Öykü - Bilinçaltı

Herkese merhaba. Artık burada yazmış olduğum kısa öykülerimi paylaşacağım. Haftada bir öykü yazma gibi bir planım var. Öykülerimde bazı hatalar olabilir. Amacım hatalarımı görmek, sizin tavsiyelerinizi ve eleştirilerinizi almak. İlk paylaşım olarak 3 gün önce yazmış olduğum 'BİLİNÇALTI' öykümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar herkese.

BİLİNÇALTI

Öykü - BİLİNÇALTITık tak, tık tak, tık tak… Şu lanet duvar saati canımı sıkmaya başladı. Karanlığımın her santimini işgal ediyor. Tık tak, tık tak… Sanırım nasıl bir saat olduğunu hatırlıyorum…

Sıradan bir gündü. Tam oturduğum apartmanın önüne gelirken gökyüzündeki dev gezegeni görünce şoka uğradım. Günlük güneşlik olan hava saniyeler içinde puslu bir geceye dönmüştü. Dehşet içinde arkamı dönüp hemen kaçmaya başladım. Bir anda koşturduğum yol üzerine devasa bir saat düştü. Altın renginde ve güneş gibi parlıyordu. İşte o zaman, o saatin duvardaki saat olduğunu anladım.
Klasik yuvarlak şekli, birden on ikiye kadar rakamları olan, akrep ve yelkovandan oluşan basit bir duvar saati işte. Basit ama sınır bozucu.

Şu tık tak seslerini unutmam lazım. Daha doğrusu unutturmam lazım ya da en kolayı kalkıp pilini yani kalbini sokup çıkarmalıyım. Tık tak, tık tak…

Neden hep aynı hataya düşüyorum ki? Hiçbir şey yapamadığım-düşünmek ve düşündürmek dışında- bu boyutta bir şeyler yapmaya çalışmak, zıplayarak uzaya çıkmaya benziyor. Her neyse, sıcacık yatağından kalkmasını sağlayarak duvar saatinin kalbini çıkarttırmayı başardım bir şekilde. Artık kendi dünyamin kapılarını aralama zamanı gelmişti. Kapı aralığından ışık değil karanlık sızmalıydı. Tabii bunun için bir iki saat saçma sapan düşünceleri dinlemek zorundaydım. Para, aşk, arkadaşlar, soğuk bira, yaşlı bir bayanın köpeğine saldıran kedi gibi şeyler mesela.

Şuanda anlatacaklarım görüntü açısından belki 5-10 saniyelik bir olaydır. Belki de 500 sayfalık bir bilim-kurgu romanına denk gelebilir. Bu sizin göreceğinize ya da nasıl anlatabileceğinize bağlı bir şey sanırım. Çoğu zaman bu duruma düştüğünüzü biliyorum. Saatlerce yaşanılanları iki üç kelimeye sığdırmak anlaşılması zor bir senaryo. Ve ben senarist olarak sizlere önemli bir sahneyi siz uyurken anlatacağım…

Tam emin değilim ama yaklaşık 15 dakikayı karanlık bir ortamda yürüyerek geçirdim. Karanlığın içinde yer yer gri dumanlar vardı. Sigara dumanını andırıyordu hepsi. Uzaklardan cılız bir ışık gibi görünen beyaz kapının önündeydim şimdi. Kapıyı açarak siyah ve mavinin karıştığı gizemli bilinçaltı kütüphaneme girdim. Sonsuza kadar uzanan bu mistik yerde fazla vaktim olmuyordu. Kütüphanenin ortasında duran bilinçaltı kontrol sistemi bir sarmaşık gibiydi adeta. Bu sistemin etrafında ise on koridor sonsuza kadar uzanıyordu. Koridorlardaki tüm bilinçaltı kapıları kapalıydı ama kapı aralarından az da olsa beyaz ışık siziyordu.

Bilinçaltı sarmasığının etrafında dolanırken derinden ince tiz bir ses gelmeye başladı. Kulak çınlaması gibi bir şeydi. Fazla önemsemiyordum. Her gün duyduğum sesti işte. Bu seslere bilinçaltı kapıları da açılıp kapanarak çıkardığı tak tak sesleri eşlik ediyordu. Açılan kapılardan içeri hücum eden beyaz ışıklar bir girip bir çıkıyordu. Sesler giderek yükselmişti ve kapılar daha hızlı kapanıp açılıyordu. Tiz ses en yüksek şiddetine ulaştığı anda biranda kesildi ve bilinçaltı kapıları tamamen açıldı. Her yer bembeyaz oldu ve daha sonra yerini karanlık aldı…

***

Karanlıktan gözlerimi açarak kurtuldum. Kedilerin cirit attığı ve kediler yüzünden etrafta parçalanmış çöplerin bulunduğu bir ara sokaktaydım. Uzandığım yerden kalkarak sokağın çıkışına doğru yöneldim. Üstüm berbat bir haldeydi. Etraf oldukça sessizdi.

