Dünyanın En İyi İnsanı ile Hao Asakura Tanışırsa Ne Olur?

Herkese merhaba arkadaşlar, benceme başlamadan önce kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Son zamanlarda Hao hakkında çok sık bence yazdığımın farkındayım ama bugünkü bir nevi zorunluluk. İki gün sonra tatile çıkıyorum ve orada bilgisayara girme imkanım pek olmuyor, telefondan da ks'ye çok rahat giremiyorum genelde site donuyor. Bu yüzden aklıma gelen son benceyi de yazmak zorundayım. Umarım ks'nin mobil uygulaması çıkar da hepimiz rahat ederiz. Fazla uzatmadan hikayeme başlıyorum.

Konuyu hatırlamak isteyenler şu linklere tıklayabilir. Dünyanın en iyi insanı >> http://www.kizlarsoruyor.com/diger/a64837-dunyanin-en-iyi-insani-ile-tanisin Hao Asakura >> http://www.kizlarsoruyor.com/kultur-sanat/a59747-bir-karakter-analizi-hao-asakura

Dünyanın en iyi insanını yani Marshall 'ı anlatırken onu sıradan bir insan gibi düşünmüştüm. Peki öyle olmasaydı ve o da Hao Asakura gibi özel güçlere sahip bir şaman olsaydı, dahası ikili şaman turnuvası sırasında tanışsaydı neler olabilirdi?

Dünyanın En İyi İnsanı ile Hao Asakura Tanışırsa Ne Olur?

Marshall ve babası Jack her sabah olduğu gibi ormanda yürüyüşe çıkmıştı. Marshall tasmalarından sıkı sıkı tuttuğu altı köpeğini idare etmeye çalışırken bir yandan da babası ile sohbet ediyordu.

-İstersen köpeklerden birkaçını ben gezdireyim.

-Teşekkürler baba ama şu an gerek yok.

-Bir saniye. Sen de hissediyor musun?

-Evet, baba. Yakınlarda bir şaman var.

Jack öfkeyle kaşlarını çattı ve gözünü ileriye doğru dikti.

-Sorun nedir baba? Buralarda bizim gibi şamanların olması çok doğal.

-Bu o.

-Kim?

-Buraya geliyor.

Yaklaşık beş dakika sonra ağaçların arasından genç bir erkek çıktı.

-Burada ne yapıyorsun Hao?

-Hao mu?

Marshall bu ismi ve hikayesini babasının ağzından defalarca dinlemişti ama adamla hiç karşılaşmamıştı.

-Şimdi anlıyorum. Demek sen Hao Asakura'sın.

Hao, Marshall'ı şöyle bir inceledikten sonra Jack'e döndü.

-Buraya seninle konuşmaya geldim Jack.

-Seninle konuşacak bir şeyimiz yok.

-Karar vermeden önce beni dinlemelisin. Ne kadar yetenekli ve güçlü bir şaman olduğunu biliyorum. Bu yüzden bana katılmanı istiyorum. Sahip olduğun bu güç boşa gitsin istemezsin, değil mi?

-Son kez söylüyorum Hao, senin gibi bir şeytanın takımına asla katılmam ve o iğrenç amaçlarına ulaşman için sana yardım etmem. Şimdi buradan defol git.

-Eninde sonunda benim olacaksın.

-Asla!

Marshall bu gerilimden endişe duymaya başlamıştı. İki adım öne çıktı ve yatıştırıcı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-Baba, Hao lütfen şu anlamsız tartışmanıza bir son verin. Birbirinize hakaret ederek ve kızdırarak hiçbir yere varamazsınız.

-Lütfen Marshall, sen bu işe karışma.

-Üzgünüm baba ama kavga etmeni istemiyorum. Az önce kullandığın sözcükler beni gerçekten çok şaşırttı. Bir insana "şeytan" "iğrenç" gibi kelimeler kullanmak ne kadar kırıcı biliyor musun? Sana gelince Hao, sana katılması için babamı ikna etmeye çalışıyorsun ama üslubun ve tavırların tamamen hatalı. Lütfen, biraz daha ılımlı olmaya çalış. İnsanların kalbini bu şekilde kazanamazsın.

Hao gözlerini hayretle açtı ve Marshall'a bakmaya başladı.

-Sen... söylediklerinde samimisin?

Marshall gülümsedi ve Hao'nun yanına gitti.

-Babam senin zihin okuma gücün olduğundan da bahsetmişti.

-Benim hakkımda başka neler dediğini tahmin edebiliyorum.

-İstersen ormanda kısa bir yürüyüş yapalım ve biraz sohbet edelim.

-Bunu yapmamalısın, diye atıldı Jack. Onunla konuşmanın hiçbir manası yok.

-Merak etme baba, birazdan döneceğim.

Jack, şaşkınlık ve endişe dolu gözlerle arkalarından bakakaldı.

-Neden benimle konuşmak istiyorsun?

-Seni daha yakından tanımak için.

-Baban hakkımda yeterince şey söylemedi mi?

