türbeleri inşa ediyordu.

Uygurlar genellikle iki kanatlı kapı ile açılan ve küçük bir evcik şeklinde giriş yeri olan, yarı yükseklikte duvarla çevrili evlerde oturuyordu. Evler, yarım metre yüksek bir tuğla duvar üzerinden yükseliyordu. Asıl ev çok defa tek katlı, pencereler ilk zamanlar yuvarlak kemerli sonraları dört köşeli idi. Bayramlarda evin dört köşesine kızıl kahverengi perdeler konuyordu, bunlar duvar köşelerinde toplanıp düğümleniyordu. Çin evlerini andıran ağır, kiremitli, dik sırtlı çatının iki ucu bir kuş biçimde nihayetleniyordu. Çatı süslü ve kırmızı renkli idi ama Çin'deki gibi ağır dekorlarla yüklenmemişti. Çevre duvarları ile ev arasında, ağaçlarla bahçe, binek ve yük hayvanları için yer bulunuyordu.

Doğu Türkistan, eski Uygur ülkesinde kayalara oyulmuş binlerce mabet vardı. Bunların duvarları ve tavanı fresklerle süslü idi. Fresklerin konusu Budizm'di.

Heykel Sanatı

Hint, Yunan ve Çin sanatı etkileriyle bir Buda heykel sanatı gelişmişti. Fakat Uygurlar o günde dek görülmemiş realist ve yeni bir heykel sanatı getirdi. Bunlar, Göktürkteki balbal heykellerine dayanmaktadır. İnsan, at, deve, keçi ve fil başı model alınırdı. Heykeller, sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda yapılmıştı.

Resim Sanatı

Eski Türk resim sanatı Budizm, Maniheizm, İslamiyet devri olarak üç din çerçevesi içindeki eserleri ele alır. Resmin asıl temsilcileri ise Uygur Türkleridir. Türk resminin bilinen en eski örnekleri; eski Uygur şehirlerinde bulunan Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürlerdir. Resimlerde rahipler, vakıf yapanlar ve müzisyenler tasvir edilir. Kompozisyon simetrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kullanılır.

İnsan yüzünü çizmek yani portre yapma sanatı, ilk kez 750'den sonra Türk duvar resimlerinde denendi. O zamana kadar yüzler sıradan ve birbirinin kopyası gibiydi. İnsanlar isimleri yazılmadıkça tanınmıyordu bile.

Uygurlar tipleri ayırıyor, tarihlendiriyor, portreler yaratıyordu. Bunların dışında ilah tasvirleri yaparak Çinlilere örnek oldular. Uygurlar, büyük ve sade kompozisyonları seviyordu. Renk olarak kızıl kahverengi seviliyordu.


1|1
4|4
Hao_Asakura KizlarSoruyor'da Editör
Editör kimdir?

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 4

  • 22gün

    çok keyifliydi emeğine sağlık

    1|0
    0|0
  • 23gün

    harbi güzel olmuş ellerine sağlık

    1|0
    0|0
  • 23gün

    ya lütfen arkadaşlar :D türklerin anladığı tek sanat vardır o da Savaştır yani :D nolur böyle 3 5 liralık triplere girmeyelim yakışmıyor :D hayır biz bizeyiz bir de , yemeyelim birbirimizi :D işin komik tarafı ulan bakıyorum 15-16-17. yylara :D iranlıların mesela minyatür sanatı efsane , bizimkine bakıyorum resmen poşet o törenler seferler falan bir bok anlaşılmıyor. bizde sanatçılık yok arkadaşlar :D

    0|0
    0|0
    • 23gün

      türklerinde sanatta ileri oldukları dönemler var. mesela uygur devleti budizm ve maniheizme inandığı için barışçıl bir devletti ve sanatta gelişti. neden dalga geçiyorsun?

    • 23gün

      *Türklerin de :c

    • 23gün

      evet ama peki sence uygurlar ne kadar türk kalmış işte mevzu o. yerleşik hayata geçip bir de din değiştirip yan sanayii çinli oldular gördüğün gibi.

  • 23gün

    İslam tarafından asimilasyona uğramamış olan Türklerin zamanları, ne güzel günlerdi be.

    1|0
    1|1

Kızlar Ne Diyor 4

  • 20gün

    uygurları saymazsak pek bir sanat örneği yok türklerde göçebe yaşam tarzının eksiğidir bu

    1|0
    0|0
  • 23gün

    Benim ilgimi çekmedi

    1|0
    0|0
  • 23gün

    Bilgilendirici bir bence olmuş emeğine sağlık :)

    1|0
    0|0
  • 23gün

    Harbiden güzel bence olmuş. Hepsini okuyacağım

    1|0
    0|0
Yükleniyor...