Kadın Erkek İlişkilerinde Otoriteye İlişkin Kızsal Çelişkiler

Aile içinde yahut çiftler arasında bir otorite olup olmaması gerektiği ve karar alma mekanizması konusunda özellikle kadınların kafalarının biraz karışık olduğunu düşünüyorum. Örneğin bu sitede gördüğüm bir ankette kadınların büyük çoğunluğu erkek kadın arasında otorite olmaz veya her iki tarafın otoritesi eşit olmalıdır her iki taraf da otorite olmalıdır gibi seçeneklere oy kullanılmış. Aslında bu seçeneklerin aslında hepsi aynı kapıya çıkmaz mı?... Çünkü otorite yaptırım ve yasaklama kudretidir son sözü söyleme yetkisidir. Bunun durumdan duruma değişmesi yahut eşit olması aslında var olmaması demektir.

Mesela eşimin sözünü aklıma yatarsa dinlerim ve uygularım dediğinizde aslında ortada bir söz dinleme diye bir şey yoktur çünkü herkes mantıklı gelen önerilere kimden gelirse gelsin uyar.mantıklı sözü dinlemek için onu eşinizin söylemesine gerek yoktur ki?... Ya da “bazen o bana yasaklar koyar ve ben bunlara uyarım ama ben de ona yasak getiririm” dediğinizde (kadınların sık dile getirdiği bir görüştür) aslında yasak kavramını da yanlış kullanmış olursunuz çünkü eğer yasaktan bahsediyorsak kişinin bu kısıtlamayı ihlal edemeyeceğini ederse yaptırımla karşılaşacağını bilmesi ve bunu seçeneklerinden çıkarması demektir. Bir kişinin üzerinde yasak getirebilecek kadar GÜCE sahipseniz onun size yasak getirmesi söz konusu olmaz yalnızca telkinde bulunması mümkün olur.

Güç kelimesini büyük yazmış olmam tesadüf değil çünkü otorite güç demektir. Gücün türleri vardır ve bazen tek biri bazense bazıları hep beraber otoriteyi oluşturur. Bu bazı durumlarda paradır, bazı durumlarda karı tarafın duygusal zaafıdır ve açıkça söylemek gerekiyorsa bazen de kaba güçtür. Esas itibariyle bunların hepsi sevimsiz kavramlar ama otorite güce dayanır ve güç de tabi olanlar açısından dünyanın en sevimli şeyi değildir. Bu güç konusuna aşağıda tekrar değineceğim.

kadın erkek ilişkileri
Aslında aile içinde çiftler arasında bir otoritenin söz konusu olmasını gerekli bulmayanlar kadın erkek eşitliğine de %100 inananlar aslında kendi içlerinde tutarlı bir duruş sergiliyor olabilirler ama ailenin de bir kurum olduğunu ve bazı durumlarda illa ki bazı kararlar almak gerektiğini unutmamamız lazım. Ortak karar almak kulağa hoş gelen bir sözdür elbet ama bu bir otorite gereksinimine karşı antitez oluşturmuyor çünkü zaten ortak karar tarafların belli bir noktada uzlaştıkları her iki tarafın da imza attığı bir yolun bulunmasını ifade eder ama hayatta bazen böyle bir orta yolun bulunamadığı durumlar da olabiliyor. Buna karşın “bazen ben bazen o geri adım atar” da diyebilir ama bu da bir nevi uzlaşıdır ve her iki taraf için de “hayır bu konuda geri adım atmak istemiyorum” sözünün ağır bastığı kilitlenme durumları olabilir mi? Ben olabileceğini düşünüyorum.

İşte bu gibi durumlarda taraflardan biri “tamam ben senin fikrine saygı duymakla beraber aile adına şu kararı aldım, daha fazla tartışmayalım” dediğinde her iki taraf da diğer eşin ayak diremek ve eşinin kararına uymamak gibi bir seçeneğinin olmadığından eminse o zaman orada karar almanın tıkanmayacağının ve taraflardan birinin otorite olduğunun göstergesidir. Tam eşitlik tezi belli bazı durumlarda hiçbir karar alınamaması riskini doğurur zira sonuçta aile 2 kişiden oluştuğu için çoğunluğa uyma gibi bir durum yoktur. Ya bir karara varabilmek için oybirliği şart olacak yada taraflardan biri %51 oy hakkına sahip olacak. 3 kişi olunsa 2’ye 1 karar alma gibi bir alternatif olabilirdi ama 2 kişide bu yok.

Bu ikilem içerisinde yine de beraber karar alma otorite kavramına aile içerisinde yer olmayacağını düşünme eğilimi gösterenlere bir itirazım yok. Yani bir kişi varsın belli durumlarda karar alınamaması gibi bir risk olsun ama yeter ki bir yaptırım yetkisi itaat ettirme gücü taraflardan birinde olmasın diyenlerde bir tutarszlık yok.

