Yeraltı Edebiyatı

Yeraltı Edebiyatı"nı kısaca tanımlamak gerekirse, hayal ile gerçek arasında sıkışıp kalmış, gün yüzüne çıkamayanı vurgulayan bir akım denebilir.

Aslında görmekten korkulan, bir kenara atılan, yanına dahi yaklaşmanın istenmediği hayatlar ve hikayeler.

Yer Altı Edebiyatı ?

Yeraltı Edebiyatının ilk sesi olarak 18. yy. yazarı Marquis de Sade gösterilebilir. Yazar döneminde sadizm içerikli eserler kaleme almış ve tepki uyandırmıştır. Bu sebeple dışlanmış ve hatta hapsedilmiştir. Döneminde böyle bir tepkiyle karşılaşmasına rağmen daha sonra birçok yazar için ilham kaynağı olmuştur.

Onun dışında esas itibariyle Yer Altı Edebiyat 19. yy.ın ortalarında ortaya çıkmış ve 20.yy.da devam etmiştir.

Genel itibariyle bu edebiyat türünün gelişimini kapitalizm ile ilişkilendirmek mümkün olabilir. 20. yy.’ın başında, kapitalizmin güç ve iktidar kazanmaya başlamasıyla, kapitalist dünya görüşünün, yaşam biçiminin ve ahlakının egemen olmasıyla ve dünyayı ve dahi insan yaşamını kendi kuralları uyarınca düzenleyip temsil sistemlerini oluşturmasıyla birlikte bu dünyaya, yaşam biçimine, ahlakına ve temsil sistemine karşı duran, kendine ‘anlamlı’ ve ‘sahici’ bir yer bulamayan yazarlar yerin altına çekilip, kapitalizmin yanıltıcı ışığının aydınlattığı dünyanın ve gerçekliklerin dışında başka dünyalar ve gerçeklikler de olduğunu ileri sürüyorlar.

Buradan hareketle tyer altı edebiyatının gerçekle hayal arasında gidip geldiğini söyleyebiliriz. Çünkü yerin altında olanları; uyuşturucu ya da seks bağımlılarını, hayat kadınlarını, transseksüelleri, işsizleri, evsizleri ve bilumum çarpık hayatın –bastırılmış duyguların – yansımalarını günlük yaşantımızda, bilinçaltımızda görmüyor ya da hissedemiyoruz, hatta belki de görmezlikten geliyoruz.

Bu tür bir yaşamın gerçekliğine, belki kollardaki iğne deliklerinin acısına ya da hayatını çalarak kazanan bir çocuğun hissettiklerine mümkün olduğunca uzak duruyor/uzak tutuluyoruz. İşte yer altı edebiyatı bizim görmediklerimizi, duymadıklarımızı ya da bulaşmayı istemediklerimizi tüm gerçekliğiyle, çoğu zaman erotik bir dille ya da hiç duymadığımız bir jargonla masaya yatırıyor. Anlattığı hikayeler ister gerçek olsun ister kurmaca; tüm kahramanlar aslında bizlerden birileri.

Burada zengin, yakışıklı, güzel ya da başarılı insanların göz kamaştırıcı – hatta belki inandırıcılıktan uzak muhteşem hayatlarına yer yok. Burada kimse süper kahraman ya da “en iyi” değil. Çoğunlukla kaybedenlerin toplandığı ve aslında herkesin içinde biriktirdiklerini hep bir elden kanala bıraktığı yer burası.

● Peki Türkiye'de yer altı edebiyatı ne durumda? Türkiye'de yer altı edebiyatının geliştiğini, yaygın olduğunu söylemek güç. Ülkemizde 1990lı yıllarda kapitalist düzenle ortaya çıkan karşıtların tercihi oldu yer altı edebiyatı. Aşağıda dünya ve ülkemizden yer altı edebiyatı yazarlarından örnek vererek konuyu bitireceğim.

