Hikaye Yazarlığı Atölyesi: Çehov Tarzı Durum Hikayesine Bir Örnek

Evet sevgili arkadaşlar,

Hikaye yazarlığı atölyesi adı altında bir çok tavsiyeler verdik, hikaye türleri ve kitaplar tanıttık. Yetmedi mola niyetine bazı öncü yazarlarımızdan bahsettik. Madem bu kadar konuşuyorum, eski yazdıklarımın dışında sizin için ayrı bir hikaye yazmaya karar verdim. Çehov, Maupassant, dil ve üslup, yaratıcı yazarlık konularına dair de bir kaç örnek bencemiz olacak bundan sonra. Şimdi ilk bencemizde Çehov Tarzı Durum Hikayesine bir örnek verelim.

Başlıyoruz.

Hikaye Yazarlığı Atölyesi-Cehov Tarzı Durum Hikayesine Bir Örnek

Saatler akşamüstü 8.00’i gösteriyordu. Saat 8.00’i akşamüstü diye düşününce aklına güneşe doğru bakmak geldi. “Sanırım yaz geldi, kış olsa hava çoktan kararmış olurdu.”, diye düşündü. Kahverengi perdelerin ardından güneş ışığını hissettiğinde gözleri parıldadı. Hayli zaman olmuştu güneşe çıkmayalı. Gri, kadife, ikili koltuğuna uzandı. Ayaklarını koltuğun kenarından aşağı bıraktı. Kulaklarını sessizliğe doğru çevirdi. Birden radyonun cızırtısı deldi kulaklarını. 5-10 saniye sonra ince bir kadın sesi duyulmaya başladı. Memleketin durumunu anlatmaya başladı ama onu hiçte ilgilendirmiyordu memleket meseleleri.

O kendi hapishanesinde olacak olaylar ile ilgileniyordu.

Kadın anonsu yapmaya devam ederken bir öksürük başladı. Öksürmek, her insan için geçerliydi. Radyocular öksürmez diye bir kural mı vardı. Tabii ki yoktu. Bebeklerde öksürürdü, yaşlılarda. Kadınlar ve erkeklerde. Zenginler ve fakirlerde. Herkes öksürebilirdi, yadırganmamalıydı. Zihninden geçen bu karmaşık cümleler bir öksürük krizi yarattı. 1 dakika, 2 dakika, 5 dakika. Durmuyordu öksürük. Histeri yaratmıştı kadının öksürüğü. Sanki aklından geçen herkes için öksürüyordu. Çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve erkekler, zenginler ve fakirler adına.

Dışarı çıkmalıydı bu öksürüğü durdurabilmek için. Yapamadı. Yeltendi aslında. Önce mutfağa gidip bakır bataryalı sarı çeşmesinden, şeffaf ince uzun bardağını yarıya kadar doldurup bir dikişte bitirdi. Öksürük geçmediği için nefes nefese kaldı. Bardağı bankonun üzerine bırakırken rükuya eğilircesine beli büküldü. Sağ eli bankodan destek alırken, sol elini dizinin üstüne koydu. Hala öksürüyordu. Salona, gri ikili koltuğuna döndü. Bu kez sırt üstü uzanamadı, koltuğun ortasına oturdu. Başı eğik duruyordu. Neden sokağa çıkamadığını düşündü. Yıllar önce sokakta yaşanan bir toplumsal olayın arasında kalmış, polisler tarafından haksız yere işkence görmüştü. Serbest bırakılınca da kendini eve hapsetmişti. Bir daha dışarı çıkamamıştı. Çünkü ölüm korkusu kaplamıştı yüreğini. Haberleri de dinlemiyordu. Korkuyordu olayların devam ediyor olmasından. O yüzden radyo açık olsa da o dinlemiyordu.

Az sonra büyük bir gürültü patladı salonun ortasında. Yıkıntılar, toz bulutları, asi kızıl bir renk gözlerinin önündeydi. Kapalı gözlerini aralayabilmesini sağlayan şey yıkılan duvarın ardından gözlerine vuran akşam güneşinin ışığı oldu. O an kalbinde huzuru hissetti. Gözlerini kapattı. Başı kenara düşünce ebediyete doğru yola çıktı. Ölüm korkusundan dışarı çıkamazken, Azrail onu evinde karşılamıştı. Radyo dinlemiyordu.

Bilmiyordu ki ülkesinin savaş yüzünden yıkılmakta olduğunu.

#GündüzBekcisi


2|0
4|4

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 4

Erkekler Ne Diyor 4

Yükleniyor...