Ama kadınların çoğunda gördüğüm kadarıyla bu konuda bir kafa karışıklığı ve çelişki söz konusu. Mesela bir kadına “senin için olumsuz bir gidişat bir eğilim yahut tehlike arz eden bir gördüğünde görevi seni birkaç kere uyarmak ve ondan sonrasına karışmayan ve bu uyarısı dikkate alınmadığı takdirde ‘peki ben görevimi yaptım sen ne halin varsa gör’ diyen bir erkek mi yoksa kendi bakış açısına göre senin zararına olacak bir olayı her ne pahasına olursa olsun önlemeyi gerekirse fiilen bu durumu ortadan kaldırmayı erkek olarak kendine vazife sayan bir erkek mi” diye sorulduğunda A şıkkını yani uyarıp çekilen “ne halin varsa gör” diyen erkeği tercih eden kadın çok azdır. Kadınların çoğu koruyan kollayan ve sahip çıkan erkek isterler ama bakalım bunun doğal sonuçlarını kabullenmeye hazırlar mı?
Kadınların çoğu koruyan kollayan ve sahip çıkan erkek isterler...
Bakınız şu dialog toplulumuz kadınının vereceği cevaplardan çok mu kopuk?

Soru: Erkek karısını her türlü tehlikeden ve olumsuzluktan korumayı görev bilmeli midir?
Kadının cevabı: Elbette öyle bilmelidir

Soru: Peki bu koruma görevini yerine getirirken kendi değerlendirmesine göre kuvvet kullanmaktan başka bir çarenin kalmadığı durumda güç kullanmaktan geri durmalı mıdır?
Kadının cevabı: Gerekirse güç kullansın tabi

Soru: Bu çerçevede seni istisnasız herkesten veya her şeyden gelebilecek tehlikelere karşı korusun mu?
Kadının cevabı: Evet tabi ki korusun

Soru: Bir laf vardır bilirsiniz “insanın kendine ettiği kötülüğü kimse etmez” derler sizce doğru mudur?
Kadının cevabı: Evet bence de öyle

Soru: Bu durumda siz de hayatınız boyunca kendinize bir çok kötülük etmekte olabilirsiniz. Sizi her türlü riskten ve tehlikeden gerekirse güç kullanarak koruması gereken eşiniz sizi sizin vereceğiniz zararlara karşı da aynı şekilde gerekirse güç kullanarak korumalı mıdır?
Kadının cevabı: Hayır aile içi şiddeti asla kabul edemem.

Ya da bir de şöyle bir somut örnek vereyim… Çift piknik yapıyor… Kadın diyor ki “ben şu ağacın ta tepesine çıkacağım” … Erkek baktı ki ağaç tırmanmaya müsait değil çok tehlikeli düşme riski çok yüksek ve bunu güzel güzel anlatıyor… Ama kadın ikna olmuyor tehlikesine ve ısrar ediyor illa da çıkmak istiyor ve hatta kalkıp ağaca doğru yöneliyor… Ne yapmalı sizce erkek? “Ben görevimi yaptım uyardım artık düşerse de benden günah gitti” deyip mangalına yoğunlaşması mı yoksa karısının kolundan tutup “nereye gidiyorsun” diye engel olması mı sizce en doğrusu… Tabi burada kolundan tutup engel olması tutumu aslında konunun sadece bir örnek olduğunu dikkate alacak olursak kuvvet kullanmayı ve hatta dayağı simgelemiyor mu?

Toplumun ve kültürün erkeğe yüklediği bazı görevleri de dikkate almak gerekir. Varsayalım daha baştan bir çok kadının olumsuz bakacağı şekilde “ne halin varsa gör” diyen erkek karısı düşüp de ölürse hem kendi vicdanına karşı hem de eşinin ailesine karşı sorumlu olmayacak mı? Kızın ailesi “damat uyarmış napalı bizim kız söz dinlememiş” mi der yoksa “erkek olup da engel olmasını yola getirmesini bilemedi mi?” mi der? Allah göstermesin sizin kızınız bu şekilde kaza geçirse ne düşünürsünüz? Damada “oğlum nasıl izin verdin” diye çıkışmaz mısınız? Kızınızın laf dinlememiş olması sizi tatmin eder mi?