Kedilerin miyavlamaları hariç…

İşsiz ara sokağı arkamda bıraktım. Işıkların renk renk parladığı caddeyi önüme alarak devam ettim. Adımlarımı yolun kenarındaki meteor taşlardan oluşan kaldırımda yavaş yavaş atarken yanımdan hızla bir polis arabası geçti. Polis arabası son süratle hemen ilerideki karşıdan karşıya geçmeye çalışan birine çarpmak üzereydi. Yağmur yağmamasına rağmen şemsiyesi açık şekilde olan bayan diğer elindeki telefonuna bakarak yolda yürüyordu. Kendisine doğru gelen polis arabasını gördüğünde bakakalmıştı sadece. Üzerindeki yeşilimsi bir palto vardı. Kıvırcık, kısa sarı saçları ve makyajına bakılırsa zengin birisiydi galiba. Tam çarptı derken birden bire ortadan kayboldu güzel kadın. Polis arabası hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Sökün etkisiyle kadının elinden düşen telefon ve havada birkaç saniye süzülüp yere inen şemsiye başka bir arabanın üstlerinden geçmesiyle paramparça olmuştu.

Tüm bunlar bana normal gelebilir ama içinde bulunduğum beden için hiç de normal değil. Burası benim dünyam olabilir ama O’nun değil.

Kadının bir anda kaybolması ile etraf kararmaya başladı. Saçlarımda ve bedenimde tarif edemeyeceğim bir his kol geziyordu. Kulaklarımda ise inanılmaz bir çınlama vardı. Bu çınlamaların arasında arkamdan gelen şiddetli bir sesi ayırt edebilmiştim. Şaşkın bir şekilde yavaşça arkamı döndüğümde şoka uğradım. Kırmızı ışıklar saçarak ve korkutucu siren sesleriyle canavar gibi üstüme doğru gelen bir itfaiye aracını gördüm…

Tüm bunları bende gördüm ve yaşadım. Şoka uğramam ve korkmam için bir sebep yoktu. Burada ölüm diye bir şeyden söz etmek yanlıştı zaten. Ama istemeden de olsa korktum ve karıncalanma hissini yaşadım diyebilirim. Şu anda her yer karanlık ve bu durum birkaç saniyeden fazla sürmeyecek. Sanırım uyuma vaktim geldi.

***

Kurtuluş yorucu mesaiden sonra bilgisayarını kapattıktan sonra gerekli dosyalarını çantasına koyduktan sonra odasından çıkarak asansöre doğru ilerledi. İş yerindeki diğer kişilerde yavaş yavaş evlerine gitmek için hazırlanıyorlardı. ‘’Herkese iyi akşamlar’’ dedi. Birkaç kişi karşılık vermişti. Asansörün önüne geldiğinde 4. Kattaki asansörü çağırmak için düğmeye bastı. Asansör birkaç saniye içinde 7. Kata gelmişti. Akif açılan kapıdan içeri girdi ve 0 yazan düğmeye bastı. Kapı tam kapanırken karşıdan sekreter Helin ‘’ Hey! Hey! Bekler misin?’’ diye bağırarak hızlı adımlarla koşuyordu. Kurtuluş dalgın dalgın bakarken kapıyı son anda tuttu. Helin nefes nefese asansöre bindi. ‘’Teşekkür ederim Kurtuluş’’ diyerek gülümsedi. Kurtuluş hiçbir şey demeden Helin’e şaşkın şaşkın bakıyordu. Helin, Kurtuluş’un bakışlarından rahatsız olup biraz yana kaydı.

‘’Paltonuz güzelmiş.’’ dedi Kurtuluş şaşkınlığını üstünden atarak.
‘’Teşekkür ederim. Yeşili severim.’’ Helin’in tereddütlü yüz ifadesi hala değişmemişti. Kurtuluş, Helin’in elindeki şemsiyeye bakarak ‘’Bugün hava yağmurlu değil sanırım. Hava durumunda öyle söylüyorlardı’’ Kısa bir sessizlikten sonra ‘’ Ne olur ne olmaz diye aldım yanıma. Bir de rüyamda elimde şemsiye ile dolaşıyordum o nedenle yanıma almak istedim.’’ Dedi Helin.

Asansör zemin kata geldikten sonra Helin hızla dışarı çıktı. Kurtuluş ise hala içerdeydi ve Helin’in arkasından bakakalmıştı.

SON

Ahmet BOYRAZ
10.01.2016


0|0
1|2

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Kızlar Ne Diyor 1

  • Cok uzunn okumadim

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 2

Yükleniyor...