● Yer Altı Edebiyatına dahil olan isimlere örnek;

Marquis de Sade

Charles Bukowski

Norman Mailer

Chuck Palahniuk

İrvine Welsh

Leonard Cohen

John Fante

Altay Öktem

Küçük İskender

Oğuz Atay

● Son söz, kısaca yer altı edebiyatı size hayalleri, ütopyaları, mutlu sonları sunmaz. Hayatın "kötü ve acıklı" yüzünü gözler önüne serer. Ve bunu yaparken süslü anlatımlara, kelime oyunlarına girmez. Hikâyesi kurmaca olsa da anlatım ve karakterlerin gerçekliği bunun kanıtıdır.

Bütün Bildiğim / Charles Bukowski

Bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar, damarlar arapsaçına dönmüş burada, denizse kan denizi.

Bütün bildiğim şu: eller uzanıyor, gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı, çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.

Bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor, tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.

Bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada, zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.

"asilerin,

kaybedenlerin,

hayalperestlerin,

küfürbazların,

günahkarların,

beyaz zencilerin,

aşağı tırmananların,

yola çıkmaktan çekinmeyenlerin,

uçurumdan atlayanların

dili, sesi,

..yeraltı edebiyatı.."


2|2
2|5

Senin görüşün nedir?

0/2000

Gönder

Erkekler Ne Diyor 5

  • Bir akım halini almasına rağmen bir akımdan çok edebiyattan küçük bir sapma olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum Yeraltı Edebiyatının. Bunun nedenlerinden en önemlisi artık bir yerden sonra baymaya başlaması sanırım. Tamam cümleler duru, basit ve olabildiğince konuşma diline yakın ancak yalınlık o kadar abartılı duruma geliyor ki bazen artık bu yalınlık karmaşıklığa varıyor, abartılı doğallık yapay durmaya başlıyor. Sonra iyiden iyiye edebiyattan kopmalar karikatüre, duvar yazılarına dönmeler başlıyor. Sanki bir yerden sonra bu edebiyat kendini tekrar ediyor. Yeraltı Edebiyatı edebi zevkimi bir yere oturttu, evet bu kesin, lakin edebi ilgime yön vermiş değil. Edebi zevklerimi bir şekilde ayakları üstüne oturtan bir çok kişide olanın aksine Fight Club ya da Choke değil Metin Kaçan'ın İstanbul argosuyla yazılmış muhteşem Ağır Roman'ıdır.

    Bunlar Yeraltı Edebiyatı üzerine düşüncelerim, genel anlamda bencen üzerindeki düşüncelerim ise olumsuz olsaydı hiç yazmazdım ve kadar uzun yazmadım. Güzel paylaşımın için eyvallah.

    0|0
    0|0
  • müthiş.

    0|0
    0|0
  • en çok yeraltı edebiyatını seviyorum. sinemada avrupa sanat filmleri ile beraber woody allen, kubrick, bergman, fellini gibi sıradışı yönetmenlerin filmlerini seyrediyorum. müzikde de pink floyd, beatles, cohen vs. aklına gelebilecek her türlü kaliteli isimleri dinliyorum. nietzsche, huxley, braque gibi birçok akımın öncüsü insanların eserlerini severek okuyup özümsüyorum. bu mudur? :(

    0|0
    0|0
  • eline sağlık, güzel bence

    0|0
    0|0
  • Paylaşım için teşekkürler yeraltı edebiyatı beyaz zencilerin akımı :D Charles Bukowski güzel ve cesur bir yazar ama benim favorim Chuck Palahniuk tabikide tüm kitaplarını zevkle okudum :)

    0|0
    0|0

Kızlar Ne Diyor 2

  • guzel yazı yazmıssın edebıyatla ılgılı

    0|0
    0|0
  • Bu güzel paylaşım için teşekkürler, emeğine sağlık :))

    0|0
    0|0
Yükleniyor...