-Söyledi. Hem de her şeyi söyledi. Fakat ben bir de senin ağzından duymak istiyorum. Eğer babamın anlattıkları tamamen bir yanlış anlamadan ibaretse... Yani gerçek seni tanıyamadıktan sonra söylentilerin ve dedikoduların ne yararı var ki?

-Çoğu insan dedikodulara inanmayı tercih ediyor.

Kısa bir sessizlikten sonra Marshall konuşmaya başladı:

-Bu orman ne kadar sessiz ve huzur dolu, değil mi? Babamla her sabah buraya geliyorum ve köpeklerimi gezdiriyorum. Daha sonra o işe gidiyor ben de ya dinleniyorum ya da derneğe gidiyorum.

-Ne derneği?

-Sevdiği kişileri kaybeden insanlara destek olmak amaçlı bir dernek açtım. Eğer katkıda bulunmak istersen sen de gelebilirsin.

-Böyle şeylere asla zaman harcamam.

-Sadece destek olmak için değil yardım istemek için de gelebilirsin.

-Benim yardıma ihtiyacım da yok.

-Ön yargı ile yaklaşmamak için elimden geleni yapıyorum ama yine de içimden sana karşı negatif düşünceler geçmiyor değil. Henüz yeni tanıştık ama merak ettiğim çok şey var. Mesela neden insanların hepsinden nefret ediyorsun? İnsanlar da tıpkı çiçekler, ağaçlar ve hayvanlar gibi bu dünyanın bir parçası. İnsanların özü de diğer tüm varlıklar gibi doğadan geliyor.

-İnsanlar kişisel kazançları için dünyayı ve tüm canlıları seve seve yok edebilir.

-Haklı olabilirsin ama bunun da bir sebebi olmalı. Her insanın kötülük yapmasına sebep olan şeyler vardır. Önemli olan insanları değil onları kötülüğe iten nedenleri yok etmek bence.

-İnsanlar bencil, aptal ve kandırılmaya çok müsait. Bu yüzden sürekli dünyaya zarar veriyorlar. Eğer şamanlar gibi doğanın özünü ve önemini kavrayacak güçleri olsaydı asla böyle yapamazlardı.

-Fakat sen de ilk hayatında insanları seviyordun.

-Evet, ta ki onların gerçek yüzünü görene dek.

-Ya gördüğün şey tamamen hatalıysa? Ya içindeki panik ve korku yüzünden bakış açını daraltmışsan? Bunları hiç düşündün mü? Bana soracak olursan şiddet ve cezalandırma hiçbir problemi çözmez. Aslında buna senin de katılman lazım. İki kez öldürüldün ancak yine fikirlerin değişmedi ve sen hala aynı sensin. Seni öldürmeleri hiçbir şeyi çözümlemedi sadece sorunların ertelenmesini sağladı. Birbirimizi susturmaya ve yok etmeye çalışmamız hiçbir işe yaramayacak, asla. Sana kötü birisin diyemem çünkü seni henüz gerçekten tanımıyorum, yaşadıklarını yaşamadım ve hissettiklerini hissetmedim ama benim bakış açıma göre hatalı olduğunu söyleyebilirim. Tabii ki sana göre de ben hatalıyım. Ancak konuşursak bütün duvarlarımızı yıkacağımıza inanıyorum.

-Biliyor musun, bana annemi hatırlattın.

-Anneni mi?

-Evet... Bundan bin sene önceki annemi yani gerçek annemi...

-Paylaşmak istediğin bir şey var mı?

Hao birden hayal aleminden çıktı ve kendine geldi.

-Benim mi? Hayır, yok. Kesinlikle yok.

-Düşüncelerini okuyamıyorum ama gözlerinin içine baktığımda söylemek istediğin şeyler olduğunu hissedebiliyorum. Ne zaman paylaşmak istersen, dinlerim.

-Düşüncelerini okumak gerçekten çok keyifli çünkü samimi ve dürüstsün.

-Teşekkür ederim.

-Asıl ben teşekkür ederim. Beni gerçekten anlamak istediğin için...

O sırada Jack koşarak yanlarına geldi.

-Nihayet sizi buldum! Şimdi, beni iyi dinle Hao! Benden ve ailemden uzak dur. Oğlumu saçma düşüncelerinle kirletmeye çalışma çünkü istesen de bunu başaramazsın!

-Biraz sakin ol baba. Sadece biraz konuştuk.

-Bu kadarı yeterli Marshall, artık eve gidelim.

Marshall gülümsedi ve içinden şunları geçirdi; "Seninle konuşmak gerçekten çok güzeldi Hao. Eğer yarın aynı saatte bu ormana gelirsen sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz."

Hao da gülümsedi ve Marshall'a bakıp gözlerini kırpıştırdı.


0|1
3|2
Hao_Asakura KizlarSoruyor'da Editör
Editör kimdir?

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 2

Kızlar Ne Diyor 3

  • Guzel hikaye :) :)

    1|0
    0|0
  • Kim la bu hao annemin isminden çok bunun ismini görüyorum duyuyorum bence kısmına ne zaman girsem sen

    1|0
    0|0
  • Güzeldi eline sağlık :)

    1|0
    0|0
Yükleniyor...