kadınlar erkekler
Yukarıda da belirttiğim gibi her konuda sadece koldan tutup mani olarak fiilen koruma sağlayamazsınız. Eşin kendini tehlikeye atışı ihmal ettiği bir tedbirden yahut olumsuz bir alışkanlığından kaynaklanıyor olabilir. Mesela güvenlikli olmayan bir yerde oturuluyor olmasına rağmen kadın tüm uyarılara rağmen ısrarla “kim o” demeden kapıyı açıyor ve canına gelebilecek tehlikeyi umursamıyor olabilir veya sağlığını ciddi şekilde tehdit edecek bir alışkanlığı olabilir. Yani örnek olaydaki spontan bir olay olmayabilir ve erkek bir noktada a) ne halin varsa gör demek b) sopayı eline almak seçeneklernden birini seçmek zorunda kalabilir… yani seçeneklerden biri “Allah korur inşallah” diye dua etmek diğerinde ise diğeriyse bir daha ne zaman kapı çalınsa aklına “kim o” demeyi getirecek kadar çok ama “kim o” demeden kapı açmanın getireceği risklerle karşılaştırılamayack ölçüde düşük düzeyde canını yakmak olduğunda kızınızla evli olan erkeğin hangi seçeneği seçmesini tercih edersiniz? Mesela kız telefonla sizi arasa ve bu sebepten dolayı kocasının kendisini falakaya yatırıp ayaklarının altına kızılcık sopasıyla 8-10 kere vurduğunu canının dayak sırasında çok yandığını ama sonra geçtiğini söylerse ve siz bu konuda damadınızın uzun zamandır bu konuda uyarıda bulunduğunu bilirken kızınıza yine de boşanması yönünde tavsiyede mi bulunursunuz yoksa ona “kızım kocan bu kadar zamandır seni hiç dövmüş veya kötü söz söylemiş değil bu kez de zaten seni korumak için seni cezalandırmış bir daha sözünden çıkma” mı dersiniz?
Söylediklerimin oldukça kışkırtıcı olduğunu biliyorum… verdiğim örneklerin çok uç örnekler olduğunun da farkındayım. Hatta şimdi yükselecek itirazları da aşağı yukarı tahmin edebiliyorum.

Mesela şöyle bir soru gelebilir: erkekler hep doğruyu mu bilir? Hep kadınların yanlış yapacağını varsaymışsınız… diye itiraz edebilirsiniz. Halbuki benim böyle bir iddiam yok… kadınlar ne kadar yanlış yapabilirse erkekler de o kadar yanlış yapabilir. Ama ben ailede bir otorite olması gerektiği bir yerde eşlerden birinin sorumluluğu ve yetkiyi eline alıp kendince gerekenleri yapma kudretinde olması gerektiğini düşünüyorum ve kadınların da bir çoğu bu varsayıma genel olarak itiraz etmez.
Ve şu kadarını da söyleyeyim ki aile içinde liderliğin erkekte olması da teorik anlamda zaten bir zorunluluk değildir. Otorite olabilmeniz için eşinize siz son sözü söyledikten sonra uymaktan başka seçeneği olmadığını kabul ettirmek demektir ki bunun için güç gerekir. Yukarıda da bahsettiğim gibi güç maddi güç, duygusal güç yahut kaba güç olabilir… kaba güç olarak kadın zaten 1-0 mağlup başladığı için diğer güç unsurlarıyla otoritesini kurabilmesi imkansız değilse de çok zordur. Bu zorluğun yanı sıra kadınlar da genel olarak ailenin maddi manevi nihai sorumluluğunu karısına bırakan erkek tipinden hoşlanmıyorlar. Toplum da bunu pek kabullenmiyor. Hayatın doğal akışına uygun görlmüyor.

Şöyle diyelim: gece yarısı ıssız bir yerde evli bir kadın saldırıya uğrarsa kocası için “niye o saatte tek başına dışarıda olmasına izin vermiş ki” şeklinde bir suçlama yönelir ama bir evli erkek aynı saatte saldırıya uğrarsa kimse karısına dönüp “sen necisin” demez ve suçlamaz ayıplamaz. Yukarıdaki ağaç örneği erkek için söz konusu olsa ki çok daha sıklıkla karşılaşırız o zaman kadının uyarmak dışında bir yaptırımının olması son derece zordur çünkü nihayetinde fiziki güç eksiği olduğu için sorumluluğu bir yere kadardır.
Aile içinde liderliğin erkekte olması teorik anlamda bir zorunluluk değildir
Otorite konusunu ya hep ya hiç gibi görmem de yadırganmış olabilir. Erkek için ya kılıbık ya eli sopalı karakter olması gerektiğini yazdığım gibi bir yanlış anlaşılmayla da karşılaşabilirim. Ama dediğim gibi bu da bir yanlış anlaşılma olmanın ötesine geçemez. Çünkü ben de biliyorum ki normal hayatta zaten kadın ve erkek benzer bakış açılarına sahip olacaklar ve olayların byük çoğunluğunda benzer düşünecekler. Geri kalanlarda da taraflardan biri diğerini ikna edecek yada hiç olmazsa karşı taraf üzülmesin diye bir taraf geri çekilmeyi tercih edecek. Evet bu fiilen doğrudur ama otorite dediğimiz şey zaten illa ki de sürekli gündemde oturmaz ki? Otorite sahibi kimse olaylarn büyük cogunluğunda aslnda ona tabii olan kisinin tercihleri çerçevesinde davranabilir. Bu onun otorite olmadığı anlamına gelmez. Kadın eger içtenlikle “kocam beni hiç kırmaz ne istesem yapar kolay kolay sınırlamaz ama bir kural koyarsa bir sınırlama getirirse uymamak ayak diremek diye bir seçeneğim yoktur” dyorsa her dediğini yapan kocasının otoritesi altındadır. Paradoks gibi görünse de bu böyledir cünkü o koca karısının dediklerini kendi isteğiyle yapıyordur çünkü belki de karısının önerileri genelde akla yatkındır. Sokaktaki biri de size akla yatkın bir şey söylediğinde eğer akıllı biriyseniz ona uyarsınız.

