Nerede kaldı o eski aşklar, diye sormadan edemiyor insan kendi kendine. Geri dönse hüsran, adım atsa ayrılık acısı çıkıyor karşısına. Aşk, sevgi; öfke ve nefrete bırakıyor yerini kimi zaman. Kimi zaman, acı oluyor sadece yaşanan. Söylenenler mi daha kalıcı olur, söylenmeyenler mi bilinmez; ancak, ortada aşikar bir gerçek var ki kabul edilmesi zor. Evet, biz karşımızdakini az da olsa değiştirme, kendimize ya da kafamızdaki sevgili modeline benzetme merakı içerisindeyiz. Hal böyle olunca, insan bir kavgaya giriyor. Baktı ki o kavgadan mağlup olarak çıkacak ya da bir arpa boyu ilerlemiş değil, vazgeçiyor.

Bir insan diğerini değiştirmenin peşinde neden koşar diye düşünmeye hacet yok, en az bir ilişki yaşamış ve ayrılmış herkes bunun cevabını kolaylıkla bulabilir. Her nasıl ki ikiz kardeşlerin bile ayırt edilmeleri için küçük de olsa bir farklılıkları varsa, dünya üzerinde yaşayan tüm bireyler için, birini diğerinden ayıran düşünsel farklılıklar vardır. Ne gariptir ki; insan doğası gereği her şeyi kendisinin bildiğini, kendi doğrularının diğerlerinin doğrularından daha doğru, daha işlevsel olduğunu düşünür ve savunur. Bundan dolayı, tanıştığı bir bireyde gördüğü kendince yanlışları doğruya çevirmek için çırpınıp durur.

Ayrılmak
Hepimizin hayalinde çizdiği bir sevgili vardır. Biz yeni insanlarla tanıştığımızda ya da aynı ortamda bulunduğumuzda mutlaka içlerinden bir tanesini kendimize daha yakın hissederiz. Çünkü, o hayalimizdeki modele en uygun görünendir. Eğer bu düşüncemizin karşılığını bulabildiysek, onunla daha yakından tanışmak için başka bir zamanda, başka bir yerde başbaşa görüşürüz. Bu bir, iki, üç derken, birlikteyizdir.

Kafamızda oluşturduğumuz o modele en yakın bulduğumuz kişiyle, daha fazla vakit geçirmeye başladıktan sonra artık, onun bizim modelimizden ne kadar da farklı olduğunu düşünmeye başladıysak ayrılığın ilk evresine girdik demektir. Değiştirmek için çabalar dururuz. Karşımızdaki bundan rahatsızlık duymaya başladıysa, ikinci evre kapıda demektir ayrılığa dair. Ufak çaplı tartışmalar alır önce ilişkideki baş köşeleri, sonra söylenen tüm sözler bir tartışma sebebidir. Buluşmaya beş-on dakika gecikilmesi, en büyük sorunlardan biri oluvermiştir. Ayrılığa artık çok yaklaşılmıştır.
Ufak çaplı tartışmalar başlar...
Bunlar böyle sürüp giderken, sonucu tahmin etmek hiç zor olmaz; ayrılık yani üçüncü evre. Peki, ya şimdi ne olacak? Birçoğumuz sahip oldukları duyguları değiştirirler. Sevgi ve aşk yolculuğa çıkar; yerlerine nefret ve öfke yerleşir ya da bu iki duygunun yerini kocaman bir acı kaplar. Genellikle ayrılığı kendileri düşünmediği halde, karşılarındakinden bu talebi alanlar bu duygu değişimini yaşarlar. İşte bu değişim, ayrılığımızın dördüncü evresidir.

Bu evreden beşinci evreye geçiş çok zor olmaz; çünkü, öfke duyanlar için intikam almak, acı çekenler için ise tekrar birlikte olabilme ihtimali beyinlerinin bir köşesini kurcalar durur çoğunlukla. Duydukları öfkeyi dışarı vurmak ya da birlikte olabilme ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu öğrenmek için, bir çok seçenekleri vardır gelişen teknolojinin de yardımlarıyla.

Ayrılık
Gönderecekleri bir e-posta ya da bir kısa mesaj az da olsa onları rahatlatabilir. Bunun için kendi içinden gelenlerle, içinde bulunduğu durumu ifade edebileceği gibi internet aracılığıyla bir çok söz, şiir ya da yazıya ulaşabilir ayrılıkla boğuşanlar. Vururlar kendilerini internetin ağına: Ayrılık şarkıları, Ayrılık Mesajları, Ayrılık Sözleri, ne varsa bulurlar, okurlar, dinlerler ve haykırırlar!

Sosyal paylaşım sitelerinde kişisel profillerde durum güncellemesi de olur Ayrılık. Gönderilerine karşılık ya da tepki bulamadıkları takdirde, nefret ve kızgınlık daha da artar. Bu kızgınlık onları daha çok yorar. Direnecek gücü kendilerinde hissetmedikleri takdirde, bin pişmanlıkla vazgeçerler çoğu zaman ve yavaş yavaş kabullenmeye başlarlar.

Kendi kendini yormak, üzmek ve kırmaktan başka elde kalan bir şey yoktur. İşte en acısı, hatta sevdiğinden ayrılmaktan bile daha acısı da budur. Boşa kürek çekmiş olmak. İntikam almak, ayrılık sonrası yaşanan duygusal karmaşa da cazip gelecektir; ancak, faydası kime? İnsan sevdiğini acıtmaktan ne kadar haz duyabilir ki, sevdiği onu acıtmış olsa da? Eğer mutluluk duyuyorsa bundan, kendine sormalıdır: ‘Ben gerçekten sevdim mi bu adamı?’ diye. Acı çekip, tekrar birlikte olmak için çabalayanın kendini hırpalaması da boşuna! Bir kitap iki kere okunmaz; çünkü, ikinci kez okunduğunda heyecanla beklenen bir son yoktur. Zaten, o son biliniyordur. Aynı durum biten bir ilişki için de geçerlidir. Tüm ilişkiler bir kitaptır, bir romandır. Bu sebeple bir ilişki ikinci kez yaşandığında daha iyi olmayacaktır. Biten ilişkiler, iki kişi arasındaki sorunlar çözülemediği için bitmiştir, çözülebilseydi biter miydi?

Ayrılmak
Şimdi düşünme ve bir karar verme vaktidir hepimiz için. Ayrıldıktan sonra, aklımıza gelen ve ya internetten bulduğumuz ayrılığa dair bir sözü karşımızdakine söylemek, bir ayrılık mesajı göndermek mi yakışır bize; yoksa, durumu kabul edip sakin olmak mı gerekir? Ayrılık şarkılarından birini dinlediğimizde bunu birine ithaf etmek mi daha hoş geliyor kulağa; yoksa, yalnız başımıza o şarkıyı dinleyip yaşanan mutlu anlara dudaklarımızdaki tebessümle teşekkür ederken, kaybettiğimiz aşka iki damla gözyaşı dökmek mi?

Tabi ki herkesin kendi bildiği doğruları vardır ve o doğruları takip etme içgüdüsü. Ama o doğruları takip etmek uğruna kendini acıların içinde sürüklemek de bir işe yaramaz. Kabullenmek Ayrılığın son halkalarından biridir. Ne zaman ki kabullenmek başlar, o zaman güneş daha parlak doğar, çimen daha yeşil görünür ve içimizdeki aşk tomurcuğu da o zaman ilk kıpırtılarını belli eder.