Moldaviya Adası Böyle Bir Yer

Burası, Moldaviya adası 3. sokak. Her yerde çikolatalı Cappucino canavarları var. Bu yaratıkların hepsi çok korkunç görünüyorlar ve garip sesler çıkartıyorlar. Moldaviyaca konuşuyor olsalar gerek. Elimde bir çanta var. Acaba çantanın içerisinde ne var? Hatırlayamıyorum. Ne oldu, neden buradayım?

Adanın içerisine doğru ilerliyorum. Bir elimde makyaj mazemelerim ve aynam, diğer elimde ise gri bir çanta var. Çantayı açmak için can atıyorum fakat bir türlü uygun ortamı bulamıyorum. Kuytu köşe bir yer ararken gözüme bir yer kestiriyorum ve o tarafa yöneliyorum. Bir de ne göreyim! Bu tarafta da Vanilyalı Frappuccino canavarları var. Hemen yangın merdivenlerinden yukarıya tırmanıyorum ve bu canavarların içerisinde tek başıma olduğumu anlıyorum... Fırsattan istifade tam çantayı açacakken, bir canavar karşıma çıkıyor. O kadar kötü kokuyor ki, koltuk altı deodorantını ona doğru yöneltip yüzüne sıkıyorum ve canavar erimeye başlıyor.



Adanın içerisine doğru ilerliyorum. Bir elimde makyaj mazemelerim ve aynam, diğer elimde ise gri bir çanta var.



Tanrım! Deodorantın kokusunu diğerleri de almış olmalı ki merdivenlerden yukarıya çıkıyorlar. Etrafım sarılı. Hani derler ya en iyi fikirler en zor anlarda akla gelir diye: işte o anı bekliyorum bekliyorum ama bir türlü gelmiyor. En sonunda kapıyı kilitlemeyi akıl edebiliyorum, bu onları biraz oyalayacaktır. Deodorantıma sarılmış düşünürken aklıma oyuncak ayım pofuduk geliyor.

alabalık


Acaba o olsa ne yapardı? Çatıda etrafı incelerken, aşağıda bir sandal görüyorum. Ona ulaşmak için önce merdivenlerden aşağıya inmem gerekiyor. Saatim 12:00'ı gösteriyor. Yani güneşin en tepede olduğu zamanı. Canavarlar bu sırada güneşin etkisiyle olsa gerek, erimeye başlıyorlar ve ben buna ne kadar sevindiğimi anlatamam! Sandala doğru koşarken, canavarları ezerek ilerliyorum.

Sandala atladığım gibi başlıyorum kürek çekmeye. 10 dakika kadar sonra ne kadar çok yorulduğumu farkediyorum ve güneşlenmek ve biraz da dinlenmek için gözlerimi kapatıyorum. Tam uykuya dalmışken ufak bir dalganın sandalı sarsmasıyla yerimden fırlıyorum. Bu sırada denize düşüşüm hafif oluyor. Daha ayılamamışken birkaç Hamsi balığının beni denizin derinliklerine götürdüklerini farkediyorum. Hamsilerden kurtulma çabalarımdan cevap alamıyorum. Hamsi balığından, beni kralları Alabalık'ın yanına götürdüklerini öğreniyorum. Alabalıkla konuşmalarımız şu şekilde gelişiyor:

Alabalık: Hoş geldin Safinaz. Şimdi sana anlatacaklarım çok önemli bilgiler. Yardımına ihtiyacımız var. Cappucino ve Frappuccino canavarları uzun yıllardır Dünya'yı ele geçirmeye çalışıyor. Adaları ele geçirdiler. Şimdi sıra denizlerde daha sonra ise karaları ele geçirecekler. Onları bir tek şey durdurabilir o da sende olan bir şey. Seni buraya getirmemizin nedeni; Gri çantadaki bir silah. Onları sadece bu silahla yok edebiliriz.

Bir an afallıyorum çünkü çantayı çatı katında unutmuşum.

..Kafalarınızı dağıtayım biraz dedim :))
Moldaviya Adası Böyle Bir Yer
Cevapla