Bir kişinin hemen hemen her dediğini yapmış olmak da otoritesini kabul etmek anlamına gelmez. Yani kadın da akla yatkın olduğu için kocasının hemen her sözünü dinliyorsa bu da erkek otoritesi değildir çünkü kadın mecbur olduğu için değil zaten doğru olduğu için onun dediğini yapıyordur. Eğer bir kere bile olsa karşı gelmişse ve bu karşı gelmenin tekrarlanması halinde de bir yaptırım söz konusu değilse otoriteden bahsetmek zaten mümkün olmaz.

Buradan geldiğimiz nokta da şu: “erkek dışarıda ben içerde otorite olayım veya kendime ait konular vardır ben o konulara müdahale edilmesini baskı yapılmasını kabul etmem ama onun dışında erkeğin aile reisliğini tanıyorum” gibi söylemler de doğru değildir zira otorite iki kişi arasında bölünmez. Bir bütün olarak varlığını sürdürebilir… neden mi? Çünkü bir konu iç mesele midir dış mesele midir kişisel midir aile konusu mudur sorularının cevabında anlaşmazlık çıkarsa ne olacak? Bunlar da yine son kararın bir şekilde verilmesi gereken mevzular olarak karşımıza çıkabilir ve bir eş bu durumda da belirleyici olma son sözü söyleme yetkisine sahipse her konuda kayıtsız şartsız yetki sahibi demektir.

kadın erkek evlilik
Bir de tabi ki koca dayağı konusunda söylediklerim de yanlış anlaşılabilmeye müsaittir. Benim o konuda söylemek istediğim de teorik olarak bir erkeğin eşinin kendisi için çok olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir davranışıyla karşılaştığı zaman bununla ilgili olarak son kertede “ben uyarı görevimi yaptım artık bundan sonrasına karışmam ne hali varsa görsün” deme seçeneğini kabul etmediğiniz noktada şiddet kullanma yetkisini tanımanız icap ettiğidir. Çünkü her ikisi birden seçenek dışı kalamaz çünkü sözle sorunun çözülememesi gibi durumlar da her zaman ihtimal dahilindedir. Yani kadınların erkeğin son aşamada hangisini tamamen ihtimal dışı görmesi gerektiğine karar vermesi gerekir. Demek istediğim budur.

Peki icabında dayağı da içeren ve kayıtsız şartsız nitelikteki bu otorite bir nevi efendi-köle ilişkisi midir?...Hayır değildir elbette çünkü her ne kadar otorite altında olmak istese de istemese de itaat etmeyi gerektirse de bu konumun kabulü de hatta devam edip etmeyeceği de kişinin rızasına kalmıştır. Eşin otoritesini kabul edip etmemek yukarıda defalarca altını çizdiğim tercih meselesidir; ayrıca eğer otorite sahibi bunu istismar ediyorsa yani keyfi şekilde ve kendine avantaj sağlayacak şekilde kullanıyorsa o zaman bu konumu tekrar gözden geçirilebilir ve bu konumu geri alınabilir. Yani bir adım önde olmasını istediğiniz erkek o önde oluşun gereklerini yerine getirmiyorsa veya %51’lik söz hakkını yani son sözü söyleme hakkını kullandığında doğru kararlar alamıyorsa o %1’lik altın hisse geri istenebilir. Ama bir adım gerisinde kalmak istediğiniz bir erkekle beraberseniz, onun %51 oluşunu kabul etmeye devam ediyorsanız, onun sizi daima koruyup kollamasını, her durumda sahip çıkmasını, otorite olmasını sorumluluk almasını istiyorsanız o zaman yeri geldiğinde sınırlarınızı onun çizebileceğini o sınırları aşmaya kalktığınızda şiddeti de içerebilecek şekilde cezalandırılabileceğinizi bilmeniz ve kabullenmeniz icap eder.